MagazinRSS
21.07.2013 - 17:15 | Son Güncelleme: 21.07.2013-17:28

Arzu Okay '' Allah Razı Olsun Erotik Filmlerden''

Yeşilçam'ın erotik güzeli Arzu Okay ile kısa bir röpartaj yapıldı. Arzu Okay oynadığı filmler hakkında açıklamalr yaptı. Meral Okay ; Annem dedi ki bir gün, “Utanmıyor musun böyle resim çektirmeye”, “Yoo” dedim. “Sen benim çektirdiğim o resimlerin parasıyla yaşamaya utanmıyorsan ben niye utanayım?”

Sitene Ekle
Arzu Okay '' Allah Razı Olsun Erotik Filmlerden''
Onunkisi tam anlamıyla bir ‘ikinci hayat’... İlki pek erken, 14 yaşında başladığı için çok yol almış. İki hayatı arasında hiçbir paralellik yok.
Arzu Okay’a eski hayatından kurabileceğim tek köprü, o cıvıl cıvıl yeşil gözleri ve sempatik gülüşü olsa gerek. Hâlâ çok etkileyici ve güzel. Paris kafelerinin birinde buluşmak için sözleştik. Oraya vardığımızda Arzu Okay’ı kitap okurken bulduk. Tam bir kitap kurdu zaten. Harika bir gün geçirdik. Neşeli ve alçakgönüllü haliyle bizi ağırlarken bir yandan Türkiye’deki kızı Eda’yla konuştu gün boyu.
 
14 yaşında girdiği sanat dünyasında geçirdiği 10 yıl boyunca 100’den fazla film çeviren Arzu Okay, 70’li yılların sonunda Yeşilçam’ın o ‘karanlık’ döneminden nasibini fazlasıyla alan oyunculardan oldu. Seks filmleri furyasında güzel fiziğiyle süslediği film kareleri, kaderini belirledi. O artık çoğu kişi için bir ‘seks’ yıldızıydı.
 
Oysa 20’li yaşlarının başındaki bu genç kadın, setten çıkınca grevlere gidip sol görüşlü arkadaşlarına destek oluyor, bir yandan da ‘Başka ne iş yapabilirim’ in derdinde, sekreter ya da hostes olarak ekmek kazanmanın yollarını arıyordu. Açıktan sınavlara girip liseyi bitiren, filmden kazandığı parayı Londra’da İngilizce öğrenmek için harcayan bu genç kadın, çoğumuzun yapamayacağı bir şeyi yaparak, sıfırdan başka bir hayata yelken açtı.
 
Ticaret hayatında Devlet Bakanı’nından ödül alacak kadar da işini büyüttü. Başkalarının kendine biçtiği rolü beğenmeyenler için, değişmek isteyenler için, yeni baştan başlamak isteyenler için bir rol model Arzu Okay. Eğitimin para ve imkanlardan ziyade, ‘istemek’le ilgili olduğunu gösterdiği için. Tolstoy’un çok sevdiğim sözü:
 
“Herkes dünyayı değiştirmek ister ama kimse kendini değiştimeyi düşünmez”. Okay, okumuş, düşünmüş, kendi penceresinden hem dünyayı değiştirmek istemiş, hem de kendini değiştirmiş. Özünü bulma yolculuğuna şapka çıkarıyorum... İyi pazarlar
 
 
Kendini hayatla ilgili nerede hissediyorsun?
 
Şimdi benim olduğum yerle benim tanındığım yer arasında uçurum var. Ben kendimi çok doğru bir yerde buluyorum. Olduğum yere çok emekle, zor geldim. Ama iyi de bir yere geldim. Hatta geçmişimde yanlış yaptığımı da söylemem. Yani belki sonraları canımı acıtacak bir şeyler yaşamışımdır ama o gün için onlar bana göre doğruydu.
 
Nasıl bir çevren var burada? Ne kadar zamandır sen Fransa’dasın?
 
86’dan beri buradayım. İş kurdum, çok iyi yerlere geldim, sonra battım. Çıktım, battım, çıktım filan.
 
 86’da Türkiye’de ne durumdaydın?
 
