Artık ne isterseniz onu giyin, moda öldü!

Sex and the City dizisinin ünlü karakterlerinden Carrie Bradshaw'ın dediği gibi, “Her yıl New Yorklu kadınlar geçmişi geride bırakır ve geleceği dört gözle bekler. Buna moda haftası denir.” İstanbul'un çekici semtlerinde de alıcı bulan bu görüş artık eskimeye başladı. Sex and the City bugün çekilseydi, Carrie Bradshaw muhtemelen 'sürdürülebilir moda' anlayışını benimser; geri dönüştürülmüş tekstil modasının peşinden giderdi. Ve tabii ki vegan olurdu...

Artık ne isterseniz onu giyin, moda öldü!

Moda dediğimiz şey, parlak ve erişilemez güzelliklerin sunulduğu bir tür masal diyarı gibidir: Bir yanda acayip konumlara sahip elit insanlar, podyumlarda güzel kıyafetler sergileyen fit vücutlu mankenler, moda dergilerinden fırlamış gibi poz vermeyi nereden öğrendiklerini bir türlü çözemediğimiz Instagram fenomenleri... Diğer yanda da biz, asla onlar gibi olamayacak olan sıradan insanlar... 
 

'Haute couture' endüstrisi de (haute couture: özel siparişi üzerine hazırlanmış, özel dikim giysi) bu 'erişilemezlik' havası üzerine inşa edilmiş bir yapı. Seçilmiş bir azınlık var ve son çıkan trendlere yalnızca onlar erişebiliyor. Yani konu pek bizi ilgilendirmiyor.

Moda haftaları ve takipçilerinin temsil ettiği yaşam tarzı, biz ortalama insanların hayatını etkilenmeyen tuhaf bir oyun gibi görünüyor.

Moda, podyum, defile, koleksiyonlar; sadece sanatçıları, şarkıcıları, mankenleri, Kendall Jenner ve Rihanna gibi starları ilgilendiren türden şeyler değil mi sizce de?
 

Genç kuşağın tüketim şekli değişti

<strong>Gen&ccedil; kuşağın t&uuml;ketim şekli değişti</strong>

Neyse ki son zamanlarda moda anlayışı gerçekten değişmeye başladı. Bunu ben değil, ABD'li moda direktörü Cameron Silver söylüyor.

Forbes'e 'haute couture' dünyasının durumu hakkında demeç veren Cameron Bey, “Moda endüstrisi şu anda varoluşsal bir kriz içinde. Genç kuşakların tüketim şekilleri değişti. Müşteriler artık defilelerle eskisi gibi ilgilenmiyor" demiş.

Bu itiraftan şunu çıkarabiliriz: Üst düzey giysilere olan ilgi azalırken, moda haftalarında yapılan şovlar da eskisi kadar gösterişli hazırlanmıyor. Hatta ve hatta istatistiklere göre, 1977'de ev harcamasının yüzde 6,2'si giyime ayrılırken, şimdi bu sayı yüzde 3'ten bile daha aza inmiş durumda!

Anlayacağınız günümüz dünyasında çok az insan gerçekten 'moda' ile ilgileniyor. 

Sürdürülebilir moda revaçta

<strong>S&uuml;rd&uuml;r&uuml;lebilir moda reva&ccedil;ta</strong>

İçinizdeki Carrie Bradshaw şu an çaresizlik içinde çığlık atıyorsa susturun; çünkü onu yeni bir konseptle tanıştırmanın zamanı geldi: Sürdürülebilir moda.

Bu kavram, özetle şöyle açıklanabilir: Artık tüketiciler ürünlerin nereden geldiğini önemsemeye başladı. Organik gıdalar, ev eşyalarının işçiliğine verilen önem, sürdürülebilir, etik olarak üretilen giyim markaları hiç olmadığı kadar revaçta.

Zaten moda endüstrisi, dünyadaki en büyük ikinci kirliliği yaratan ve gittikçe daha fazla insan hakları ihlali yapan bir sektör. Yani insanların ikinci el alışverişe yönelip 'etik' markalar gibi daha sorumlu seçenekleri tercih etmesi, son derece mantıklı. 
 

Yine de 'yüksek moda'nın ölümünü sadece buna bağlayamayız. E-ticaretin bu kadar ilgi görmesinin de ciddi bir düşüş yarattığı gerçek...

Hepimizin mutlaka birkaç tişört alıverdiği internetteki online perakendeciler, yavaş ama emin adımlarla, tasarımcıların güvendiği geleneksel alışveriş deneyimini öldürdü.

Halbuki eskiden mesele Gucci'den alışveriş yapmak değil, Gucci'de alışveriş yaparken görülmekti. Dükkanın ihtişamıyla ilgili bir deneyim yaşamaktı. Sizi değerli hissettiren satış görevlileriyle vakit geçirmekti... Carrie Bradshaw gibi hissetmekti!

Üst düzey tasarımcılar, müşterilerine 'ilgi' satıyordu ve bu, online alışverişte yoktu.
 

Ama e-ticaret siteleri de, müşterilerine memnuniyet sunmayı öğrendi artık. O beğendiğiniz elbiseyi birkaç tıklamayla, üstelik daha da ucuza, kapınızın önüne kadar getirtebiliyorsunuz. İşimiz moda haftasına kalsaydı bitmiştik! Çünkü podyumlarda yeni koleksiyonları sunan markalar genellikle 6 ay müşterilere satış yapmaz ve bu durum, trendde kalmanın bir yolu olarak kullanılır.

Hal böyleyken, neden online olarak benzer bir elbise almayalım ki?
 

Bir giysiden beklentilerimiz de değişti tabii. İşyerlerinde giyim kuralları gevşedikçe, uzun zamandır moda evlerinin ekmeği olan 'özel takım elbise' veya 'kalem etekler'e ihtiyaç kalmadı.

Artık tekrar tekrar giyilebilecek, çok yönlü, dayanıklı kıyafetler tercih ediyoruz. Mantıklı olan da bu zaten!

Dünya öyle bir hızla değişiyor ki; artık ev almak değil, parayı deneyimler için harcamak moda!.. İstatistiklere göre bir insanın aylık harcamasının yüzde 18'ini kapsayan deneyimler (seyahat, aktiviteler, dışarıda yemek yemek vs.) gittikçe artıyor. Sonuçta bir sürü like alabilecek o selfie'yi odanızda çekemeyiz!
 

Neden sosyete pazarından alınmış 20 TL'lik bir tişört giymeyelim?

Neden sosyete pazarından alınmış 20 TL&#39;lik bir tiş&ouml;rt giymeyelim?

Velhasıl, pahalı markalar artık birer statü sembolü değil. Eskiden kendimizi başkalarıyla kıyaslarken, insanların kıyafetlerini her yönüyle analiz etmeye yetecek kadar vaktimiz vardı. Şimdiyse Instagram'a bir fotoğraf attığımızda takipçilerin giydiğimiz markayı anlayabilmesi pek mümkün değil. Kıyafet iyi göründüğü sürece, neden sosyete pazarından alınmış 20 TL'lik bir tişört giyilmesin ki?

Bu makaleye ifade bırak