RSS
14.02.2011 - 20:34

Aşkın fotoğrafı

Sitene Ekle

Fotoğraftaki oğlanın adı Tarçın...   Eşim Dilek’e yaş günü armağanım. Eve önceki yılsonu geldiğinde avuç içi kadardı. Şimdi oğlumuz, vazgeçilmezimiz.
Yanındaki kızın adı Orhan...
O da bizim bahçede doğdu. 6 kardeşin en dayanıklısı çıktı. Kız olduğunu nice sonra anladık, ama artık ismine alışmıştık. Adı “Orhan” kaldı.
Tarçın’la Orhan, “kedi-köpek gibi didişme” tabirini yalanlarcasına büyük bir dostlukla bağlandılar birbirlerine...
Bu saadet fotoğrafını ki bence yılın fotoğrafıdır -sevgili Nazan Gezer çekti.
Tarçın biraz mütehakkim görünüyor; Orhan biraz ezik... Ama bizler tanığız ki, sevgileri katıksız...
Sizlere bir Sevgililer Günü hediyesi, “kedi-köpek gibi didişenler”e de ibret vesikası olsun istedim.

 

CEM ÖZER’E ÖVGÜ
Eski eşi gülerken görmenin bahtiyarlığı
“İnsanın hası, beraberken değil, ayrılırken belli olur” derler.
Bunun doğruluğuna Cem Özer’den bir kanıt geldi.
Biz erkekler egomuz fazla şişkin olduğundan, ayrılığı ağır mağlubiyet sayarız. Bizim kadar önemli biri nasıl bırakılır ki? Terk ettiğimiz kadınların üzüntüden yatağa düşmesini bekleriz. Pişman olsun, dövünsün; telefon etsin, çıkmayalım; kapıya gelsin, açmayalım; yalvarsın, dönüp bakmayalım.
Terk eden kadınsa daha da fena... Tehdit ederiz, döveriz, fotoğraflarını çekip internette teşhir ederiz. Dedikodu yapar kötüleriz. Ailesine şikâyet eder süründürürüz. Dönmezse, hele de başkasıyla gönül eğlendirirse günah bizden gider, “Öyle bir geçer zaman ki”deki Ali olur, adamı öldürürüz.
Cem Özer bu maço eğilime ters bir tavır sergiledi.
Gazeteler, yeni ayrıldığı 6 yıllık eşinin genç bir sevgili bulduğunu yazdı. Yeni sevgililer, “objektiflere yakalandı”. Fotoğrafları çarşaf çarşaf yayımlandı.
“Çocuklu kadına yakıştı mı?” sorusu hemen eski eşe soruldu. Bir polemik çıkar diye umuldu. Ama Cem Özer, erkeklik raconunda dönüm noktası sayılabilecek bir yanıt verdi. Dedi ki:
“Geriye çekilip baktım; ortada benimle alakalı bir şey olmadığını gördüm. Eski eşimin hayatına karışıp yargılamam nasıl mümkün olur. Bana, aldığı her kararda onu desteklemek düşer. Toza bulanırım, yine de ona toz kondurmam. Kaldı ki onu gülerken görmek hoşuma gitti. Mutluysa, bana ancak halt etmek düşer.”
Şu cümleleri kuramadığı için kaç erkek melankolik, alkolik, katil, mahkûm oldu kim bilir... Ve kaç kadın huzurundan, evladından, evinden, işinden, canından oldu.
“Ya benimsin, ya toprağın” şişinmesi, kaç mezarı, kaç koğuşu doldurdu.
Oysa biz, “Sevgi neydi?” sorusuna Selvi Boylum’dan aklımıza kazınmış bir replikle “Sevgi emekti” karşılığını veregelmiş bir topluma dâhiliz.
Sevdayı evvela fedakârlık diye biliriz.
Sevdiğine toz kondurmamak için suç üstlenmiş yiğitler, sevdiğinin tedavi masraflarını üstlenip ezilmesin diye gizlemiş zenginler, ayrıldığı gözdesinin mutluluğunu uzaktan izleyip sessizce gözyaşı dökenler neslindeniz.
Cem Özer’in sözlerinde bu kuşakta kaybolmuş o eski sevda adamlarının yüce gönüllülüğü vardı.
Ayrılıp dost kalabilmek zordur. Nurgül Yeşilçay, böyle bir dostu olduğu için şanslı olmalı...
Sevgililer Günü vesilesiyle “Darısı başınıza” derim.

Hatay kaç yılında anavatan Türkiye'ye katıldı?
©Copyright 2011 Sitemizde yayınlanan haberlerin telif hakları gazete ve haber kaynaklarına aittir, haberleri kopyalamayınız.