Çok iyi bir konumdaydım. Türkiye’nin en büyük beş deri ihracatçısından biriydim. 600 kişi çalışıyordu yanımızda. 3 bin metrekarede ihracat yapıyordum,
15 milyon dolar ciromuz vardı sıfırdan başladığımız bir işte.
 
“Fizikçi olmak istiyordum ama olmadı çünkü geçim derdi vardı”
 
Niye Fransa?
 
Tamamen ticari nedenler. Yurt dışında bir yer açalım dedik. İade mal kalıyordu elimizde. Madem bizim bu sattığımız fiyatın üstüne bu kadar kâr koyup satıyorlar, biz de satarız o zaman dedik.
O dönemde evlendim ve buraya geldim.
 
 “Tanındığım yer ile olduğum yer arasında çok uçurum var” dedin. Hayatının ikinci bölümünden kaç kişi bilir senin geçmişteki hayatını? Film yıldızlığını mesela...
 
Film yıldızı olduğumu herkes biliyor. Ama beni tanımak için bana zaman ayıranlar bilir benim nasıl olduğumu. Herkes için geçerli bu. Birisini tanımak için ona zaman ayırman lazım. Onun için de emek vermen lazım.
 
Fransa’daki çevren mesela?
 
Onlar çok daha keyifli. Fransa’daki ilişkiler çok daha farklı. Önyargılar çok daha arkada kalmış vaziyette. Benim iş yaptığım, mal sattığım en az 100 kişi diyelim hepsi benim oyuncu olduğumu biliyorlar. Tabii bunları onlara anlatanlar diğerleri. Türkler... “Aa biliyor musun Arzu Okay kimdir, erotik filmlerde oynardı, şöyle yapardı böyle yapardı” Ama onların bana bakış açıları değişmiyor. Onlar beni ben olarak algılıyorlar. Bizimkilerden farklılar. Aslında sinema sinemadır. Kötü film vardır, iyi film vardır. Yoksa bir filmin köy filmi ya da erotik film olması arasında bana göre bir fark yok. Mühim olan düzgün sinema yapılmış olması. Ha beni şöyle eleştirirsin: “Arzu abla sen kötü filmlerde oynamışsın.” Oynadım, tabii.
 
Neden? Seçme şansın mı yoktu?
 
Yok hayır, yoktu. Gerçekten çok fazla emek harcanmayan, çok çabuk tüketilen filmlerde oynadım. Sırf ben oynamadım ki. Herkes oynadı.
 
Erotik filmler niye senin üzerinde bir etiket olarak kaldı? Çünkü esasen senin çevirdiğin filmlerin 5’te 1’i kadar.
 
Evet, sadece o kadar. Ama son dönemimde onlar var. Köy filmleriyle bitseydi sinema kariyerim, köy filmleriyle hatırlanırdım.
 
Film çevirmek senin için ne ifade ediyordu? ‘Ekmek kazanmak’ mı, yoksa artistliği sevdin mi? Kiminin çocukluk hayalidir...
 
Yok ben oyuncu olmak istemiyordum, fizikçi olmak istiyordum. Ben okulun ya birincisi ya da ikincisiydim. Ciddi ciddi fizikçi olmak istiyordum. Çok da istiyordum, çok da kafa yoruyordum. Olmadı çünkü geçim derdi var, evin geçindirilmesi lazım.
 
Kaç yaşındaydın o zaman?
 
Ben 14 yaşımda başladım bu işlere. İlk olarak bir fotoromanda oynadım.
 
Nasıl buldular peki seni?
 
Yarışma ile. Annem beni Yarışmaya soktu. Resmimi gönderdiler. Sonra Saklambaç’ta Zeki Müren’le oynadık. Ondan sonra Saklambaç Günaydın’ın ekiydi, ben Günaydın’ın maaşlı memuru gibi oldum. Hafta sonları okul olmadığı günlerde pay kuponu dağıtılıyordu, onları 1 ay topluyorsun; işte tencere, tabak mikser, saç kurutma makinesi, artık ne veriyorlarsa alıyordun. Ben onların fotomodelliğini, tanıtımını yapıyordum. İşte elimde mikser, bilmemne saç kurutma makinesi, neyse.
 
