- İkisinden birini seçmek zorunda değilim.
- Bilinen hikayelerinde üçüncü bir seçeneğe pek sık rastlanmıyor.
- Bu senin bilmediğin hikayeler de var anlamına gelir.
- İnatla ne Suç olmayı ne de Ceza olmayı kabul etmiyorsun.
- İnatla kabul ettirmene rağmen, evet, kabul etmiyorum.
- Bu kadar ısrar etmenin sebebi daha kötü bir seçenek olduğu için mi?
- Aşk olan yerde kötü ne arar?
- Yok artık, o kadar da değil. Sen bende yaşıyor olabilirsin ama ben senle birlikte bu gezegende yaşıyorum. Nasıl söyleyebilirsin bunu? Bu kadar kötü... Hadi yumuşatayım; bu kadar "çok da iyi olmayan bu gezegende" nasıl kötü olan bir yerde olmadığına ikna olayım.
 -İki sebepten dolayı, ilki; Aşk olduğu düşünülen bir yer kötüyse zaten orada yoktur, ikincisi; kötü bir yerde Aşk olduğunda orası zaten iyileşir.
- Bu biraz pazarlama sloganı gibi geldi bana.
- Peki, o zaman bir sürahi kap gel, pazarlama gösterisi yapayım, beğenirsen alırsın.
- Boş mu olsun?
- Hayır, içinde Sen olucaksın.
- ???
- Bedeninin yaklaşık yüzde yetmişbeşi su olduğuna göre, çoğunluğunu bir sürahiye doldurabilirsin.
- Eee?
- Masada yer aç çünkü bu gezegendeki her insan için de bir sürahi olacak!
- Sanırım bu sürahiyi boşuna getirttin bana, biraz geyik mevzu var gibi.
- Elbette yok, şimdi o içinde SEN dolu sürahiye, saf su olarak Aşk katalım, ortalama bir ömürlük.
- Ve?
- Şimdi, kimya bilgin hiç olmasa bile, cevaplayabilir misin; SEN ile karıştığında, saf olarak mı kaldı yoksa sana mı bulandı, içine dökülen bu saf su?
- Tamam, burada belli bir ölçüde saf suya müdahalem olmuştur, kimyasallarımla. Diğer insanlar için sürahiye ne gerek vardı?
- "Yedi milyarı geçkin insan yaşayan bu gezegende, herkesin tıpkı parmak izi gibi kendine özel bir kimyasal yapısı vardır" dersem; abarttığım düşünülmez sanırım. İşte bu saf suyu kime katarsan kat, aynı oranda katılmış bir başkasından daha farklı kimyasala dönüşecektir. Doğal olarak da her bedende farklı tepki verecektir.
- Bu dediğinle Aşk beni değil, BEN aşkı değiştiriyorum.
- Ve bu değişimi; kendi içinde karışan kimyasallarınla yaşıyorsun, sonra da bana çamur atıyorsun. Saflığını Senleştirdiğin sudan çıkartıp.
- O kadar da masum olmasan gerek, yoksa mükemmel kimyasalı olan beden var da, bi ben mi değilim?
- Kendine haksızlık etme, temiz yada kirli kimyasal olmaktan bahsetmiyorum. SEN ne kadar taşlaşmışsan dökülen sıvı üzerinden o kadar hızlı akar gider, içine çekmen çok zaman alır. Ne kadar topraksı bir dokun varsa dökülen tüm suyu içine doldurursun; saflığın tüm değerli mineralleriyle.
- Yine de saflığın yeterince güçlü değil demek ki, taşı bile süngere dönüştüremediğine göre.
- Dönüşmez demedim ki, çok zaman alır dedim.
- Hala çok ikna olamadım, yeteri kadar sevmediğim için mi yoksa senin de bir limitin olduğu için mi, bunun çok sürmesi?
- Sadece zaman ve miktarı sınırladığın için ters düşünüyorsun. Katılan saf su Senleştiğinde daha fazla bu saf suyu katabileceğini görmüyorsun.
- O zaman benim kimyasallarım BEN olmaktan çıkmaz mı?
- O zaman SEN saflınağa kavuşmuş olmaz mısın, böyle yoğun bir sevgi ile dolu sürahinin içindeki AŞK ile?



Facebook sayfamda düşüncelerinizi paylaşabilirsiniz

Birol Boyacıoğlu
brlbo.com