Hem bir dermatolog, hem de 42 yaşında iki çocuk sahibi bir anne olarak, hanımların doğum sonrası neler yaşadıklarını ve ne hissettiklerini çok iyi anlıyorum. Doğum sonrasında sağlığınız ve cildiniz için ne tür önlemler almalısınız, kaçıncı ayda hangi bakımları tercih etmelisiniz, hepsini sizler için kaleme aldım 

Öncelikle şunu belirtmek isterim ki, sağlıklı hamilelik kendine has zorlukları olsa da oldukça zevkli bir süreç.Hamileliğin ilk 3 ayında annenin kanındaki beta HcG ve diğer tüm hormonları hızla yükselir ve bu nedenle annede bulantı-kusma, uykuya meyil ve halsizliğin hakim olduğu görülür. Hamileliğin 3-6.ayı en güzel en zevkli dönemidir, bu dönemde ailelerin anne ile iletişiminin artmaya başladığı “anneye ilginin arttığı” ve annenin de en rahat hissettiği dönemdir. Son 3 ay ise, bebeğine kavuşmanın heyecanının arttığı ama aynı zamanda kişiden kişiye göre değişmekle beraber annenin ağırlaşmaya başladığı, konforunun azaldığı, mide ekşimeleri, hareket kısıtlılıkları (eğilme-doğrulma), vücut ödeminin arttığı, varislere yatkın olduğu ve ciltte çatlakların oluşabildiği dönemdir.


Vee beklenen an geldi; bebeğimiz doğdu. Artık anne bebeğini içinde değil dışında sevecek, onu her an besleyecek ve koruyacak. Tüm aile anneye bebeğini daha iyi beslesin diye destek olacak ama gerçek ilgi elbette bebekte. Tabii olması gereken de bu.

Ancak annenin ihtiyaçları nelerdir? Anne sağlığı hangi aylarda nasıl etkilenir? Neler yapılmalıdır?
Dilerseniz konuyu, aynen hamilelikte olduğu gibi belirli aylar aralığında ele alalım.

Doğumdan Sonraki ilk 3 Ay:

Annenin bebeğini kucağına aldığı ilk anı kelimelerle ifade etmek çok mümkün değil. Bu satırları okuyan anne adaylarının da bu hisleri tatması en büyük dileğim. Zira bu hisler sayesinde annede otomatik olarak iyileşme, kendini onarma ve bebeğini besleme süreci başlar. Doğumu takiben saatler içinde oluşan ‘’Kolostrum’’ denilen ilk anne sütü oldukça yoğundur ve bebeği doyurmaya yeter bu sayede anne doğum sonrası rahat rahat uyuyabilir. Ancak sonraki günlerde sütün kıvamı incelir miktarı artar, sütün besleyiciliği de bebeğin aylarına göre oldukça yeterlidir. Tüm bu bilgileri annelerin çok iyi öğrenmesi gerekir, zira bebeğini gereğinden fazla emzirmek, memede tutmak meme başında hassasiyetten ‘’mastit’’ dediğimiz iltihabi meme başı hastalığı gibi sorunlara kadar yol açabilir. Ayrıca gereğinden sık beslemek (adeta emzik görevi gibi) annede uykusuzluğa, dolayısıyla tahammülsüzlüğe ve mutsuzluğa neden olarak halk arasında “lohusa depresyonu” denilen durumu tetikleyebilir.
İlk 3-4 ayda annelere tavsiyem, çocuklarını doğru sıklıkta ve miktarlarda anne sütü veya yoksa mama ile besleyerek “bebeğin uyku eğitimini” vermeyi hedeflemeleridir. Uykusunu alan bebek annenin de uyumasını sağlayarak anneyi hızla iyileştirecektir. Anne de kendine bakma fırsatı bulacak, kişsel bakımını yapabilecektir.

• Dolaşımı rahatlatmak için düzenli duş almalı
• Bol su tüketmeli
• Dengeli beslenmeli
• Yavaş yavaş bebeğiyle veya bebeği olmadan yürüyüşlere başlamalı.


4.- 6. Ay :

Annede adet görme başlayabilir. Eş zamanlı olarak fizyolojik saç dökülmeleri de olabilir. Bu döneme kadar sağlıklı bir süreç geçirenler, doğru beslenen ve bebeğine adapte olan annelerimiz kilo fazlalıklarından kurtulmaya başlamış olacaktır. Ancak anne sütünün içeriğinin değiştiği ve adet görmeye başlandığı, özetle annedeki hormonların normalleşmeye başladığı bu dönemde hızlı kilo verme süreci durabilir. Bu dönemdeki annelerin bir hekim desteği alması uygun olabilir.
Ciltlerindeki hormonal değişikliği kendilerinin iyi okuması gerekecektir ancak kişisel önerim aşağıdaki durumlarda bir dermatolog tavsiyesi almaktır.

