Gezegenin her yerinde, herkesin dilinde; Barış kelimesi dolaşıyor, eskiden de olduğu gibi. Savaşların bile Barış sağlamak için yapıldığını göstere göstere duyulan bir Barış hali var üzerimizde. Duyulmadığı tek bir gün bile yok çevremizde. Eşimiz dostumuz, sevdiğimiz hatta sevmediğimiz her kim varsa hepsinin, kesinlikle Barış istediğine şahit olabiliriz. Bunu isterken herkesin içtenlikle istediğine hiç şüphe duymaya da gerek yok. Kim ister ki savaş olsun?

Peki, nerde bu çok istenen Barış?

Bu kadar çok istendiği halde neden hiç ortalarda görünmüyor. Birileri ele geçirdi de ikna etmeye mi çalışıyor; 'Barış dediğin döve döve sağlanır!' diye bilinmez. Tek görünen; kişi, kendiyle sağlayamadığı Barış halini, en yakınındaki ile de sağlayamaz, en uzağındaki ile de halinin ispatı.

Dünyanın heryerinde üzerinden en çok prim sağlanan Aşk/Sevgi/Mutluluk üçgeni; Nefret/Öfke/Savaş üçgeni sayesinde sadece tüketilen bir ürün gibi hayatlara girip çıkabilen nesne haline getiriliyor. Herkes ilk üçgenin peşinde, diğerinin hiç alıcısı yok gibi görünüyor. Oysa en çok satanlar listesinde ilk sıradaymış gibi dünya hali, her yanımız Nefret/Öfke/Savaş üçgeni ile dolu. Gezegenin çoğunluğu Barışçıl ise hangi arada derede biz bunları da satın almış oluyoruz.  Bilmediğimiz bir promosyon maduru muyuz? Çünkü; hangi birimize sorulursa sorulsun, cevap hep; "biz iyi insanlardanız! elbette Aşk/Sevgi/Mutluluk oldu tercihimiz" olacaktır!

Hepimiz Sevgi doluyuz.

Sevgimizi paylaştığımız en az bir varlık hayatımızda mutlaka vardır. Burdan kendimize pek bir övgü çıkartabiliriz. Fakat hayatımızın diğer gerçeği olan Nefret/Öfke/Savaş üçgeni ile hiç bir bağımız olmadığına dair kesin ve net konuşabiliriz. Üstüne basa basa vurgularız bile. Bir gün karşımıza bağımız olduğuna dair bi sebep çıkana kadar.

Dün; Aşk/Sevgi/Mutluluk üçgeninde sarmal sarmal dans ederken, harika duyguların doruğunda, "çok ama çok" sevdiğimiz ile, birden bire başka bir üçgen çıkıverir içimizden. Hangi sebepten olursa olsun. Bizi biz gibi değil de sanki dışardan ithal edilmiş bir ben ile karşılaşmışız havasına büründürür.

Oysa gerçekten de öyle midir yoksa aslında her cenazede ölümün aklımıza geldiğinde gösterdiğimiz hayata olan bağlılık yemini gibi ya da yakınımızda duyduğumuz ağır bir hastalık haberinde sağlığımıza olan özenin artışı gibi aslında bildiğimiz ama çok da işimize gelmediği için umursamadığımız "yapabilirliklerimizden" bazıları mıdır?

Sevgi ile başlayan sevgili ilişkileri, Nefret ile sonlandığında; iki aynı kişi dışardan yeni duygular satın alamayacağına göre, bu iki üçgen de içimizde var ve hep var olmaya devam edecek olan varlığımızın muhteviyatında bulunmaktadır.

Hepimiz Nefret doluyuz.

Tıpkı sevgi kadar. Ne kadar sevgi varsa o kadar da nefret vardır içimizde. Dengelemek; iki ayağıyla, emeklemekten yürümeye geçen yetişkinleşmeye adım atmak gibidir. Bunu yapabildiğimiz ölçüde yaşam yolculuğumuzda dengemizi kaybetmeden yol alabiliriz. Yoksa hangisi olursa olsun üçgenlerden hayatımızda sadece birisini var edemeyiz. İster Aşk/Sevgi/Mutluluk olsun ister Nefret/Öfke/Savaş üçgeni olsun tek başına var olamayacak kadar hayatın tamamını içermekteler.

Yeter ki farkında olalım ve bilelim, nefret etmeden aşkımızın değerini, öfkelenmeden sevgimizin özelliğini, savaşmadan önce mutluluğumuzun kıymetini. O zaman ölümle yüzleşmeden hayatın anlamını, hastalık haberlerini duymadan bedenimizin sağlığına da özen göstermeye başlamış oluruz.

Başlatabileceğimiz en güzel savaş ise bizi "iyi" yapan tüm güzelliklerin ışıltılarına gölge olacak karanlıkların; içimizde olması gerektiği kadar "kötü" olmasını sağlamak için Aşk ile savaşmaktır.

O zaman; içimizde kurulacak olan denge, dünyanın dengesine de katkı sağlayacaktır.


Birol Boyacıoğlu
brlbo.com