“Kadir İnanır’la veznede maaş kuyruğuna girerdik”
 
Ne kazanıyordun hatırlıyor musun? Ya da oradan kazandığınla ne yapıyordun?
 
Eve getiriyordum. Bayağı kazanıyordum ama. Fotoroman başına 500 lira alıyordum. Çok faydası oluyordu. Günaydın gazetesinin altında bir vezne vardı. Bütün gazeteciler, ben, bir de Kadir İnanır, o da fotoromanlarda oynuyordu o zamanlar. Hepimiz kuyruğa giriyorduk. Ay başında maaş almak için.
 
 Okul?
 
Okul, sinemaya başladığım zaman bitti. Yaşım tutmuyordu-15 yaşındaydım-vekalet filan verildi İtalya’ya gittik. Avrupa Sinema Güzeli Yarışması vardı. 4’üncü oldum. Sonra ilk sinema filmim var Ayhan Işık’la. O arada gece lisesine yazıldım ama gidemedim. Tabii set şartları, çekim bitmiyor ki bazen gece 11.00’e kadar.
 
Sen Ayhan Işık’ın karşısında başrol oynarken, Işık kaç yaşındaydı?
 
O benden çok yaşlıydı. En az 20 yaş büyüktü benden. Fazladır belki.
 
Bir çocuk için garip bir his değil mi kadın gibi davranmak? Âşık bir kadını oynamak?
 
Yani Ayhan abi o kadar usturuplu, o kadar düzgün bir adam ki. Öpüşme sahnemiz var. Çocuğum, görüyor sonuçta. Aldı beni çevirdi. Öpüşmeden sahneyi geçirdi. Çok özen gösterdi. Çevremdeki herkes benden nereden baksan 15 yaş büyüklerdi. Çocuk gibi, kardeş gibi davrandılar bana. Sinemada hiç rahatsızlık hissetmedim kadınlığım ya da genç kızlığımla ilgili.
 
“Arzu sen kendine haksızlık ediyorsun, artık yeter dedim”
 
Ailen film hayatının her aşamasında yanında oldu mu? Erotik dönem başladığında tepkileri ne oldu?
 
Annem dedi ki bir gün, “Utanmıyor musun böyle resim çektirmeye”, “Yoo” dedim. “Sen benim çektirdiğim o resimlerin parasıyla yaşamaya utanmıyorsan ben niye utanayım?”
 
Kırılma noktası nasıl oldu?
 
Ben bu işi artık yapamayacağım dedim ve bitti. Çünkü bir iş yapıyorsun, oradan çıkıyorsun başka bir insan olarak yaşantına devam ediyorsun. Tabii ki oyunculukta illa hayatındaki gibi roller düşmüyor sana. Ama ne olursa olsun kendine saygını yitirmemen lazım. Başkalarının sana saygı duyup duymaması onların problemi, beni çok ilgilendirmiyor. Kendime bir yerden sonra “Arzu sen kendine haksızlık ediyorsun, artık yeter” dedim.
 
Yeni hayat için yeteri kadar paran var mıydı?
 
Erotik filmler sayesinde param vardı, Allah razı olsun onlardan. 80 küsur diğer filmlerimden hiç para kazanamamıştım. Ciddi ciddi aç kaldım. Yoksa zevkine mi gideceğim, oynayacağım erotik filmlerde.
 
Aç kalmak derken... İçinde bulunduğun şartları tarif etmen gerekse ne dersin?
 
O zamana kadar kazandığımla ancak aileme ve kendime bakıyorum. Kirada oturuyorum. Para gelince önce anneme veriyorum, sonra kalırsa bana. Bir dönem dram filmleri furyası vardı. Sırasını hatırlamıyorum. Sonra işte köy filmleri. Onlar bitti kovboy, sonra komedi furyası. Bitti, bitti... Sonra her şey bitti, hiçbir şey çekilemez hale geldi sinemada. Yok yani beş kuruş yok. Mecburen oynuyorsun erotik filmlerde. Mercimeği haşladım, soğanları kavurdum. Ama kıyma alacak param yok.
 
