Avrupa'nın vicdanı: Thomas Mann

Thomas Mann ismi Almanya ve Alman Edebiyatı için çok özel bir yerdedir. Stefan Zweig ile birlikte 19. yüzyılın sonu ve 20. yüzyılın başlarında hem Almanca konuşulan coğrafyalardaki edebiyata hem de Avrupa kültürüne büyük katkısı olan Thomas Mann 64 yıl önce bugün hayata veda etmişti. 

Avrupa'nın vicdanı: Thomas Mann

Thomas Mann, Almanya'nın kuzeyinde buluna Lübeck kentiden 6 Haziran 1875'te dünyaya geldi. Varlıklı bir ailenin çocuğu olarak Hamburg yakınlarındaki bu kasabada doğan Thomas Mann, Avrupa'nın en sancılı dönemlerinden birinde geçirdi çocukluk yıllarını... Fransa, Prusya ve Rusya'nın sürekli savaş halinde olduğu bu dönem yazarın kişiliğini de kaçınılmaz olarak etkiledi. 


Thomas Mann hem Alman Edebiyatı hem de Orhan Pamuk gibi pek çok önemli yazarı derinden etkileyen romanı Buddenbrooklar: Bir Ailenin Çöküşü romanıyla büyük ses getirdi. hatta 1929'da Nobel Edebiyat Ödülü'nü kazanmasında bu tarihi roman büyük rol oynadı.


19. yüzyılda büyüyen, değişen ve gelişen Prusya'da bir ailenin üç kuşağının yaşamı üzerinden seyreden hikaye aslında bir imparatorluğun ve dahası dünyanın teknolojik gelişmeler çerçevesindeki değişimini gözler önüne sermekteydi.


Thomas Mann'ın doğup büyüdüğü bölgede gelişen hikayenin bir benzerini de yazardan edebi anlamda etkilenmiş olan Orhan Pamuk'ta da görürürüz. Orhan Pamuk'un henüz 30 yaşındayken kaleme aldığı ve adını duyurmasında önemli bir role sahip olan Cevdet Bey ve Oğulları, tıpkı Thomas Mann'ın Buddenbrooklar'ı gibi bir ailenin yaşantısı üzerinden Osmanlı'nın son yıllarını ve Cumhuriyet dönemini okura ulaştırıyordu. Üstelik bunu yaparken devrin de tüm kültürel ve toplumsal kodlarını gerçekçi bir şekilde sunuyordu. Ne gariptir ki hem Buddenbrooklar hem de Cevdet Bey ve Oğulları yazarları tarafından birbirine yakın yaşlarda kaleme alınmıştır.


39 yaşındayken patlak veren Birinci Dünya Savaşı, sadece Thomas Mann'ın değil tüm insanlığın da o güne kadar gördüğü en büyük ve kanlı çarpışmalara tanıklık ettiği bir dört yıllık süreçti.

 


Yazının başında da bahsedildiği gibi Thomas Mann, tıpkı onlarca yıldır çoksatanlar listesinde zirvede yer alan Stefan Zweig gibi hem Almanca konuşulan coğrafyaların hem aslında tüm bir kıtanın vicdanı olarak öne çıkıyordu. Neyse ki Thomas Mann, Avrupa'nın içine düştüğü o buhran karşısında Zweig gibi hayatını sonlandırmayı seçmedi. Ama tıpkı Zweig gibi rotasını "Yeni Dünya'ya", Amerika'ya çevirdi. Bunda elbette Nazilerin iktidarında artan baskının da payı çok büyüktü. Zira Mann, Nazilere ve onların düşüncelerine taban tabana zıt, evrenselliği, hümanizmi öne çıkaran bir dünya görüşüne sahipti. 


İkinci Dünya Savaşı'nın ardından da Amerika'da yaşamaya devam eden Mann, ömrünün son üç yılını geçireceği İsviçre'ye 1952 yılında taşınır. Bu, aynı zamanda Thomas Mann için Almanca konuşulan coğrafyalara geri dönüş anlamına geliyordu. 


Büyülü Dağ, Doktor Faustus ve Luchino Visconti tarafından beyazperdeye de aktarılan Venedik'te Ölüm Thomas Mann denince akla ilk gelen eserleridir. Ancak yazarın kuşkusuz en özel yapıtlarından biri Lotte Weimar'da adlı romandır.


Thomas Mann'dan onlarca yıl önce yaşamış olan Goethe'nin dünya edebiyatına kazandırdığı en önemli kitaplardan biri olan Genç Werther'in Acıları'na adeta bir saygı duruşu olan Lotte Weimar'da kitabıyla bir devam hikayesi yazmış oldu. Tabii bu kez Lotte'nin gözünden bakarak...


20 Ağustos 1955'te hayatını kaybeden Thomas Mann'ın çocukları da babalarının yolundan gitti. Kızı Erika Mann ve oğlu Klaus Mann, isimlerinden söz ettiren edebiyatçılar oldular. Son olarak geçtiğimiz günlerde Klaus Mann'ın Everest Yayınları etiketi ve M. Sami Türk çevirisiyle Türkçeye çevrilen eseri Mephisto'ya da bir parantez açmakta fayda var. Oğul Mann, babası Thomas Mann'ın büyük zorluklar yaşadığı 1930'lar Almanyası'na bir ayna tuttuğu romanını dönem kitaplarını sevenlerin ilgisini çekebilecek nitelikte. 
 

Bu makaleye ifade bırak