Yazar Demet Cengiz ile son kitabı Aşk Olsun üzerine konuştuk, Aşkı bulmanın garanti yolunu da anlattı.

- Son kitabınız ‘Aşk Olsun’u bir cümleyle nasıl anlatırsınız?
‘Aşk Olsun’ bir kadının içsel ve dışsal yolculuklarının güncesidir.

- Ne anlatıyor ‘Aşk Olsun’?
‘Aşk Olsun’, bir önceki kitabım gibi otobiyografik kesit. Yaşamımdan aşağı yukarı bir yıllık bir dönemi anlatıyorum. İçinde sınırları zorlayan, mucizelerle dolu aşk var, mana arayışı var, içsel ve dışsal yolculuklar var.

- ‘Aşk Olsun’, ilginç bir isim. Neden bunu seçtiniz?
Bu ismin üç anlamı var. Aşk olsun bir duadır, “Amin” demek gibi. Dervişlerin selamıdır ve günlük hayatta ise sitem etmek için söyleriz.

- Sizin kitabınız hangi anlamı içeriyor?
Orası tamamen okura kalmış. Dileyen bunu bir selam olarak alacak, dileyen dua, dileyen de sitem olarak.

"AŞK BİR DOPİNGTİR"

- Aşk bu kadar önemli bir konu mu?
Aşktan daha önemli hiçbir konu yok. Aşk en sıradan insandan bile bir şair, bir filozof, bir derviş yaratır. Fiziksel olarak da doping etkisi yapar. Bizi insanın sınırlarını aşacağı titreşime taşır. Ancak aşk ile ilişkiyi karıştırmamak lazım.

- Neden?
Aşk size hiçbir şey vaat etmez. Ne mutluluk vaadi vardır ne de sürdürülebilir bir ilişki. Aşk sadece kendini gerçekleştirir. Öğretisi büyüktür. Hediyelerini almayı bilene bir sihirli lambadır. Evrendeki tüm gizemi çözmenin anahtarıdır. Aşkın kendisi de bir gizemdir.

- Herkes aşkı arar. Sizce aşkı bulmanın garanti yolu var mı?
Bu soruyu bana sık sık soruyorlar. Aşkı bulmanın garantili yolu nedir? Söylüyorum: Sabah saat 8’de Bebek Parkı’nda olmak.

- Sahi mi?
Değil tabii ki! Aşkı bulmanın formülünü arıyorsanız, öyle bir formül yok. Aşk, size gelir. İsterse gelir. İsterse o sizi bulur. İstemezse tüm dünyayı gezin yine bulamazsınız. Arayan bulamaz, bulanlar arayanlardır.

AŞKTA ÖLÜMCÜL HATALAR

- Aşk ile en çok neyi karıştırıyoruz?
Aşk ile en çok şehveti, fiziksel arzuları karıştırıyoruz. Aşk ile ilişkiyi birbirine karıştırıyoruz. Dediğim gibi aşk size mutlu bir ilişki vaat etmez, asla garanti etmez. İçinde aşk olmayan gayet mutlu bir ilişkiniz olabilir. Ama o zaman hep başka birine aşık olma riski altındasınız, buradan uyarayım. Çok aşıksınız ama huzurunuz yok, bence huzuru seçin. Aşkın ömrü maksimum 2.5 yıl. Ve çok aşıkken evlenmemek tavsiye edilir.

- Neden?
Çünkü aşkın gözü kördür ama evlilik insanın gözünü açar. Aşk tıpkı Instagram’daki gibi hem aşık olduğunuz kişiyi, hem hayatı, hem de şartlarınızı filtreler. Pembe gözlükle bakarsınız. Gerçekçi olmama ihtimaliniz epey yüksek. Ancak aşkla başlayan bir ilişkinin etrafını sevgi, saygı, güven, sadakat ve ilgiyle örerseniz kendi cennetinizi yaratırsınız. Ancak bunu iki kişi yapacağınız için böyle söylendiği kadar kolay değildir.

- Aşkta yapılan en büyük hatalar neler?
Aşkta yapılan en büyük hata, onu kontrol etmeye çalışmak. Aşka izin verirsen onunla birlikte akarsın. Aşk ve ilişkilerde yapılan en büyük hata onu cepte görmek, özeni kaybetmek, sağıyı eksik etmek. Duygular da eşyalar gibi eskir. Gözün gibi bakmalısın aşkına, duygularına.

