Dünyanın neresinde olursanız olun eğer bir kadınsanız ruhunuzda yaşamın tüm renklerini barındırırsınız. Orada barındırdığınız bir gönül bahçeniz olur. Bir arka bahçe ya da bir iç bahçe… Öyle ki burada ekilir sevgi tohumları, burada yeşerir şefkatin tohumları,  burada filizlenir merhamet duyguları, burada büyür zarafet, incelik, estetik ve KADIN burada bu bahçede, bu renklerde olur; yoğrulur… Kendi yüreğiyle aynı anda diğerinin yüreğine de dokunur.  Kendi hayalleriyle diğerin hayallerini bir hayata çevirir.

Her kadında olan bu gizli bahçe neden hep gizli kalmaya mahkum? Neden bahçesinde biriktirdiklerini özgürce yaşamaz kadın? Çünkü özgürlük kadın için bedel ödemektir. Bedel ise kadının hikayesini oluşturur. Kadın hikayelerle oluşturup, sevgiyle ördüğü yüreğini özgürce başkalarına akıtmak ister.

Yeryüzünde öyle kadınlar vardır ki; özgür olmak, üretmek, kendi olmak, güzellikler yaratmak, var olan kötüye baş kaldırmak, dünyayı daha yaşanabilir kılmak için doğmuştur.

Öyle kadınlar vardır mesela;
Vurursunuz,
Vurduğunuz yerden kalkar,
Oradan çiçek açar.
İnanamazsınız,
Yaşamın kendisidir onlar.

Bu kadınlardan biri de FURUĞ FERRUHZAD’dır. Furuğ’ un yaşamı, şiirleri beni her zaman çok etkilemiştir. Tahran’ da 1935 yılında dünyaya gelen Furuğ, 16 yaşında evlenir. Bu evliliği tercih etmesinin nedeni ise kocasının da kendi gibi sanatla ilgileniyor olmasıdır. Evliliğinden bir oğlu olur ama Furuğ mutlu olamaz. Hayatı bir işkenceye döner ve oğlu iki yaşındayken dönemin şartlarında gözü pek bir kararla, toplumsal bakış açısına rağmen eşinden ayrılır. Bu kararından sonra kadın kimliğini yok eden her türlü kurala, ataerkil bakışa karşı çıkarak özgürlük ister. İstemekle de kalmaz dönemin şartlarına uygun düşmeyen aşklar yaşar, kadınlara uygun görülmeyen duygular yaşar ve şiirler yazar. Tüm tabuları yıkar ama bunun bedeli onun için ağır olur. İran kanunlarına göre oğlunu bir daha göremez, hayatı bir trajediye dönüşür. Fakat Furuğ, kendine ve kadınlara başkaları tarafından çizilen yaşamı kabul etmez, isyan eder, baş kaldırır, özgür kadının sesi olur.  Şiirlerine tutunur, üretir ve üretir. Modern İran şiirinin en önemli şairlerinden ve modern İran sinemasının temellerinin atılmasında ciddi katkıları olan biri olur. Kısacık yaşamına birçok başarı sığdırır. Ama onun için bunların da bedeli ağır olur.

Furuğ, ahlaksız bir kadın olarak yaftalanır. Ama o yine de her şeye rağmen şu sözleri söyler: “İnandığım başka bir şey de hayatın bütün anlarında şair olmanın gerekliliğidir. Şair olmak insan olmaktır. Günlük davranışları şiirleriyle hiç bağdaşmayan bazı insanlar tanıyorum. Yani sadece şiir yazdıklarında şair oluyorlar, sonra bitiyorlar. İki yönlü olduklarından fakir, kıskanç, mutsuz, dar fikirli, zalim, pisboğaz, açgözlü bir insan olup çıkıyorlar. İşte, ben bu adamların sözlerini kabul etmiyorum.”der. Bu sözler onun neden özgürlüğü için, şiirleri için bu kadar zahmete katlandığını açıklıyor. O arka bahçesini, kendi bahçesinin renklerini yaşamak için yani inandığı hayatı yaşamak için İran’ın Kederli Kadın Şairi olmayı tercih eder.

Her kadının Furuğ FERRUHZAD gibi özgürce kendi gönül bahçesini yaratabilmesini temenni ediyorum. Kendi hayatının sesini, rengini, kokusunu; kendi kurallarıyla, kendi istekleriyle, kendi duygularıyla belirleyebilmesini, kendi iç bahçesinde varolabilmesini ve hayatına nerede, nasıl, kiminle devam ederse etsin o bahçeyi yaşatabilmesini diliyorum.

ben burada özgürlük ve sarhoşlukla
bakarım büyülü gözlerinle
yollarını kararttığın dünyaya
bakarım, büyülü gözlerinin
sırların karanlığında yeknesak
ördüğü duvara. FURUĞ FERRUHZAD