RSS
19.07.2009 - 00:05 | Son Güncelleme: 19.07.2009-0:13

BABAMA HABERLER...

Metin Toker’in köşesi yedi yıldır boş. Bu yedi yılda neler oldu? Onun bildiği Türkiye ne kadar değişti? Metin Toker’in dünkü günceli neydi, bugünkü Türkiye’nin günceli ne? Babama, bu son yedi yılı nasıl anlatabiliriz?

Sitene Ekle
BABAMA HABERLER...

METİN?TOKER’İN NOT DEFTERİNDEN / YAZAN: GÜLSÜN BİLGEHAN

Babamı yedi yıl önce bugün kaybettik.
Efsanelerde yedi sayısının özel anlamı vardır, yedi dağ aşmak, yedi kapı geçmek,  yedi yıl kıtlık, yedi yıl bolluk gibi…
Metin Toker’in köşesi yedi yıldır boş. Sevgili, vefalı okuyucuları,  bu süre içinde kimbilir kaç defa, 59 yıl boyunca mesleğini, “ adam gibi yapan gazeteci” nin not defterine  neler yazabileceğini merak ettiler.
Bu yedi yılda neler oldu?  Nereden nerelere geldik?
Onun bildiği Türkiye ne kadar değişti?
Gazeteciliği, “ okuyucuyla yaşanan ve yaşanmakta bunca yıl devam eden beraberlik. Geride kalan güncelden bugünün günceline gelen ve yarının güncelinde sürecek bir birliktelik” diye nitelerdi.
Metin Toker’in dünkü günceli neydi, bugünkü Türkiye’nin günceli ne?
Babama, yaşamadığı bu yedi yılı nasıl anlatabiliriz?

***
Metin Toker, 18 Temmuz 2002’de hayata veda ettiğinde Ecevit başkanlığındaki koalisyon hükümeti ülkeyi yönetiyordu ve Türkiye bir yıl önce, 23 Haziran 2001’de bu köşede yazdığı gibi bir “ Deliler Evi” ni andırıyordu:

“Eğer bu isimde bir roman veya piyes yazmak istiyorsanız, sizi şu sırada Türkiye’ye davet ederim.
Aradığınız bütün malzemeyi kolay kolay ve bol bol bulabilirsiniz. Ben ki üç çeyrek asırdır burada yaşıyorum, ülkemi hiç bu halde görmemiştim. En sıkıntılı- isterseniz- “buhranlı” deyiniz- günlerde bile bir umut ışığı, gerektiğinde bel bağlanacak bir kimse, bir örgüt, bir kurum, en azından BMM, daha doğrusu onda varsayılan bir sağduyu bulunurdu.
Bütün bunların hiç biri yok.”

***

Ya, bir de bu günleri görseydi?
Birbirleriyle kavgalı kurumlar, çekiştirilen yasalar, hizaya sokulmaya çalışılan temel ilkeler, sahtesi ile gerçeği ile çeşitli belgeler, tuhaf isimli davalar, darbe korkuları, oynanan oyun içinde oyunlar...” Deliler Evi” bile az değil mi?

***

Toker , “Karaoğlan” lığından eser kalmamış Başbakan ve yolsuzluk belirtileri ile çalkalanan siyaset sahnesinin diğer liderlerinin ve yıpranmış partilerinin halini gözler önüne seriyor ve o yazısının sonunda soruyordu:
                       
“İnsanın “Yok mudur, kurtaracak?” diye bağırası tutuyor ama o zaman da kovboy filmlerinin malum akışı hatıra geliyor. Kurtarıcı kızı evvela kurtarır; sonra o, yatağa atar.”

***

Babam, Adalet ve Kalkınma Partisinin, 3 Kasım 2002 Seçimlerinde % 34 oyla tek başına iktidar olduğunu görmedi. 22 Temmuz 2007’de oy oranını %47’ye yükselttiğini de…
Çankaya’ya Abdullah Gül’ün çıkacağını ise hayal bile edemezdi.

Oysa, babamı kaybettiğimiz gün,   taziye için ilk arayanlar da onlar oldular…
Yeni hükümetin ilk hedefi bizi, 40 yıldır kapısında beklediğimiz Avrupa Birliği’ne katmaktı.

