Trabzon’da Rahip Santori’nin öldürülmesi, Malatya’da misyonerlere yönelik katliam ve Hrant Dink... Bu olaylar akıllarda dolaşan sivri uçlu soru işaretleri olmadan anılamıyor.
Gazeteci-yazar Rıdvan Akar “Aşkale Yolcuları” adlı kitabında Varlık Vergisi ve çalışma kamplarını ele alarak, geçmişteki sivri uçlu soruların kapılarını aralıyor. 

Turnusol kağıtları
“Azınlıklar, Cumhuriyet tarihinde devlet politikalarının turnusol kağıdı oldu” diyor Rıdvan Akar kitabın önsözünde. Devletin demokrasi, çoğulculuk, tek tip kimlikler ve homojen bir Türk-Müslüman-Sünni toplum yaratma ideolojisinin yıllar boyu liderler değişse de değişmediğini gösteriyor bu kitap. Devlet laboratuvarında bunu yıllar boyunca test etmiş ama bir sonuç alınamamış. Ne kırmızı turnusol kağıtları maviye, ne de mavi turnusol kağıtları kırmızıya dönüşmüş, azınlık politikasında hiçbir değişiklik gözlenmemiş.
Rıdvan Akar, “Varlık Vergisi, azınlıklar için ‘ekonomik bir soykırım’dı. Türk burjuvasinin ise önünü açan bir ‘proje’ydi” cümleleriyle varlık vergisinin azınlık psikolojisinde yarattığı etkileri okuyucunun önüne seriyor. Hatta Varlık Vergisinin yarattığı etkinin izlerinin günümüze kadar geldiğini de savunuyor; bu verginin günümüz azınlık sorunlarına yapı taşı olduğunu da.
“Aşkale Yolcuları”nın ilk iki bölümü, Cumhuriyet dönemi ve İkinci Dünya Savaşı Türkiye’sini olgulara dayalı iç-dış politika ve ekonomi yönünden inceliyor. Üçüncü bölümde ise Varlık Vergisi ele alınmaya başlıyor. Bu bölümde de yine savunulan tezlerin olgulara dayalı olması dikkat çekiyor. Verilere ulaşılması bunca zorken, bilgi dayanaklı bir çalışma olması kitabın takdir edilir bir özelliği.
II. Dünya Savaşı’ndan dolayı bütçesinin yarısından fazlasını askeri harcamalara kullanan Türkiye, çözümü dışarıdan gelen zayıf yardımlar yerine iç borçlanmalarda görüyor ve Milli Korunma Kanunu’nun da  yürürlüğe girmesiyle Varlık Vergisi konuyor. Verginin ‘resmî nedeni’ de bütçe açığını kapatmak olarak gösteriliyor. Bununla birlikte Varlık Vergisi ekonomik bir dönüm noktası olarak tanıtılıyor halka.

Çalışma kampları
Bu vergi, bütçe açığını kapamak için çıkarılsa da hiçbir ekonomik soruna çözüm olduğu söylenemez. Siyasi açıdan da bir işe yaramamış, tabii devletin ayrımcılığını göstermesini saymazsak!
Kitabın sonraki bölümlerinde Varlık Vergisi Kanunu’nun uygulanması, vergilerin tahsilatı ve vergi cezasının karşılığı olarak uygulanan çalışma kampları kronolojik sırayla aktarılıyor. Vergilerini ödeyemeyenlere ‘icra-haciz’ ve ‘zorunlu çalışma kampı’ cezaları uygulandığını görüyoruz. Alman ve Nazi sempatizanın çok olduğu bu dönemde çalışma kamplarının ‘Yahudi toplama kampları’na benzetildiği söylenebilir. Yahudilerin Almanlar tarafından trene bindirildiği gibi, Türkiye’deki azınlıklar da trenlerle yollanıyor Aşkale’ye.  

Piyasayı Türkleştirme planı
3305 sayılı Varlık Vergisi Kanunu, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde 11 Kasım 1942 tarihinde yürürlüğe giriyor. Başka ülkelerde de o sıralarda, aynı ekonomik amaç hatta aynı isimle vergi kanunları çıkıyordu, ancak Türkiye’nin Varlık Vergisi Kanunu, diğer ülkelerden uygulanış bakımından farklılık gösterdi. Adaleti hiçe sayarak ve azınlıklara en ağır biçimde uygulanarak... 
Zamanın başbakanı Şükrü Saraçoğlu’nun eseri olan Varlık Vergisi Kanunu’nda “Azınlıklara uygulanacaktır” gibi bir madde bulunmuyor aslında. Ama Rıdvan Akar’ın kitabından öğreniyoruz ki, CHP gizli bir grup toplantısıyla kanun yürürlüğe girmeden önce buluşuyor ve Saraçoğlu, milletvekillerine açık açık kimleri hedeflediğini söylüyor: Harp zenginlerini ve özellikle azınlıkları. Uygulamanın hedefi ise şuydu: Bu şekilde yabancıların egemenliği altında olan piyasadan ‘yabancılar’ kaldırılacak ve piyasa tekrar Türkler’in eline geçecekti.