"DUYGULARIMDAN KAÇMAM"

- Siz ekonomi yazarlığından aşk yazarlığına geçtiniz. Son iki kitabınız kendi yaşamınızdan kesitler. Siz aşkı nasıl yaşıyorsunuz?

Çok güzel yaşıyorum. Böyle söyleyince sanki sayıca çok fazla olmuş gibi bir algı oluşmasın. Duygularımdan kaçmam. Geldikleri gibi kabul ederim.

- Kitabınızı yazarken kendi gerçek hikayenize dönüyorsunuz. Bunu tekrar yaşamak zor değil mi? Neler hissediyorsunuz?

Tekrar hissediyorsunuz. Ben bu kitabın yüzde 80’ini iki ayda yazdım. Hissederken yazdım. Sonra tabii, kitabı tamamlamadan birkaç kez elden geçiriyorum. O zaman yeniden o duygulara geçiş yapıyorsun.  

-Kitapta yer alan spiritüel tarafınızı ne zaman keşfettiniz?
O tarafım hep vardı. İnsanın kendisine izin vermesi gerekiyor.

- Neden yazdınız bu kitabı?
Kitap yazmanın değil ancak yazmanın nedenleri vardır. Dert! Olumsuz anlamda kullanmıyorum bu kelimeyi ancak derdi olan insanlar yazar. Tıpkı derdi olan insanların şarkı söylemesi, bir müzik aleti çalması, beste yapması, resim yapması gibi yazmak da bir derdi anlatır.

- Sizin derdiniz neydi peki?
Bir bilsem. (Kahkahalar)

- Ben yardımcı olayım. Bir kadın bir kuşa âşık olmuş. Sahi nasıl oldu bu? Kuş bir metafor mu?
Kuş bir metafor değil. Bir adam! ‘Aşk Olsun’da anlattıklarımı anlatmak kolay değil. Kitabı okuyan herkesin anlayacağını da düşünmüyorum. İnsan zihniyle, algısıyla kavrayamayacağımız deneyimleri paylaştım.

- Ben de anlamadım. Bu adam kim? Kuş ne? Ne alakaları var?
Bir gün bir adamla karşılaşıyorsun ve ruhunun onu hatırladığını anlıyorsun. Ve bir zamanlar onun bir kuş olduğunu, Tanrı Dağları’nda onu kolunda taşıdığını hatırlıyorsun. 

- Bu gerçek mi?
Dedim ya herkesin inanmasını beklemiyorum. Kitap kapağında bir kadın elinde bir kuş taşıyor. Nedeni bu.

- ‘Aşk Olsun’la ilgili bir kritikte mucizelerden söz ettiğinizi okumuştum. Mucize bu mu?
Bu ve başka şeyler (Gülüyor). Bu dünyada insan formunda bulunuyorum şu anda. Ve içinde yaşadığımız bu binalardan yani bedenlerimizden daha fazlası olduğumuzu biliyorum. Ruhumuz hep vardı. Hep olacak da! Ruhun daha önceki karşılaşmalarını hatırlaması neden tuhaf olsun ki? Zaten hayatımıza giren kimsenin tesadüfen girdiğini düşünmüyorum.

- Bu kitabı bir adam için yazmışsınız. Diğer röportajlarınızı okudum. Hiçbirinde bu adamdan söz etmiyorsunuz. Tuhaf değil mi?
Bu kitabı bir adam için yazmadım.

- E ama bir adam neden olmadı mı yazmanıza?
Oldu. O neden oldu ama onun için yazılmadı. Biliyorum bu söylediğim kulağa tuhaf geliyor ama bu kitabın, kitaptaki diğer ana kahramanla hiçbir ilgisi yok. Yazarken vardı ama o kitap bittikten sonra hiçbir ilgisi kalmamıştı artık.

- Nasıl yani?
Şöyle, düşün ki bir odaya girip düğmeye basıyorsun ve ışık yanıyor. O ışık kimindir? Düğmeye basan sensin diye senin midir? Hayır. O ışık oda kiminse onundur. Sen sadece bir aracısın, vesile oluyorsun.

- Yine de ondan hiç söz etmemeniz ilginç.
Ben anlatacağımı bir kitap yazıp anlatmışım. Kitabı anlatamam. Kitabı okura yazdım. Haklısınız söyleşiler genel olarak kadın-erkek ilişkileri ve aşk üzerine oluyor. Böylesi daha güzel. Kitap kendi hikayesini anlatıyor zaten.

