Nihat Ali Özcan

Nihat Ali Özcan

naozcan@milliyet.com.tr

Tüm Yazıları
Haberin Devamı

FETÖ liderinin “tiyatro” olarak nitelediği kanlı darbe girişiminin ardından yayımlanan Kanun Hükmünde Kararname ile Kara, Deniz ve Hava Harp okulları, GATA ile askeri liseler kapatıldı. Bundan böyle Kuleli, Işıklar, Deniz ve Maltepe askeri liselerine öğrenci alınmayacak. Bu kararla TSK’nın subay yetiştirme düzeninin ilk basamağı tarihe karışmış oldu. Kararı alanların bir dizi pedagojik, siyasi, kriminal gerekçesinin olduğu açık.
Her ne kadar bu okullar kapanmış olsa da benim gibi binlerce mezunun hatırlarında yaşamaya devam edecek. Her tarihi kurumun kapanmasının duygusal yönü vardır. Bu hadiseyi daha hüzünlü yapan ise 16.575 harp okulu, askeri lise ve astsubay meslek yüksek okulu öğrencisinin okullarıyla ilişiğinin kesilmiş olması. Üstelik bazılarının teğmen, astsubay olmasına bir ay kala. Siyasi, ideolojik tartışmalar bir yana, asıl ağır olan işin insani yönü. Üzüntülü anneler, babalar, kardeşler, sevgililer ve yıkılıp giden hayaller.
Aslında tarihimizde bu dram ilk defa yaşanmıyor. Benzerini 1963 yılında da yaşadık. Okuldan atılan 1453 Harbiyelinin kalbinin nasıl kırık, uzaklara baktıklarında nasıl hüzünlü olduklarını onları yakından tanıma fırsatı bulanlar bilir. Daha sonraki yaşamlarında, işlerinde çok başarılı olmalarına rağmen, gurur duydukları bir meslekten iradelerinin dışında çıkarılmış, suçlu ilan edilmiş ve hayalleri yıkılmış olmanın acısını hep hissettiler.
Bu satırların yazarı da benzer süreçlerden geçti. Çok çocuklu küçük bir memur ailesinin ferdi olarak ortaokulu Elazığ’ın Karakoçan ilçesinde bitirdim. İlçe Ziraat Müdürü’nün, Kaymakam’ın, veterinerin, ilkokul öğretmenlerinin derslere girdiği, müfredatın asla tamamlanamadığı ortaokuldan mezun oldum. Kasabada lise olmadığından eğitimimi devam ettirmenin tek yolu, yatılı bir okula gitmekti. Binlerce akranım gibi 1972 yazında sınavlara girdim. Çoğunluğu fakir ve Anadolu’dan gelmiş çocuklar olarak eylül başında Kuleli Askeri Lisesi’ne başladık ve bu günlere geldik. O günkü koşullarda İstanbul’a gelerek lise okumanın ne anlama geldiğini ancak benzer serüveni yaşayanlar bilir. Sizlere bu köşeden ulaşabiliyorsam bunda Kuleli Askeri Lisesi’nin özel bir yeri var.
Askeri okullardan atılan binlerce gencin zihninde geleceğe dair yüzlerce soru olduğuna eminim. Yaşananlardan kişisel olarak ne kadar sorumlular, gerçekten tamamı suçlu mu, bilinmez. Ama bilinen bir gerçek var. O da şu: Çalınmış sorularla “altın nesil” yetiştirme iddiasında olan ve “kul hakkı yiyen yetişkinlerin”, basiretsiz yöneticilerin, “şövalyelikten” nasibini alamamış komutanların kişisel hırsları, bu yüzyıla ait olmayan fantezileri, çarpık ideolojileri yüzünden bu çocukların üniformaları, hayalleri, gelecekleri ve emekleri çalındı.
Çocukların tek suçu “yanlış yer ve zamanda” ahlak ve vicdan yoksunu “büyük adamların” kurduğu bu dünyada yaşıyor olmaları. Bu tablodan hepimiz sorumluyuz. Umarım bir gün bizleri affederler. Yolunuz ve bahtınız açık olsun.