Bu yılın ramazanı da sonuna geldi işte. Böylesine mitingli nutuklu, çatışmalı kutuplaşmalı; gerek meteorolojik, gerek siyasal açıdan sıcak mı sıcak bir ramazan, ilk kez yaşanmış gibi geldi bendenize.
* * *
Gerçi 16 saat aç susuz oruç tutanlar arasından da gidip katılanların olduğu, uzun nutuklu meydan mitinglerinin modası çoktan geçti ama; TV ekranlarına “en büyük benim, başka büyük yok” iddiasıyla yansıyabilmenin de tek yolu bu.
* * *
Referandum kampanyasının ramazana rastlaması bir taktik sonucu muydu, yoksa bir çaresizlik miydi; kestirmek zor...
Ama herhalde liderler emindiler, her ne pahasına olursa olsun yandaşlarının meydanları dolduracağından...
* * *
Neden bu kadar emindiler, bendeniz bilemiyorum.
40 dereceyi aşan sıcaklarda da meydanlar doluyordu, şakır şakır yağan yağmurlar altında da...
* * *
İstanbul’daki “sükseli hayat” sektörünün “tatiloman”ları, sanırım bugünden çıkmışlardır yola; bayram tatilini Ege, yahut Akdeniz kıyılarında geçirmek için.
* * *
Referandum oylamasına da 3 gün kaldı.
Ondan sonra liderler arası polemikler bitecek mi; zor biter, bu kez de genel seçimler yaklaşmakta...
* * *
Kumkapı’da sıram sıram balıkçı dükkânlarıyla tablalarının arkasında, balıkçı lokantaları var; oralarda çalışan garsonlar arasında Ardahanlı, Muşlu olanlar da az değil.
* * *
Bendenizi asıl şaşırtan Kumkapı’da balıkçı barınağındaki, genellikle turistleri gezdiren motorlar oldu.
Kızkulesi’ne kadar 1 saatlik deniz turuyla İstanbul’un özellikle Sultanahmet yakasını, denizlerden de seyretmenin bedeli 70-100 TL arası...
Ama bendenizi asıl, 30-35 yaşındaki gezi motoru kaptanlarının Gaziantepli olmaları şaşırttı.
Keşke onlarla da röportajlar yapılsa, kim bilir neler anlatırlar...
* * *
Bendenizin liseyi bitirdiği 1946 yılında, İstanbul’un nufusu 600-700 bin kişiydi.
Bugün ise 15 milyona dayanmış durumda. Her saat başı, 15 kişi artıyor İstanbul’un nüfusu...
* * *
Dersaadet’in, kadastrosuz Hazine arazilerine doğru akıyor Doğu’nun da, Güneydoğu’nun da, Orta Anadolu’nun da, Karadeniz’in de kasabalı ve köylüleri...
* * *
“Vatanı ve milletiyle devletin bölünmez bütünlüğü” borazancılığı, sürüp giden iç göçlerle bozuk çalmakta ve siyasal kutuplaşmalar da git gide keskinleşmekte.
* * *
İnsanlar doğdukları yerlerden hoşnut olsalar, neden göç etmeye kalksınlar ki?
Ulusal gelir dağılımındaki aşırı dengesizlik; 20-25 yıl süreceğe benzeyen çalkantılı bir döneme kayılmasının kızağını yağlamakta...
* * *
İstanbul’un nüfusu 3, hadi bilemediniz 5 milyonu geçmeseydi.
Ahmet Rasim’lerin, Hüseyin Rahmi’lerin, Ercüment Ekrem’lerin, Osman Cemal’lerin romanlarındaki İstanbul; ninelerin dedelerin, anneannelerle babaannelerin dünyalarıyla, genç kuşakların dünyaları arasında “yazılı Türkçe güzelliğinin” köprüsünü kurabilmiş olsaydı...
* * *
Olsaydı da bulsaydı, bulsaydı da olsaydı...
Geçin bir kalem...
* * *
Osman Cemal Kaygılı’nın “Çingeneler”i, “Bekri Mustafa”sı, “Aygır Fatma”sı; Kumkapı kıyılarında da, Kısıklı’da da, Merdivenköy’de de hiçbir ortak birikim izi bırakmadan kaybolup gittiğinde...
* * *
“Arife” yazıları da; “gözün üstünde kaşın var” demeyenlerle, “Kaş yapayım derken göz çıkaranlar” arasında bir “burun kıvırmaya” dönmesin istiyor gönül...
* * *
“Yer”küresi üstünde 5 kıtaya serpilmiş 200’ü aşkın “ulus-devlet” var.
Bu devletlerin, yeryüzündeki toplam cezaevi sayısı ne kadar ve nüfusuna oranla en çok cezaevine hangi kıt’alar sahip acaba?
* * *
Bir de kaç kişiye, “I piyano” düştüğü açısından bakmak gerekiyor 5 kıt’aya da, 200’ü aşkın devlete de...
* * *
Piyano sayısıyla, cezaevi sayısının ters orantılı olup olmadığı incelenseydi; ortaya çıkacak tablo, Kumkapı iskelesinden turist alarak denizde gezdiren genç kaptanların, Gaziantepli olması kadar şaşırtıcı olur muydu, olmaz mıydı?
* * *
Bir dahaki ramazana kadar kim bilir neler yaşanacak?
* * *
Herhalde söylenecek nutuklarla, verilecek demeçlerin ve yapılacak yorumların sayısı; yeryüzündeki cezaevi sayısı, yahut piyano sayısıyla kıyaslanabilir düzeyde olacak...
* * *
“Lafla peynir gemisi yürümez” demişler.
Öyle bir yürür ki...
Gazeteler bazen nasıl çekiyor manşeti:
“Burası Türkiye”
* * *
Arif anlar, gerek yoktur tarife,
Boş verin her şeye, bugün arife...
Bul

''Bahar''dı, ''Yaz''dı derken geçiyor hayat...