O zaman karar verdin... Bir filmde ilk soyunma mı olacaktı?
 
Tabii. Yani bikiniyle filan muhtemelen oynamışımdır önceki filmlerde ama.
Deniz kenarında filan o kadar.
 
 Kazandığın parayla ne yaptın? Ev mi aldın?
 
Evi oradan kazandığım parayla alamadım. O parayla İngiltere’ye gittim, dil öğrendim. O bitti, geri geldim. Sonra şarkıcılık yapmaya kalktım. Tabii muhteşem bir ses olduğu için bende! Sonra İbrahim Tatlıses’le bir turneye çıktık. Turneden kazandığım parayla Topağacı’ndaki evimi aldım.
“Yorgunum,  görünmez olmak istiyorum”
 
Peki Arzu şimdi kendisi için ne hayal eder?
 
Kaybolmak istiyorum. Görünmez hale gelmek.
 
Niye?
 
Yorgunum. Gerçekten çok sıkıldım. Çalışmaktan da. Normalde en kötü şartlarda
40 senede emekli oluyorsun. Ben bir de 14-15’te işe başladım. Bir-iki sene içinde işleri toplayıp çok sakin bir yere gitmek istiyorum. Yazı filan da yazıyorum kendi kendime. Onları toparlamak istiyorum. Daha çok yazmak, yemek yapmak, sakin bir hayat özlüyorum.
 
 
“Ben bu yaşımda  iyi bir film olursa göğsümü yine açarım”
 
 
O dönemin Yeşilçam’ı bu filmleri biraz sanat kaygısıyla çekseydi sizin gibi bir grup yıldız da bundan bu kadar zedelenmemiş olurdu imaj olarak.
 
Ben de onu anlatmak istiyorum. Kötü film var, iyi film var. Yoksa ben göğsümün görünmesinden hiç de rahatsız değilim. Ben bu yaşımda çok gerekirse, iyi de bir film olursa göğsümü gene açarım. Yani n’olacak? Göğsümle burnum arasında ne fark var? Yeter ki iyi çekilsin.
 
Doğru düzgün bir senaryo ve film olsaydı, senin erotik filmler çevirmiş olmanda bir sıkıntı olmaz mıydı?
 
Evet. Ama biz film yapmadık. Sadece pazara hitap ettik. Çok kötü filmler çekildi. Herkes geçim derdindeydi. Arz-talep meselesi. İnsanlar istedi, yapımcılar da yaptı. Herkes kendi payını becerebildiği kadarını aldı. Ama sonuçta kimin başına patladı? Niçin benim yaptığım filmlerin yapımcısı, yönetmeni, kameramanı eleştirilmiyor? Neden erkek oyuncusu eleştirilmiyor? O erkek oyunculardan daha sonra ödül alanlar da oldu. Her şey unutuldu gitti. Ama işte Türk toplumunun kadın üzerindeki baskısından bahsediyoruz.
 
Erotik filmlerde oynayan kadın oyunculardan, sinemaya başka tip rollerle dönen olmadı mı?
 
Olmadı. Bir-iki kişi var evlendi. Erkekleri zaten biliyoruz. Ali (Poyrazoğlu) kariyerine devam etti. Bülent Kayabaş, Aydemir (Akbaş) devam etti. Çok başarılılar hepsi.
 
“Film yıldızı olmak için yaratılmamışım”
 
Kendini film yıldızı gibi hissedip çok gurur duyduğun oldu mu?
 
Ben kendimle ilgili hiç öyle şeyler hissetmedim. Karakterimde yok herhalde. Hiç olmadı. Film yıldızı olmak için yaratılmamışım. Üç tane çocuğum olacak. Evde oturacağım. Kitaplarımı okuyacağım. Belki de bir işte çalışacağım. Böyle yaşamak isterdim. İstediğim şey oydu.
 
 Demek ki Türkiye’de başka sektöre geçince de eski hayatından sıyrılamamışsın. Yoksa başka ülkeye gitmezdin bence.
 