• Yüzünde doğum lekesi olanlar, sonradan yüzünde sivilce çıkan anneler veya vücutlarında çatlakları olanlar, saçları çok dökülenler kan testi yaptırmalı ve doktor kontrolünde gıda takviyeleri almalı

6. Aydan Sonraki Dönem :

6.aydan sonraki süreci anlatmak için annenin süt vermeye devam edip etmediğine bakmak lazım. Annenin süt üretebiliyor olması, adet görüp görmemesi hormonları hakkında bilgi verir. Süt vermenin bitmesi ile anne de ve bebekte uyku düzene girmiş olmalıdır. Elbette anne sütü almayan 6 aylık bir bebek gecede iki veya 3 defa da uyanabilir. Bu konuda anneler bebeklerini mama ile nasıl besleyeceklerini kendi çocuk doktorlarından da öğrenebilirler. “Uyusun da büyüsün ninni” bu sözlerde büyük bir bilgelik vardır. Uyku bebeği büyütür boyunu uzatır, ‘’insülin’’ dediğimiz en önemli metabolik hormonu düzenler. Biz yetişkinlerde ise uykunun olumlu etkisi bizi yeniler. Uykuda yağlar yakılır, kaslar güçlenir, toksinler atıma hazırlanır dolayısıyla ödemler çözülür. Sonuç olarak bu aylardan itibaren iyi uyku sayesinde bile vücut ödemi azalır, metabolizma canlanır dolayısıyla cilt onarılır ve güzelleşir.

“Süt verme bitmiş olan anneler, her türlü iğneli veya iğnesiz bakımlarına geri dönebilirler” Aslında iğneli olan tüm bu işlemler lokal yani bölgesel işlerlerdir. Anne sütüne karışma olasılığı yoktur. Ancak bu işlemler sırasında herhangi bir allerjik tepki gelişirse anneye tedavi vermek gerekecektir. İşte bu durumda verilen ilaçlar anne sütüne karışarak anneden bebeğe geçebilir. Bu nedenle süt verme dönemi bitmeden yapmayı uygun bulmuyorum. Ben de kendime özellikle göz çevremdeki kırışıklar ve kaz ayaklarım için botoxa 32 yaşında başladım. Dolgu yani hyaluronik asit uygulamalarını da ikinci doğum sonrası kilolarımı verdikten sonra yüzümde oluşan boşluklara uygulamaya başladım. Bu sayede cildimde eksiği yerine koyarak tazelenme ve canlanma gözlemledim. 

Ancak sayacağım uygulamaların çoğu herhangi bir madde zerk etmeden uygulamalar olup; cildin onarılması yeniden restore edilmesini sağlayarak canlanmasını sağlayacak olan uygulamalardır.

Kilo alıp vermenin etkisiyle gevşeyen ve yorgun olan ciltler için, altın mikro iğneli radyo frekans, oxgeneo, IPL yapabilir. Bu yöntemlerin her biri aynı zamanda süt veren anneler için de uygundur. Kişinin cildine dışarıdan iğne aracılığıyla bir maddenin zerk edilmediği yöntemlerdir. Hepsinin ortak paydası cildin uyarılmasını tetikleyerek sanki bir yara var ve tamir ediliyormuş gibi onarılmasını sağlar. Oxgeneo ile derinlemesine bir temizlik sağlanırken basınçlı krem püskürtme sistemi sayesinde ciltte pürüzler giderilir cilt aydınlanır. IPL ise yoğun atımlı ışık tedavisi olup soft lazer diye de bilinen bir yöntemdir. Bu yöntem ile cildin en üst tabakasındaki lekeler giderilerek cildin daha parlak ve lekesiz olması hedeflenir.
• Çatlaklar için, yine altın iğneli radyofrekans ve IPL yapılabilir. İlave olarak çatlak giderici ürünler kullanmaya devam etmek ve o bölgenin cildinin gerilmesi için spor, ütüleme etkili iğnesiz radyofrekans ve infrared tedavileri yapılabilir.
• Kilo vermelerine rağmen kurtulamadıkları bölgesel fazlalıkları için lazer lipoliz ve infrared-radyofrekans kombinasyonu olan yöntemler tercih edilebilir. Elbette doğru beslenme ve sporun yeri tartışılmazdır.
• Dökülen saçları için gıda takviyelerinden destek almak iyi uyku ve dengeli beslenmek yeterlidir. Ancak fizyolojik sınırları aşan dökülmelerde dermatoloji uzmanın görüşü alınarak PRP tedavisine başlanabilir. PRP tedavisi, kişinin kendi kanın plazma kısmının tekrar kendisine mikro- iğneleme tekniğiyle verilmesi şeklinde bir yöntemdir. Yabancı bir madde verilmediği için uygulanmasında sakınca yoktur. Süt verenler de tercih edebilir..
• Uykusuzluk yüzünden oluşan gözaltı morlukları için aynı şekilde PRP yapılabilir. Süt verme bitmiş olan anneler ise vitamin mezoterapi şeklinde enjeksiyonlarına başlayabilirler veya aydınlatıcı hyaluronik asit enjeksiyonlarından yararlanabilirler. Süt verme bittikten sonra daha önce de bahsettiğim gibi botox, dolgu ve mezoterapi yöntemlerine başlanabilir. Lazer tedavileri epilasyon amaçlı veya gençleşme amaçlı olarak her iki dönemdeki annelerimiz güvenle yaptırabilirler.

Bebeğinizle mutlu ve sağlıklı günler diliyorum, unutmayın siz kendinizi iyi hissederseniz herşey daha güzel olur.