Pazar
19.03.2017 - 02:30 | Son Güncelleme: 19.03.2017-2:30

Balığın organiği olur mu?

Organik balık, kültür balıkçılığı yani yetiştirme balıkta geçerli bir kavram. Yoksa ekosisteminde doğal yöntemle beslenen avcılık ürünlerinde organik diye bir kriter söz konusu değil. Ama artık sofraya gelen her iki balıktan biri çiftlik mamulü

Sitene Ekle

Gürkan Akgüneş / gurkan.akgunes@milliyet.com.tr

İlk duyduğumda ben de başlıktaki tepkiyi verdim. Son birkaç yıldır organik tarımla ilgili çok sayıda haber yapıp yazı dizileri hazırlamış bir gazeteci olarak gözümden kaçmış... Aslında organikle ilgili fikir sahibi olmayanların da bu tepkiyi vermesi doğal. Çünkü balık, başlı başına doğal bir deniz ürünüyken organik balık nasıl olabilir?

Elbette organik balık, kültür balıkçılığı yani yetiştirme balıkta geçerli bir kavram. Yoksa doğal ekosisteminde doğal yöntemle beslenen avcılık ürünlerinde organik kriteri diye bir kriter söz konusu değil. Ama artık sofraya gelen her iki balıktan biri çiftlik mamulü.

Çevre kirliliği, iklim değişikliği ve aşırı avlanmanın yarattığı tahribatın etkisiyle balık popülasyonunda yaşanan azalma, yetiştiriciliği son yıllarda epey popüler kıldı. Nüfus artışıyla orantılı av mevsimi dışındaki ihtiyaç da düşünülürse artık dünyanın birçok ülkesi balık tüketimini deniz, göl ve barajlardaki kafeslerde tavuk gibi beslenerek büyütülen balıklardan sağlıyor. Türkiye de bu alanda son yıllarda ciddi anlamda atılım yapan ülkelerden biri. Özellikle Avrupalının yediği dört çipura-levrekten biri Türkiye’den. Birçok Türk firması balık ihracatıyla hatırı sayılır cirolar

elde ediyor.

Organik sertifikalı levrek

Hal böyle olunca ürün çeşitliliğine yönelik arayışlar da organik balığı gündeme getirmiş. İlk olarak 1998’de İngiltere’de satışa sunulan organik balığın Türkiye’deki denemesini ise Bodrum’daki Kılıç Deniz firması yapmış. İşe 2014’te önce organik yem ithal ederek başlamışlar. Ardından da organik anaçlardan alınan çipura ve levrek yavruları, ayrı tanklarda hiç antibiyotiğe maruz bırakılmadan 1-2 gram olana kadar yetiştirilmiş. Sonrasında da 300-400 gram boyutuna gelene kadar yaklaşık 18-20 ay diğer yetiştirme balıklardan ayrı bir kafeste organik

yemle beslenerek büyütülmüşler.

Tüm bu işlemler Ecocert firmasının denetiminde gerçekleşmiş ve “organik sertifikalı” ilk çipura ve levrekler marketlerdeki yerini almış.

Fakat satış süreci firmanın beklediği gibi gitmemiş. Artan maliyet nedeniyle fiyat, diğer yetiştirme balığın 2.5 katına çıkınca tüketici talebi yeterli düzeye ulaşmamış. Şu an üretimin bekleme aşamasına alındığını belirten firma yetkilileri, özellikle besin değeri açısından projede ciddi bir başarı elde edildiğini söylüyor.

Nasıl mı? Yapılan laboratuvar analizlerine göre organik levreğin Omega 3 oranı yetiştirme levrekten dokuz kat daha fazla çıkmış. Yani 100 gram organik levrek yemek konvansiyonelin 900 gramına bedel. Yine Omega 6’da da iki kat daha fazla oran elde edilmiş. Organik çipurada da Omega 3 oranı konvansiyonel olana göre iki kat fazla. Omega 6’da ise konvansiyonele göre yaklaşık altı kat fark var.

Rengi beyazladı

Şirketin Kalite Sistemleri Temsilcisi Engin Mola, çipurada organik balığın görünüşünün dahi değiştiğini söylüyor. Organik çipuranın renginin diğerine oranla çok daha açık olduğunu belirten Mola, levrekte pek renk değişikliği olmasa da organik çipurayı daha lezzetli bulduğunu aktarıyor.

İşe yemi sertifikalandırarak başladıklarını anlatan Mola, balık yetiştiriciliğinde ağırlıklı olarak balık unu kullanıldığını ve balık ununa ek olarak da Mısır ve soya gibi tarım ürünleriyle balıkların beslendiğini söylüyor. Tabii mısır ve soya bilindiği üzere kanatlı yetiştiriciliğinin de ana yem maddeleri ve en büyük GDO şüphelileri. Çünkü Türkiye’ye genetiği değiştirilmiş (GD) mısır ve soya sadece hayvan yemi olarak giriyor. Zaten tavuk konusunda diken üstünde olunmasının en önemli nedenlerinden biri GD. Diğeri de antibiyotik.

Antibiyotik iki kez şartı

Antibiyotik balık yetiştiriciliğinde de havuzlarda hastalığa rastlanması durumunda yaygın olarak kullanılıyor. Arınma süresine dikkat edilmesi en önemli kriter. Çiftlik balığının önemli bir ihraç ürünü olduğu göz önüne alınırsa antibiyotik kalıntısı değerlerine dikkat edilmeme ihtimali oldukça zayıf. Zaten Engin Mola da, yılda 40 kez denetime tabi tutulduklarını ve kendilerinden balık almak isteyen bir İngiliz firmasının atılım süresini iki katına çıkarmak istediğini söylüyor. Organik balık üretiminde ise antibiyotik konusunda balığın yaşam süresi boyunca yılda iki kez kullanma şartı var. Yani 18 aylık yetiştirme süresince hastalık durumunda sadece iki kez antibiyotik verilebiliyor. Bu yüzden ölüm oranları normal yetiştiriciliğe göre fazla. Bu da maliyeti artıran bir diğer etken.

Organik balığın bazı kriterleri de şöyle:

Hormon ve hormon türevlerinin kullanılması kesinlikle yasak.

Gelişim hızlandırıcı ve yapay amino asitler kullanılamaz.

Yemin bitkisel kısmı organik üretimden, su ürünleri kısmı ise sürdürülebilir balıkçılıktan gelmeli.

Günde en fazla 16 saat aydınlatma yapılabiliyor.

Hasat zamanı dahil hayvana eziyet en az seviyede tutulur, elle muamele en aza indirilir.

Balıkların yaşamlarını rahat sürdürecekleri yeterli alanlarının olması gerekir. 


Yorum Yazın
Gönder
©Copyright 2017 Sitemizde yayınlanan haberlerin telif hakları gazete ve haber kaynaklarına aittir, haberleri kopyalamayınız.