Toplum baskısına maruz kaldığım doğrudur. Ticarete 24-25 yaşımda İstanbul’da başladım. Önce tanımazlardı beni. Makyajsız falan. Diyorum “Ben bu dükkanı tutmak istiyorum”. “Kızım senin baban yok mu, kocan yok mu?” diyor. “Yok ben tek başıma geldim, tutmak istiyorum” diyorum. Adam yine de direniyor. Sonra adımın Arzu Okay olduğunu öğreniyor. Ya rahatsız ediyor ya da kiraya vermiyor.
 
Sadece artist olmaktan mı yoksa erotik film çevirmiş olmaktan da mı kaynaklanıyordu bu tavır?
 
İkisi de ama sanırım erotik filmlerin tesiri daha fazladır. Onlar olmasaydı da bana sıcak bakacaklarını sanmıyorum. Ticarete soyunuyorsun neticede. Sadece kadın olmak bile zor o dünyada.
 
Ticaret sana hitap etti mi peki, filmlerden daha çok?
 
Evet, evet. Yaptığım işi çok sevdim ben. Çok uzun yıllar çok severek yaptım. Sıfırdan başladım ve çok emek verdim. Aslında belki de sinemada olduğum yeri çok kolay kazanmıştım. Geldi güzel bir kız, al sana Ayhan Işık’ın karşısında başrol. Ama ticaretin içine girdiğimde böyle olmadı. Çok sıfırdan başladım. Tırnağımla dişimle kazıya kazıya geldim.
 
“Türkiye ile ilgili komşuculuğu özlüyorum en çok”
 
Türkiye’ye dönmeyi düşünüyor musun?
 
Eskiden idealim Siyah Afrika’ya yerleşip 6 ay orada, 6 ay Fransa’da ve Türkiye’de kalmaktı. Kongo olur, Kenya olur. Senegal fazla turistik. Öyle bir niyetim var. Çok da kolay orada yaşamak. Çok ucuz, çok basit.
 
İşler nasıl gidiyor?
 
Kötü. Feci. Türkiye’den deri alıyorum, burada satıyorum. Krizin de etkisi var. Cirolar bayağı düştü. Allah’tan benim fazla masrafım yok. Az bir şeyle dönüyorum. Geçindiriyor geçindirmesine de artık parayı az düşünerek yaşamak istiyorum.
 
Sana böyle dizilerden teklif gelse kabul etmez misin?
 
Bilmiyorum, yaparım belki de.
En çok yazmak istiyorum. Hikaye yazarım, şiir yazıyorum. Habire yazıyorum. Bir ara internet gazeteciliği yaptım ama iş hayatı içinde vakit olmuyor. İşi bırakmak lazım ki yazabilesin.
 
Türkiye ile ilgili özlediğin bir şey var mı?
 
Komşuculuk. Komşu olmak. “Defne, limon göndersene, sende var mı?” diyebilmek.
 
Gecenin bir yarısında Fransız’dan limon istesen ne yapar?
 
Kapıyı açmaz. Ama burada da başka bir şey var mesela. Kontrollü bir saygı var. Günaydın, günaydın. Herkes birbirine ciddi bir saygılı. Asansöre biniyorsun “iyi günler” diyorlar. Metroda kapıyı tutuyorsun arkandaki için, o da senin için tutuyor.
Türkiye’de asansöre biniyorum, “iyi günler” diyorum herkes bana bakıyor. Cevap vermiyorlar.
 
Sen anne olarak Eda’nın eğitimine nasıl bir yatırım yaptın?
 
Fransızca, İngilizce, İtalyanca, İspanyolca ve Türkçe konuşuyor, yazıyor. Zaten babası Amerika’da yaşıyor. Fransızca’sı var, Türkçe’si zaten var, evde o bana Fransızca sorduğu zaman Türkçe cevap veriyordum. Orta sonda filandı, İspanyolca’dan 20 üzerinden 3 getirdi. İspanya’da bir müşterim vardı, hiç kimsenin İspanyolca dışında bir dil konuşmadığı bir yerdi. Oraya gittik. “20 üzerinden 3 getirmeyecektin çocuğum” dedim.
 
