Bir ilişki içinde olmaktan genel olarak mutlu musunuz yoksa ilişkide olmak sizi kaygılandırıyor mu, korkutuyor mu veyahut ilişkilere gerek yok diye mi düşünüyorsunuz? Bu sorunun cevabı sizin kendi ebeveynininiz ile nasıl bağlandığınızı ve dolayısıyla çocuğunuzla da nasıl bağlanıyor olduğunuzu ortaya koyabilir.

Bugünlerde birçok ebeveynin “çocuğum bana sağlıklı bağlanabildi mi?” sorusunu sık sık kendine sorduğunun farkındayım. Ancak bu sorunun cevabını ebeveynin kendi içsel yolculuğuna çıkmadan anlamaya çalışması çok da doğru olmayacaktır. Çünkü hepimiz büyürken bir yetişkinin bize bakım vermesine ihtiyaç duyuyoruz ve çoğu zaman annemiz olan bu bakım verenimize nasıl bağlandığımız bizim gelecekte kendi çocuğumuza nasıl bağlanacağımızı da şekillendiren en önemli şey. Aslında sadece çocuğumuzla olan bağlanmamızı değil sosyalleşmeye başladığımız ilk andan itibaren dünyaya olan bakış açımızı, insanlara ve bu insanlarla kurduğumuz ilişkilere bakış açımızı şekillendiren bir içsel mekanizmanın inşasından bahsediyoruz.

Belki de bağlanma teorisinin ne olduğuna kısaca bakmak gerekir bu noktada. Hayatımızın ilk yılları arasında bir insan yavrusu olarak oldukça savunmasızızdır. Birisinin bizi beslemesine, temizlemesine, uyutmasına ve koruyup kollamasına ihtiyaç duyarız. Bu ihtiyaçlarımızı bakım verenimize iletmek için ise bazı sinyaller kullanırız. Sağlıklı doğan bir bebeğin sinyalleri ağlaması, refleksleri ve bazı hareketleridir. Eğer bakım veren bu sinyalleri anlamıyorsa, yanlış yorumluyorsa ya da vermesi gereken ilgiyi ve cevabı vermiyorsa bebeğin hayata dair ilk izlenimleri güvensizlik üzerine oluşmaya başlar. Yani bakım verenimiz ihtiyaçlarımıza cevap verme konusunda tutarlı ve şefkatli olabilirse dünya ve ilişkiler güvenlidir inancımız pekişiyor. Ancak tam tersi durumda ise dünya ve ilişkiler güvensizdir düşüncesini içsel olarak inşa etmeye başlıyoruz. O yüzden bilişsel olarak da hayatımızın en hızlı büyüdüğümüz evresi olan ilk üç senemizde bize kimin/kimlerin bakım verdiği ve bakım verme şekilleri çok önemli. Çünkü onlar da kendi bağlanma şekillerini bize farkında olmadan aktarıyorlar. Bunları bilmek ve anlamak önemli çünkü ebeveyn olmaya karar verdiğimizde tüm bu aktarımları kendi ebeveynlik şeklimizde gündeme getirmeyi aktif hale getirmiş oluyoruz. Eğer geçmişimizi anlamlandırabilirsek ancak bugünümüzün ve geleceğimizin doğru inşasına erişme şansı yaratabiliriz. Daha sağlıklı ilişkiler kurabilir ve daha doğru seçimler yapabiliriz.

Diyelim ki siz içsel bir yolculuğa çıktınız ve ebeveyninize güvenli bağlanamadığınızı keşfettiniz, bu sizin hayata karşı neden güvensiz olduğunuzu ve ilişkiler söz konusu olduğunda neden çuvalladığınızı anlamanızı sağladı. Peki çözüm ne dediğinizi duyar gibiyim. Belki de ne çözüm değil öncelikle onları konuşalım; ilişkileri gereksiz görmek, ilişkilerden korkmak, ilişkilerden endişe duymak ve bunları baz alarak çeşitli baş etme mekanizmalarını tekrar tekrar uygulamak pek doğru çözümler gibi gözükmüyor. İnsan olarak her birimizin ilişki içerisinde olmaya ihtiyacı var. Psikolog Nilüfer Devecigil’in bu konuda söylediği sözü çok değerli buluyorum “ilişkide iyileşiyoruz”. Evet çözüm bize güven veren bir ilişki içerisinde kalarak geçmişin yaralarını sarmakta ve sarıp sarmaladığımız yaralarımızın ışığında en doğru olanı bulmakta saklı. Çünkü insan bazen değiştiremez geçmişi, geçmişteki acı deneyimlerini ya da annesine bağlanıp bağlanamamasını ancak bunların ışığında değiştirebilir bugünü, yarınını ve kendisini. Bunu da en güzel güven duyduğu bir ilişki içerisinde yapabilir. Bu ilişki bazen bir arkadaşlık ilişkisi bazen bir dostluk bazen bir sevgililik bazen de bir karı koca ilişkisi olabilir.

Biz bağlanma yaralarımızı iyileştirdikçe çocuğumuza da güvenli bir bağlanmayı ancak o zaman sağlayabiliriz.

Sevgiyle,

Nuray Er