- Ona kızgın mısınız?
Değilim. Kimseye karşı olumsuz bir his beslemek istemem. Bir kedinin kendini temizlemesi gibi temizler dururum kendimi. Olumsuzluk hissi yok olana kadar yalanırım yani (Gülüyor). Biliyorum yine kulağa tuhaf gelecek ama öyle biri hiç olmamış gibi.

- Kendi hayatınızdan bir bölüm yazarken başka insanları da anlatıyorsunuz. Örneğin Bay Kuş’u. Onun iznini aldınız mı?
Bir önceki kitabım çıkmadan önce o kitabın kahramanını bilgilendirmiştim. Onunla öyle bir hukukumuz vardı. Bay Kuş ile öyle bir hukuk yok. Zaten onları hep gizleyerek yazıyorum. Tanınmamaları için değiştiriyorum. Benim orada anlattığım o veya onun hikayesi değil, kendimle ilgili bütün her şey. Ancak Bay Kuş’a da yazdığımı söylemiştim. Şok edici bir bilgi değil sonuç olarak.

- Okumuş mudur kitabı? Ne düşünmüştür sizce?
Bilmiyorum, okumuş olabilir. Ben olsam okurdum. Ben birkaç kere okurdum herhalde (Kahkahalar).

- Bence de okur. Bir kitap yazılmış adama nihayetinde.
Döndük en başa. Tekrar mı edeyim ona yazılmadı (Kahkahalar). Zaten bu kitabı kendime adadım. Bir öncekini okuyana “Sana” diyerek adamıştım, bunu “Bana” diyerek kendime.

- Peki siz bu arada aşkı çözdünüz mü?
Aşkı çözen evreni de çözecek zaten. Gerçekten aşk evremdeki tüm gizemin, tüm sırrın kapısını açan bir anahtar… Çok yüce bir duygu. Her bünyedeki tesiri farklı. Bu yüzden tanımı farklı.

- Kitapta birinci kadınlar ve ikinci kadınlar diye bir tanımınız var. Bu nedir?
Evli erkeklerin eşleri birinci hanımlar oluyor. Bir de dışarıdaki ikinci kadınlar var. Ben de iki balkon konuşması yapıyorum. Biri birinci hanımlara ki onların kürkçü dükkanı sendromu var. “Adam benim, nasıl olsa buraya dönecek” diyorlar. Diğer balkon konuşmam ise saadetini birinci kadının gidişine bağlayan ikinci kadınlara. Bu iki kadının arasındaki mücadeleden erkek aklanarak çıkıyor. Her iki kadın da birbirini suçluyor, sanki adam masum.

- Aldatma oranı yüksek mi Türkiye’de?
Cinsel Sağlık Enstitüsü’nün araştırması var. Ülkemizde aldatma oranı yüksek. Hem erkekler de yüksek hem de kadınlarda. Zaten bu iki oran birbirinden çok farklı olamaz. Mümkün değil!

- Neden farklı olamaz. Erkekler daha çok aldatmıyor mu?
Daha fazla aldatıyordur da hep mi bekar kadınlarla aldatıyor? Matematik bize diyor ki bu iki rakam birbirine eşit olmalı.

- Erkekler de aldatılıyor yani?
Evet! Ancak onlar biz kadınlar kadar yaygara yapmıyor. Biz kadınlar ağlıyoruz, anlatıyoruz, içimizi döküyoruz. Pek çok erkek var kalbi kırılan veya başka bir erkek için terk edilen.

- Onlar yaygara yapmıyor mu?
Yok genellikle yapmıyorlar ama bazen çok kötü bir şey yapıyorlar. Bu durumu kabullenemeyip şiddete baş vuruyorlar.  

- Kitapta ‘Erkekler neden aramaz?’ diye bir bölüm var. Biraz bahsetmek ister misiniz?
Bir önceki kitabım daha matraktı. Bu kitapta da hayatımda olağanlaşan absürtlükler var ancak daha duygusal, daha şiirsel… İçimdeki şaire, dervişe ve filozofa engel olamadım. Biraz komiklik olsun diye kadınların o en merak ettiği sorunun peşine düştüm ve oluşturduğum erkekler kuruluna ilk randevudan sonra neden aramadıklarını sordum. Komik ama acı cevaplar geldi. Aramıyorlar çünkü bir ilişki istemiyorlar. En yaygın cevap bu oldu.

- Bugünlerde ilişkileri sorunlu kılan ne?
Bencillik ve özensizlik… Her şeye kolayca erişmenin getirdiği şımarıklık ve tatminsizlik sonucu zahmete girememe.