“Benim yapamadıklarımı çocuğum yapsın” var mı biraz?
 
Mutlaka. Eda ressam olmak istiyordu. Sorbonne’un güzel sanatlarını bitirdi. Madrid’de mastır yaptı. Grafik tasarım üzerine. Sorbonne’da da açıktan bir mastır yaptı. İstanbul’da ilk sergisini açtı. İkincisini Paris’te açtı. Oyunculuk eğitimi aldı iki sene burada ayrıca.
 
Anne olarak gurur duyuyor musun çok?
 
Çok seviyorum kızımı. Benim ona desteğim manevi. Eğitim yatırımı yaptım derken öyle çok para falan harcamadım. Burada yaşamanın avantajı var. Bir defa Sorbonne bir devlet üniversitesi. Ekstra para yok. Üç sene yaz aylarında üst üste, yabancı dilleri için yurt dışına yolladım. Ama söyleyeceğim rakamlar çok komik. Bir ay mesela oradaki okul parası ve aile yanında kalma parası 1000 avroyu geçmemiştir. Bir de cep harçlığı.
 
Eda için ne istiyorsun?
 
Mutlu olmasını. Hayatta en çok insanları sevmesi çok önemli. Sevgiyi bilmesi lazım hayatta. Sevmeyi bildikten sonra gelir arkası her şeyin. Doğru bir yerde olsun. Hayatın içinde bir duruşu olsun mesela. Kimseyi yargılamaya hakkı olmadığını bilsin. Herkesin duruşu kendine. Bu solcu da olur, sağcı da olur, cumhuriyetçi de olur, ulusalcı da olur, faşist de olur. Neyse o duruş, içinde kendini taşısın. “Ben buyum” desin kendi kimliği içinde. Koysun ortaya ve o kimliğine sahip çıksın.
 
“Oruç Aruoba’ya âşığım, arayacağım onu”
 
 Politize bir kimlik olduğunu da biliyorum. Kuvvetli fikirleri olan, aynı fikirleri paylaşan kişilerle dünyayı değiştirmek için fikir birlikteliği yapabilecek bir kadınsın. O dönem Türkiye’nin siyasi kargaşasında rolün neydi?
 
Hiçbir zaman önlerde yer almadım. Ama çok fazla öndeki insanların yanında oldum. Kendime göre bir grubum oldu.
 
Sol gruplar diyebilir miyiz?
 
Evet.
 
O politize oluş da seni etkilemiş olabilir mi? Acaba bu değişimin ana ekseninde o mu var?
 
15-16 yaşından itibaren çok yoğun okudum. Okula gidememenin acısını böyle kapattım. Bütün çevrem de sol grupların içindeydi. Belki de onlar yönlendirdi. Denemedim değil. Sağ görüşlerden de okuduğum şeyler oldu başlangıçta öğrenmek için. Ama bu taraf bana yakın geldi.
 
Soldan hangi yayınlar seni etkiledi?
 
Çok genç yaşlar için... Felsefenin temel ilkelerinden başlayalım. Erasmus... İlk başlarda Jack London. Bir gazeteci ağabeyimin verdiği kitaptı, Beyaz Diş. ‘Metafizik’ diyor, hiçbir şey anlamadım. 15 yaşındayım. Koydum kenara. Önce başka bir şey okumam lazım ki bunları anlayabileyim diye. Sonra zaten arkadaşların yönlendiriyor seni. Çok küçüğüm tabii. Şimdi Oruç Aruoba’ya âşığım. Öyle bir gidip geliyor ki... İlişkiler içinde, hayatın içinde. Muhteşem. Cesaretimi topladım, arayacağım onu.
 
 

En son çıkan oyunları mı merak ediyorsunuz? Oyun tutkunları buraya!

Yorum Yazın
Gönder
Detaylı Ara
En Çok Konuşulan Haberler

Çok derin ve engin bilgi sahibi olanlar nasıl kütüphanedirler?
©Copyright 2014 Sitemizde yayınlanan haberlerin telif hakları gazete ve haber kaynaklarına aittir, haberleri kopyalamayınız.