Koleksiyonlarını, geçmişten esinlenerek hazırlayan ve tarihi mekanlarda sergileyen Canan Alimdar’ın yeni takı koleksiyonu “Serenat” 3 bölümden oluşuyor: Bade, Kuşlar Baladı ve Umay. Alimdar “Serenat” koleksiyonunda kuşların kanat çırpışı, asmanın kıvrılışı ve badenin dökülüşüyle romantizmi, sadakati, sevgilinin elinden içilen badeyi ve muhabbeti yansıtıyor. Canan Alimdar’la son koleksiyonunu konuştuk.

- Takı tasarımıyla tanışması nasıl oldu?
2006 yılına kadar sigorta sektöründe çalışan bir profesyoneldim. Bu süreçte, çocukluğumdan beri ilgi alanımda olan, gittiğim sergi ve müzelerde  özellikle severek izlediğim takıların büyülü dünyası hep kendime çok yakın hissettiğim bir dünyaydı.  Antik çağlar ise merak duyduğum, öğrenmeye çalıştığım bir diğer alandı. Profesyonel yaşamdan ayrılıp, bir zanaat öğrenmeye karar verdiğimde bu iki ilgi alanım bana çok değerli iki yol gösterici oldu.  Takı tasarımının tüm aşamalarını öğrenmek adına oldukça uzun ve yoğun bir eğitim, araştırma, ön hazırlık döneminden geçtim.

- Son koleksiyonunuz 'Serenat'ı anlatır mısınız?
Koleksiyonlarınızı oluşturma süreci nasıl işliyor?

Serenat  koleksiyonunda Sinop Balatlar Kilisesi kazı çalışmalarında gün ışığına çıkarılan Bizans dönemine ait  döşeme mozaiklerinden esinlendim. Birbirinden zarif kuşlar ve asma yaprakları, bu mozaiklerdeki leyleklerin hikayesi; eşlerine sadakatleri, yaşlılarını sarıp sarmalamaları, kendi dillerinde sevgiliye serenatları beni çok etkiledi.  “Serenat” koleksiyonu  romantizmi, sadakati, sevgilinin elinden içilen badeyi, muhabbeti yansıtıyor. Uçuşan kuşları çağrıştıran kolyeler, zarif leyleklerin süslediği kelepçe tarzı bilezikler ve zarif asma yaprakları ile bezenmiş kolye, küpe ve yüzüklerden oluşan bu yeni koleksiyonumu üç bölümde topladım: “Kuşlar Baladı”, “Umay” ve “Bade”.

Her koleksiyon öncesinde çok yoğun bir araştırma dönemi yaşıyorum; bu bazen altı ay bazen bir yıl olabiliyor. Esinlendiğim her uygarlığın, kültürün derinine inmek, araştırmacılarla  görüşerek o uygarlığın sadece takılarını değil, yaşam biçimlerini  de öğrenmek istiyorum. Çünkü ben sadece takılardan esinlenmiyorum. Bazen bir döneme ait bir kıyafetin üzerindeki düğme, bazen bir seramikteki desen de benim tasarımlarıma yansıyabiliyor. Bu araştırmalardan sonra da çizimden üretime kadar tüm aşamalarda bizzat bulunarak tasarım ve üretimi gerçekleştiriyorum.

- Bade, Kuşlar Baladı ve Umay hangi duyguları barındırıyor?

Kuşlar Baladı: Minicik bedenlerine bin bir rengi, bin bir sesi sığdırmış bin bir çeşit kuş, mozaikleri de süslemiş çağlar boyu Anadolu’da. Kimi tarihin ilk postacıları olmuş, kimi ilk çalar saati insanoğlunun. Çağlar boyu kiminin koruyuculuğuna, kiminin bilgeliğine inanılmış. Cıvıltıları şarkılara esin, göklerde süzülüşleri şiirlere konu, göçüp gidişleri ise ruhumuza Balad olmuş kuşlar.

Dişi hami ruh, Umay: Türk kültüründe binlerce yıldır ayrı bir yeri olan leylekler son koleksiyonum “Serenat”ın Umay bölümünün kahramanı. Kültürümüzde edebiyattan görsel sanatlara kadar çeşitli alanlarda ön plana çıkan leylek motifleri Serenat koleksiyonunun en gözde parçaları arasında yer alıyor. Baharla birlikte doğanın yeniden canlanması da leyleklerle bağdaştırılmış tarih boyunca ve leylek kuş biçiminde tanımlanan dişi hami ruh “Umay” ile bebek ruhları arasındaki ilişkiyi de sembolize eder olmuş.

Bade, aşkın en zarif hali: Antik çağlarda asma yaprağı aşkın simgesiydi; Tanrıçaların meyvesi olarak nitelenen üzümün insanoğluna bin bir faydasından mı, yoksa sıcaklarda aşıklara gölge olan asma bağlarından mı bilinmez. Anadolu’nun dört bir yanında oluşan bin bir kültürde asma yaprakları mozaiklerde sıkça kullanılmış. Tanrıçalara taç olmuş bu zarif yapraklar; testilerin, küplerin saplarına motif motif işlenmişler. Bolluk bereketi anlatmak için üzümü seçerken eski uygarlıklar, aşkı anlatmak için de üzümün yaprağını seçmişler. Öyle ki üzümden yaptıkları şarapla aşka aynı ismi vermişler ve Bade demişler ikisine de.

- Koleksiyonunuzu hazırlama sürecinde en keyif aldığınız kısım hangisiydi?

Aklıma ilk düşen fikirden satış noktasına kadar; fikirden elimle tutabildiğim ürüne kadar koleksiyonla yaşıyorum.

- En büyük ilham kaynağınız nedir?

Geçmişten esinleniyorum, eski medeniyetler, onların yaşam tarzları ilgi alanıma giriyor. İlham kaynağım takılardan ziyade motifler. Özellikle Anadolu medeniyetlerindeki motifler. Bundan önceki koleksiyonlarımın çoğunda da Anadolu’dan ilham aldım. Anadolu kilim motiflerinden ve dokusundan esinlendiğim ‘Eli Belinde’ ve Osmanlı ve Bizans sikke ve dirhemlerinden esinlendiğim ‘İki Dirhem Bir Çekirdek’ koleksiyonlarım da buna iyi birer örnek.

- Tasarımlarınızı farklı kılan size göre nedir?

Moda akımlarını, trendleri dikkate alarak tasarlamıyorum ürünlerimi. Butik çalışmak istiyorum. Geçici popüler takı değil de benim tasarımlarımı sürekli izleyip, beğendiğini alıp yıllarca bıkmadan ilk günkü heyecanla taksın istiyorum kadınlar. Günümüzün şehirli kadını tarih okuyor, dünyayı takip ediyor ve geçmiş, bugün ve gelecek bağlantısını çok net görebiliyor. O yüzden de bu üçlemeyi hatırlatan takılara ilgi gösteriyor. Ben de tarihte bir medeniyetten alınan ilhamı, bugüne uyarlayarak güncelleştirirken bugün de kullanılabilir olmasına ama özelliklerinden de birşeyler kaybetmemesine özen gösteriyorum.