Avusturyalı sanatçılar neden bu kadar depresif?

Avusturya denilince akla gelen ilk şey muhtemelen başkent Viyana'dır. Biraz daha zorlarsam kapalı havasıdır. Ya da soğuk insanları...

Avusturyalı sanatçılar denilince ise mutlaka kronik depresyon belirtileri gösteren isimler geliyor akla.

Mutlaka depresif, mutlaka bardağa boş tarafından bakan.

Ve her daim kuşkucu!

Avusturyalı sanatçılar neden bu kadar depresif?

'Sert' ve zor

'Sert' ve zor
Edebiyat dünyasından bakalım...

Avusturya'nın havasından mıdır suyundan mıdır bilinmez, Almanca konuşulan bir ülke olsalar da 'Almanya edebiyatı'ndan çok daha sert eserler, romanlar karşımıza çıkıyor.

Robert Musil'in 'Öğrenci Törless'in Bunalımları' ya da 'Niteliksiz Adam'ı...

Ya da Hermann Broch'un dile kolay tam 40 yıllık emekten sonra Türkçeye çevrilen 'Vergilius'un Ölümü' ne kadar da sert eserler, değil mi? 

Sert olmasının yanında oldukça da zor eserlerden bahsediyoruz.

Noktasız, virgülsüz...

Noktasız, virgülsüz...
'Sert'likse şayet konu o zaman asıl adres Thomas Bernhard...

Gerçek bir antihümanistten bahsediyoruz Bernhard denildiğinde.

Onun 'beton' gibi noktasız virgülsüz sayıklamaları, bitmeyen kini, topluma duyduğu öfke...

Hiçbir zaman belki onun gibi bakmadınız ya da bakmayacaksınız hayata.

Ama Bernhard'ın sertliğinden öğrenilecek çok şey var.

Kışkırtıcı

Kışkırtıcı
Peki ya Nobel edebiyat ödüllü Elfriede Jelinek?

Jelinek'in tarzı son derece kışkırtıcı, son derece diken üstü gezmece tadında.

Onun herhangi bir satırını okuyup da tahrik olmayan olabilir mi?

'Piyanist' adlı başyapıtı Türkiye'de bir dönem yasaktı.

Şahane Avusturyalı yönetmen Michael Haneke tarafından sinemaya da uyarlanan 'Piyanist' gerçekten de oldukça zor ve sarsıcı bir öyküydü.

Adını daha çok duymaya başladık

Adını daha çok duymaya başladık
Haneke demişken elbette ondan da biraz bahsetmek gerekiyor tam da bu noktada.

Avusturya sinemasının belki de en önemli ismi olan Haneke'nin adını 'ana akım'da son yıllarda daha fazla duymaya başladık.

'Das Weisse Band' ya da 'Amour' gibi filmleri sayesinde Oscar ödül törenlerinde bile adı duyulur bir yönetmene dönüştü.

Tokat atar gibi

Tokat atar gibi
İkinci Dünya Savaşı sonrası kapitalizmin doruklarındaki insan hayatı ve robotik yaşam onun ilk dönem filmlerinde karşımıza çıkıyor.

Mesela 'Benny's Video' ya da 'Der Siebente Kontinent'...

Haneke her zaman derdini tokat atar gibi anlatsa da minimalizmden asla vazgeçmiyor.

Ama özellikle bu ilk dönem filmlerindeki sarsıcılığın yerini hiçbir şey tutmuyor.

Haneke bir romancı olsaydı...

Haneke bir romancı olsaydı...
Sarsıcılık demişken Arthur Schnitzler'den de bahsetmek gerekiyor.

'Ölmek' adlı novellası geçtiğimiz yıllarda Türkçede yayımlanan yazar adeta 'Haneke bir romancı olsaydı nasıl olurdu?'nun cevabını verir gibi bir üsluba sahip.

Yukarıda adı geçen isimler kadar sarsıcı ya da kamyon çarpmışa çevirmeyen Yugoslavya hayranı Peter Handke bile bi' acayip.

Diğer isimler kadar depresif olmasa da yine de mesele haline getirdiği konuların hepsi insan doğası ve rutinde gizlenmiş uçuk ruh halleri.

Zweig'ın novellaları

Zweig'ın novellaları
Stefan Zweig'ın 'Satranç'ını ya da diğer novellalarını okuyoruz, özellikle de gençlerimiz artık klasik okumaya onu okuyarak başlıyor.

Ancak o da aslında 500 sayfalık bir öykü anlatmaya kalktığında depresife bağlayacak gibi.

Zaten Zweig'ın novellalarının gücü de bir öyküyü en fazla 70-80 sayfa içinde efsanevi bir etkiliyecilikle anlatması...

Peki ya sinema?

Peki ya sinema?
Sinemada yakın dönemde izlediğimiz Götz Spielmann'ın yönettiği 'Revanche' derinden, dramatize etmeden, kan dökmeden fena bir intikam hikayesi...

Veronika Franz ve Severin Fiala imzalı 'Ich seh Ich seh' de anne ve çocuk arasındaki iletişimsizliği 'Bir daha evlenip çocuk sahibi olmayacağım' dedirtecek kadar unutulmaz ve kusursuz anlatıyor...

Bu liste plastik sanatlar veya müzikle dallanıp budaklanır.

Ancak bu depresiflik edebiyat ve sinemada fena halde net bir şekilde ortaya dökülüyor.

'İyi ki bu kadar depresifler'

'İyi ki bu kadar depresifler'
Avusturyalıların bu kadar 'uç'larda olması ya da sınırları zorlaması aslında biraz da sanatçıların ülkenin evvelden beri politik duruşuna duydukları öfke nedeniyle denilebilir.

Avusturyalı sanatçılar da çözüm yolunu daha pasif agresif bir yöntemle depresiflikte çığır açan, hızlı ve öfkeli eserlerde buluyor.

Ortaya çıkan eserleri okuyan ya da izleyen bizler de 'İyi ki Avusturyalı sanatçılar bu kadar depresif!' diyor...




twitter.com/mayksisman
can.sisman@milliyet.com.tr
Bu makaleye ifade bırak