Seçimlerimizde ne kadar özgür olduğumuz konusu pek çoğumuzun kafasını kurcalamıştır. Mutlak, değiştirilemeyen bir yazgı var mıdır, yoksa sadece seçimlerimizin sonucu bir hayat mı yaşıyoruz ? Bu temel sorular, bir astroloğun doğal olarak karşılaştığı, kafasında sürekli çözümlemeye çalıştığı, zaman zaman bir uçtan diğerine savrulduğu durumları anlatır. Açıkçası yazgı ve özgür irade arasında, kuantum fiziği benzeri, tıpkı bir elektronun hem yerini, hem de ivmesini aynı anda ölçmenin imkansızlığı var. Zira gerek yazgı, gerekse irade birbiri ile girift bir şekilde bütünleşmiş gibi gözüküyor.

Dikkat çekici bir şekilde, kararlarımızda, seçimlerimizde “özgürüm” dediğimizde, hiç de hesapta olmayan ama bizi teslim alan durumlarla karşılaşabiliyoruz. Kimi zamanda, her şeyi gücümüzün ötesindeki koşullara bıraktığımızda, kendi seçimlerimizin yaratabileceği potansiyeli de görebiliyoruz. Seçimlerimizde özgürüz dediğimiz anda, aslında seçimlerimizin arkasında yatan nedenleri, bizi kendi seçimimizi götüren nedenleri farkedemeyebiliriz. Yüzde yüz bilgi sahibi değiliz. Kuşkusuz ahlaki seçimlerden söz etmiyorum ancak gündelik seçimlerimizde bile sayısız dışsal etkilerin ve aynı zamanda kendi geçmişimizin, alışkanlıklarımızın etkisi altındayız. Diğer yandan bu dünyaya, filozof John Locke’un ileri sürdüğü gibi boş bir levha gibi gelmediğimizi, bana kalırsa, bu dünyaya gelme aşamasında bile belirli özelliklerle donatıldığımızı düşünüyorum. Bu görüşlerim, kuşkusuz kendi astroloji pratiklerimden kaynaklanıyor. Hayatımızın görünüşte sadece fiziksel bir nedenle, spermle yumurtanın rastlantısal bir biçimde birleşmesinden doğduğunu düşünmüyorum, her varoluşta bir anlam arıyorum.

Bu gözle bakınca, astrolojiyi de fiziksel açıklamalara sahip bir bilim olarak değil, hayatı açıklayan bir dil, bir sistem olarak görüyorum. Kuşkusuz, astroloji eski çağların dünya görüşünde, metafiziksel bir dayanak noktası durumunda idi. Ancak 17. Yüzyıldan bu yana fiziksel bilimlerde alınan yol bize akıl yoluyla önemli açıklamalar getiriyor. Bu açıklamalar hayatın fiziksel boyutta nasıl varolduğunu sergilerken “neden” sorusunu doğal olarak dışarıda bırakıyor. Neden sorusu felsefenin, ilahiyatın içinde kalıyor. Astroloji’nin bir bilim olamamasının ardında yatan diğer bir neden de bu açıklanamaz, metafiziksel arka plan.

Yeniden seçimlerimize dönecek olursak, irade ve yazgı arasında, birbirini doğuran, yumurta-tavuk ilişkisi var. Halbuki hayatımız daha en başından bizim hiçbir zaman belirleyici olmadığımız (bu noktada da soru işaretleri olabilir) koşullarla başlıyor, içine doğduğumuz aile, kültür ve diğer unsurlar hayatımızı çepçevre sarıyor, hatta çocukluk hayatında yaşanan ve bize önemsizmiş gibi gözükebilecek olaylar bile, seçimlerimizi ve dolayısıyla hayatımızın akışını büyük oranda etkiliyor. Bu aşamada, Astroloji dilinin bize önemli bir ayna rolü oynayabileceğini söyleyebilirim. Sanki ruhumuzun bir haritasını çizen bu sembolik dil bize, kendi gelişimiz içinde hangi temalarla karşılaşabileceğimiz hakkında, yani büyük resimi görmek konusunda rehberlik ediyor. Pek çok tecrübe ile olgunlaşan, kendimizi daha etraflıca görmeye, anlamaya başlayan bizler, seçimlerimizde de, kendimizi gerçekleştirecek, bireysel mutluluğumuzu zenginleştirebilecek alternatif rotalara, yani kendimizle olan ilişkimizi daha iyi kavrayacak noktalara ulaşabiliriz.