Seçtiğimiz ve seçildiğimiz ailelerimiz oldular aslında. Herkes gitti onlar kaldı!
Gidenler ya da kalanlar acıttığında omuz oldular, gidenler ya da kalanlar mutlu ettiklerinde ise bunu arttırdılar. Oysa biz onlara ne aşk, ne sevda yazıları, ne de şiirler döşenmiştik;, ne de hesaplar kitaplar yapmıştık hayatımızda kalsınlar diye…  Nasıl olsa onlardan çok var sandık belki de.
Çünkü öğretilmiş listeler arasında evlenmek, çocuk sahibi olmak, iyi bir iş sahibi olmak vardı.  Ama  “iyi arkadaşlar” yoktu o listelerde. Ev kredisi hesabı, kredi kartı son ödeme günü kadar bile düşünmedik onların üzerine.  Kimseler öğretmedi iyi arkadaşların hayatın devamı olduğunu. Onları el yordamıyla öğrendik. Gizli kahramanlar oldular hep. İyi günde kötü günde diye başkalarına yeminler ettik ama onlara hiç bir şeyin sözünü vermedik. Yine de orada oldular. O adama, o kadına kalpler gönderdik de onlara durup dururken seni seviyorum demedik. Tanıştığımız günü sonbahar akşamına denk getiremedik, saat ayarı veremedik; öylesine geldiler ve kaldılar. Her şeye rağmen kaldılar. İşte bu yüzden ayrıca güzeldiler.
Eğer bir çocuk yetiştirseydim ona önce arkadaşların güzelliğini öğretirdim. “Seni sana gerçekten öğretecek olanlar onlar” derdim. Yeni moda “evde kedi beslemeyi” de öğretirdim elbette ya da bahçeli evimizdeki çiçeklerle konuşmasını da. Bunları öğretirdim elbette. Ama ellerimde büyüyen bedenin zihnine bir ev ödevi vermek mecburiyetindeysem ona arkadaş sahibi olmayı öğütlerdim. “Her acın bir gün geçtiyse sebebi zaman değildi arkadaşlarındı” derdim. Ne zamanı? Zaman her acıyı dindirirmiş! Ne palavra!. Arkadaşınla paylaşmadıysan, içini açamadıysan, eşlik etmediyse bir öteki sana hangi “zaman” neyi iyileştirdi?
Sevmeyi de silmeyi de öğrettiler. Yaşamı öğrettiler hem de biz yaşamayı kendi kendimize öğrendiğimiz yanılgısıyla olduğumuzda. Ne kaşımız ne gözümüz ne gül yüzümüzdü yanımızda olmalarını sağlayan. Ne hanlar ne hamamlardı gerçek arkadaşları tutan. Teşekkür etmek aklımıza bile gelmezdi çoğu zaman.
Ben ne zaman düştüysem arkadaşlarım yanımda oldu ve düştüğüm çukurlara benimle indiler. Ve ne zaman yükseldiysem paraşüt olup açıldılar benim gökyüzümde. Ne zaman karardıysam hem anladılar siyahımın nedenini hem de bana yeni renkler sundular. Ben bu gün hala varsam eğer, kendi hakkımı da vereyim tamam ama aslında arkadaşlarım buna sebep oldular. Yaşama tüm coşkumla sarıldığımda da, yaşamdan vazgeçmek istediğimde de el uzatıp bundan ne anlamam gerektiğini öğrettiler. Biz birlikte bazen ne günlere sığdık ne de gecelere. Biz birlikte adaleti yarattık kendi dünyamızda. Dudağımızdan kaçtı gitti tüm itiraflar. Biz birlikte tüm bir dünyayı yarattık. Göz göze geldiğimizde anladık ne korkuları, ne yalanları, ne maskeleri, ne mesafeleri. Bakınca başkasının göremediği boşlukları doldurduk birlikte. 
Ben eğer bir çocuk yetiştirecek olsaydım ona derdim ki; “iyi arkadaşlar edin. Ben yok olduğum gün senin kalbine onlardan can gelecek. Sen yok olmak istediğin gün sana hayatı verecek. Sen unuttuğunda sana güzelliğini tekrar öğretecek arkadaşlar edin.” Herhalde miras bırakacağım tek şey bu olurdu.