 

AB-EKONOMİ
Metin Toker, Avrupa Birliği’ne üyelik sürecimizin, yaşamadığı yedi yılda gündemimizde daha fazla yer aldığını ve hızlanır gibi göründüğünü, müzakerelere başlandığını, başlıkların açıldığını, bazı ülkelerin bizi desteklediklerini, bazılarının engellediklerini bilmiyor. Ama, 9 Eylül 2001’de sanki bu günleri görmüş:

“ Komünizmde esas “Herkesten yetenekleri oranında; herkese ihtiyacı kadar” dır. Leninizm henüz komünizm olmadığını, ona giden yolu oluşturduğunu ileri sürerek bunda bir rötuş yaptı: “ Herkesten yetenekleri oranında; herkese mümkün olduğu kadar”. Bunun son zamanlardaki uygulamasını ise, en güzel ve gerçekçi şekilde Brejnev ifade etti:” Onlar çalışır gibi yapıyorlar, biz de onlara bir şeyler verir gibi yapıyoruz”. Sovyetler battı.
Bu bizim, Avrupa Birliğiyle ilişkilerimize benziyor: Biz onların normlarını- Kopenhag kriterleri, vs.- benimseyecekmişiz gibi yapıyoruz; onlar da bizi alacaklarmış gibi yapıyorlar. “ Uyutma şimdilik karşılıklı olarak sürüyor. Bunda kimsenin bir zararı yok. Çünkü bu normlar , aslında, bizim “ asrileşme amaçımız” ın kaçınılmaz ve geç kalmış gereği. Mustafa Kemal daha ilk Mecliste “ Bir asrileşme lafıdır, gidiyor. Neymiş bu asrileşme ?” diye soran sarıklı milletvekiline “ Adam olmaktır, Hoca efendi; adam olmaktır” cevabını veriyordu. Biz bu “asrileşme yolu” na girmiştik ama halk yeteneksiz politikacıların eline bırakıldığından beri ondan adım adım uzaklaşmaya başladık. Şimdi, “ AB’ye gireceğiz” havucuyla olsa dahi ona doğru attığımız ve atacağımız her adım, kardır.

Buna karşılık AB de , iriliği ve bugünkü haliyle en iyi niyetlilerin dahi “ hazmedemeyeceği bir lokma” olarak tanımladığı Türkiye’nin tam üyeliğinin “ görülebilir bir gelecek” için bahiskonusu  bulunamayacağından emin, şişin de kebabın da yanmamasına itina gösteriyor. Çünkü AB ile Türkiye’nin “bir şekilde” ilişki içinde kalmasının iki tarafın da yararına olduğunu herkes biliyor.”

Bu alanda, onun bildiklerine ekleyecek fazla yenilik yok…

***

EKONOMİ MUCİZESİ
Toker’in görmediği Erdoğan Hükümetinin, ikinci büyük iddiası ise, “Cumhuriyet döneminde görülmemiş” bir ekonomik kalkınma yaratmaktı. Başlatılan reformu ve programı sürdürerek, dışardan da gerçekten bu zamana kadar benzeri olmayan- yardımlar alarak, bir süreliğine hayali bir cennet yarattılar. Türkiye, dünyanın 15ci “ büyük ekonomisi” ama, yedi yıl sonra:
- çıkan küresel kriz nedeniyle, yaşadığı yüzde 13.8’lik küçülmeyle dünya dördüncüsü, OECD birincisi
- en borçlu ülkelerden biri
- işsizlik rekor düzeyde
Kriz, Türkiye’yi İkinci Dünya Savaşı kadar sarsmış. Hani, 2009’un Başbakanı Recep Tayip Erdoğan’ın, aklına estiğinde hatırlattığı “ Karne Günleri” ne geri dönmüşüz!

