İyi kötü bir arşivimiz var, yanlışı yoktur eksiği olsa bile... Elbette Başbakan Erdoğan’ın da bu arşivimizde bir yeri vardır, çok lafını arşive almışızdır; geçen gün arşivi karıştırdık, nelere rastladık, çoğu unutulup gitmiş...
Bugün demokratik açılım için herkese çağrı yapan Sayın Erdoğan fi tarihinde, demokrasiye, bugün verdiği önemi vermiyormuş, vermezmiş, “Demokrasi bizim için amaç değil, araçtır” dermiş... Yani demokrasi aracına binmek, ille de aracı demokrasiye götürmek değil! Hele demokrasi aracına binelim, nereye gideceğimizi Allah bilir ya da ulema yolumuzu gösterir.
* * *
Dedik ya, arşivimiz Sayın Erdoğan’dan yana bir hayli zengin...
ama iki lafı bizi hep etkilemiş...
Meydan-ı siyasette “Anamızı ağlattın!” diye bağıran çiftçiye “Al ananı git!” deyişi, bize çok dokunmuştur, sanki bize söylenmiş gibi gelmiştir.
İkinci sözü daha yeni...
TEKEL işçilerine, kusura bakmasın ama, aba altından sopa gösterip “Oturun oturduğunuz yerde, sizin yerinizde olmak isteyen binlerce insan var!” demesi...
Sayın Erdoğan’ın bu lafı da bizi çok etkiledi, ama gerçek...
İşsizliğin tavan yaptığı günlerde, kim gidenin yerine konmaz ki!
Hem bunda şaşılacak ne var?
Yarın, TEKEL işçilerinin direndiği, yatıp kalktığı çadırların önüne bir sandık koyun, “Adalet ve Kalkınma Partisi” çıkmaz mı?
“Çıkmaz” mı diyorsunuz?..
Tecrübesi bedava...
* * *
Sağ olsun, aziz Oktay Ekşi, bizim gazeteleri en hurda köşelerine kadar okumamıza takılır. Ona göre bu huyumuz, yarın kalkacak tren için, bir gece önce gara gidip beklemek gibi...
Lakin geçenlerde bir baktık, sevgili Oktay Ekşi bizim yaptıklarımızı geride bırakıp karşıya geçmiş...
Meğer neler varmış neler!
“Kendisi gibi düşünmeyen birinin aynı gazetede yazmasına bile tahammül edemeyip başka gazeteye geçen;
Babasıyla karıştırdığı başka bir yazara hakaret eden;
Kendisini Babıâli’nin Gurusu (manevi önder) sanan;
Hafta başı vaazlarıyla medyaya yol gösteren;
Tarafsız yazarlara bile tahammül edemeyen;
Karşı olduğu görüşleri savunanlara değil, o konuda sessiz kalanlara dahi ‘Darbe planlarına sessiz kalmak, söylentisine bile kayıtsız kalmak suça iştiraktir’ diyen,
Çok demokrat -isterseniz liberal aydın- olduklarını ileri süren(ler)...”
* * *
Diyeceksiniz kim bunlar?
Bilsek ne olacak, bilmesek ne olacak?
Bilip yazılsa, adamlar baş tacı ediliyor.
Mahkeme kararıyla mahkûm olan bir sahtekâr, bugün nerenin başında biliyor musunuz?
Bilmeyin daha iyi!
* * *
Ortalık zaten toz duman, bir İlber Ortaylı hoca çıktı, yangına kurşunsuz benzinle girdi...
Şu söylediklerine bakın, hem de nerede?
MHP Siyaset ve Liderlik Okulu’nda...
“Her milletin kendine göre vasıfları var. Türklerin de birinci vasfı ‘asker millet’ olması ve tarih yapması. Son yıllarda Türkiye’de milliyetinden utanma duygusu, antimilitarist, asker düşmanı bir topluma doğru gidişi körüklüyor. Burada aynı vasfa sahip olmayan Avrupa devletlerinin kışkırtmasının olmadığını söyleyemeyiz. Askeri vasıflarını kaybeden Avrupa, bizdeki bu vasfın da yok olmasını istiyor. Ordunun siyasete karışması kaçınılmaz. Bu tez tarihsel gerçeklik taşıyor. Sivil siyasetin kendini geliştiremediği ortamda darbe kaçınılmaz. Demokratik açılım boş laftır. Açılım isteyenler gitmez de durmaz da. Kimse kimseye kitle dalkavukluğu yapmak, sempatik görünmek için konuşmasın, bunlar tehlikeli işler.”
Bir rivayete göre, TBMM “2010 Onur Ödülü”nü tarih bilgini Prof. İlber Ortaylı’ya vermek için MHP ile Adalet ve Kalkınma Partisi anlaşmış...
İlber Hoca “Hiç haberim yok! 63 yaşına geldim, böyle şeylerle ilgilenmem” diyormuş.
İlber Hoca bu, sağı solu belli olmaz, kendi sırat-ı müstakiminde yol alır.
Bul