BASIN ÖZGÜRLÜĞÜNÜ İHLAL EDENLER HÜKÜMETLERDİR

Metin Toker, hızlı bir “ basın özgürlüğü” savunucusuydu. 50’li yılların sonunda, “ ispat hakkı” için, gözünü kırpmadan iki yıla yakın hapis yatmıştı.
Milletlerarası Basın Enstitüsünün-IPI- Yürütme Kurulundaydı.50 ci Genel Kurulu için gittiği Yeni Delhi’den izlenimlerini yazmış ( 24 Ocak 2001):

“Türkiye, 1950’nin başındaki kuruluşundan bu yana- 15 kurucusu arasında Ahmet Emin Yalman da vardır- IPI’ın “ devamlı müşterisi” olmuştur. Bunun iftihar edilecek bir tarafı yoktur, çünkü örgüt basın özgürlüğünün ihlal olunduğu hallerle ve ihlal eden ülkelerle meşguldur. Başlıca ihlalci ise, hükümetlerdir.- Buna başka kuvvetlerin de eklenmesi lazımdır ya… Para babaları, karteller, tekeller gibi. IPI onlarla uğraşır- Bundan dolayı IPI Türkiye’de gadre uğrayan gazetecilerin yanında, ceberrut iktidarların karşısında olmuştur. O çeşit iktidarlar da IPI’ı hiç sevmemişlerdir. Türkiye’de bu oyun hemen hiç bitmemecisine hep sürdüğünden bizi “ devamlı müşteri” saymak mübalağalı değildir.
Düşünsenize şahsen ben ilk defa 1950’lerde DP nin, 1980’lerde Evren’in mahkemeleri tarafından hapse mahkum edilmişimdir; her seferinde IPI’ın manevi desteğini bulmuşumdur. 1950’ler biterken Yalman kurduğu örgütün kendisini kurtarmaya çalıştığını görmüştür.- Kurtaramamıştır- Türkiye’de 1990’lar daha bile karanlıktır.Çok IPI heyeti bunun için ülkemize gelip gitmiştir.”
****

3 Mayıs 2009 “Dünya Basın Özgürlüğü Günü” yayınlanan raporlar demek ki, Babamı hiç şaşırtmayacaktı: Türkiye, 101ci sırada, Arnavutluk, Komor Adaları ve Tanzanya ile birlikte, “kısmen özgür ülkeler” arasında yer alıyor.
Bugün, IPI’da görevi devralan gazeteci Ferai Tınç, durumu özetlemiş:

“ Son dönemlerde basın özgürlüğüne yönelik 1950’leri anımsatan bir baskı var. Bir yandan ekonomik, diğer yandan siyasi krizler, iktidar odaklarını muhalif olan herkesi bastırmaya yönlendiriyor.Türkiye’de gazeteler kapatılıyor, gazeteciler cezaevine konuluyor. Bu Türkiye’nin demokratik geleceği açısından karanlık bir tablo.”

 

SİVİL VE ASKERİ SAĞLAM GÜÇLER
Metin Toker’e göre, Laik Cumhuriyeti Türkler kurmuşlardır, onlar yaşatacaklardır. Eğer 1,5 milyarlık İslamda tek laik devlet Türkiye ise bu, basiretli davranışı sadece Atatürk’ün göstermesi sayesindedir.İşte bundan dolayıdır ki “ laik devlet” in 1,5 milyarlık İslam dünyasındaki “ nadide çiçek” niteliğini bizim toplumumuzun bir an dahi aklından çıkarmaması, onu kollama ve koruma görevini gerçekte üstlenmiş memleketin sağlam kuvvetlerini yalnız bırakmamaya özen göstermesi, çiçeğin ömrünü sürdürmesinin “olmazsa olmaz”  şartıdır. Ancak, Toker yazılarında  toplumun en iyi yetişmiş kesimini oluşturan, “sivil/asker memleketin sağlam kuvvetleri” ne “ en geniş ufku” temsil etme sorumluluğunu da yüklerdi.

***

 “ Ne zaman var ki Türkiye, güven vermeyen hükümetlerin elinde bulunuyor. Bunların sosyal ve ekonomik sorunları çözmedeki aczi toplumdaki huzursuzluğu ve geniş kütlelerin fıkaralığını arttırıyor. Herkes mutabıktır ki iyi yönetilmiyoruz. Bir demokraside yaşanılıyorsa, böyle hallerde seçmen “ işin icabı” na bakmakla yükümlüdür. Onun bu görevi , gerektiği gibi yerine getirdiğini söylemek zor. Kurtulunması zamanı gelmiş iktidarlardan ülkeyi kurtaramıyor, sandık başına götürüldüğünde “ doğru” yu seçmiyor.
Sabredeceğiz. Mekanizmanın iyi işlemesi için üzerimize düşeni yapmaktan bir an geri kalmayarak..” ( 1 Aralık 2001)

Devrilmeden kısa bir süre önce konuştuğu ve kendisine küçümseyici bir edayla:
“ Halkı Müslüman bir ülkede ulemanın fetvası, iktidara sahip olanın işini kolaylaştır. İktidarın sahibi kendisini böyle bir imkandan niçin mahrum etsin?” diye soran İran Şahının oğlu, geçenlerde genç bir Türk gazetecisine, Ahu Özyurt’a:

“ Laikliğinizin kıymetini bilin. Türkiye ve İran gibi birbirine çok benzeyen iki ülke arasındaki fark Türkiye’deki laik demokrasi sayesinde gece ve gündüz kadar keskin” diye itiraf edecekti.

***

Memleketin sivil ve askeri sağlam kuvvetlerinin bugün içinde bulundukları çalkantıyı  Babama anlatmak çok zor. Bir tarafta aylardır, henüz çözülmemiş ve içeriği netleşmemiş bir davanın şüphelileri olarak gözaltında tutulan, çoğu sağlıklarını yitirmiş, çeşitli alanlarda ülkelerine hizmet etmiş kişiler, basılan eğitim dernekleri , diğer taraftan geçmiş dönemlerin utanç verici bazı sayfalarını artık kapatma gayreti… Bütün bunların üstüne de, Anayasa Mahkemesinin, hükümetin başındaki partiyi “ laiklik karşıtı eylemlerin odak noktası” ilan eden kararı!

Bu kadarını herhalde Metin Toker bile görmemişti…

 

Mezarı başında anıldı
Milliyet yazarı Metin Toker, dün ölümünün 7’nci yılında mezarı başında anıldı. Fotoğrafta babasıyla birlikte görülen,  Toker’in kızı Gülsün Bilgehan, TBMM’nin 22’nci döneminde CHP Ankara Milletvekili’ydi. Bilgehan şu anda   Bilkent Üniversitesi’nde öğretim üyesi olarak görev yapıyor.

 

‘KADINI ARAYINIZ’
Ölmeden bir yıl önce yazdığı bir yazıda Toker, siyaset sahnesinde de, polisiye romanlarda olduğu gibi, işin içindeki kadının ortaya çıkması gerektiğini söylemekte ve sormaktadır:
“Yenilikçilerin takiyecilik suçlamasından kurtulup inandırıcılık aşamasına geçebilmeleri için önlerinde bir ‘turnusol’ kâğıdı vardır: Düşündükleri toplumda kadının yeri ne olacaktır? ‘Cemiyet hayatı’na onu karıştıracaklar mıdır, yoksa onlar ‘kendi kapalı bölmeleri’nde mi ‘saygıdeğer vatandaşlar’ olarak yaşayacaklardır?”
Bu sorunun net cevabı henüz verilmemiştir ve gerçekten yedi yıl sonra da, en önemli meselelerin altında “ kadın” var gibi görünmektedir.

 

NOT: İÇİMİZDEN HABERLER
-  Annem sana hâlâ çok âşık. 
-  Tanımadığın iki torunun var, biri kız, biri erkek, küçük oğlan güldüğünde aynı sana benziyor. 
-  Torunlarınla iftihar ederdin. 
-  Her yeni ay çıktığında, gökyüzünde seni görüyorum.   
-  Babacığım, seni çok özledim. 

 


En son çıkan oyunları mı merak ediyorsunuz? Oyun tutkunları buraya!

Etiketler: Anayasa
Yorum Yazın
Gönder
Detaylı Ara
En Çok Konuşulan Haberler
    Hangisi nasihat sözcüğünün eş anlamlısıdır?
    ©Copyright 2009 Sitemizde yayınlanan haberlerin telif hakları gazete ve haber kaynaklarına aittir, haberleri kopyalamayınız.