SiyasetRSS
21 Ocak 2010 - 23:34

Balyoz

12 Mart 1971 muhtırasıyla kurulan Nihat Erim hükümetinin “anarşiyi önleme” gerekçesiyle demokrasiyi askıya alma, özgürlüklerin üzerine şal örtme, solu tasfiye planına, “Balyoz” adı verilmişti. Askeri cezaevleri doldu taştı; “kontrgerilla” ortaya çıktı, TİP kapatıldı, öğrenci olaylarının faturası Deniz Gezmiş ve arkadaşlarına kesildi. Üç genç idam edildiler.
Türkiye “ara rejim”den 1973 seçimleriyle çıkmayı başardı; CHP lideri Ecevit, “Askeri diktaya hayır” diyerek, sivilleşmenin önünü açtı. Demirel ile anlaşarak, Genelkurmay Başkanı Faruk Gürler’in Çankaya’ya çıkmasını engelledi. 1974’te başbakan olan Ecevit, “Özel Harp Dairesi”nin varlığından iktidardayken haberdar oldu.
MC hükümetleri ve 1980 askeri darbesine gidilen dönemde, Çorum, Kahramanmaraş olayları, 1 Mayıs katliamı yaşandı. Bugün artık çok iyi biliyoruz ki, 12 Eylül’e “planlı” bir şekilde sürüklendik!
Abdi İpekçi cinayeti de, o karanlığın ürünüydü. Taraf gazetesi iki gündür, “Balyoz Harekât Planı” dokümanlarını yayımlıyor.
Çarşaf, Sakal, Oraj ve Suga adı verilen eylem hazırlıklarının askeri tatbikatlarla ilgili “seminer notları” olduğunu açıkladı Genelkurmay. “Harp oyunu” da deniyormuş!
“Balyoz planı”nın altında dönemin birinci Ordu Komutanı Çetin Doğan’ın imzası var. Çetin Doğan Star’da Uğur Dündar’ın sorularını yanıtlarken, harp oyunu niteliğindeki 5-7 Mart 2003 tarihli toplantıların yapıldığını kabul ederken, camilerin bombalanması, uçak düşürülmesi gibi senaryoların monte edilmiş olabileceğini savundu. Genelkurmay da dün tatbikatın bir “sıkıyönetim hali”ni öngörmekle birlikte, akla ve vicdana sığmayacak iddiaları reddediyordu. Ancak dünkü Taraf’ta yer alan bazı iddiaları, hiçbir tereddüde yer bırakmayacak şekilde açıklığa kavuşturmak gerekmektedir:
“Bölücü terör örgütü ve El Kaide’nin büyük şehirlerde özellikle İstanbul’da eşzamanlı büyük eylemleri ve anılan eylemler sonrasında icra edilecek, sivil toplum kuruluşu ve üniversitelerle koordine ederek yönlendireceğimiz çok geniş katılımlı toplumsal gösteriler ve eylemler neticesinde oluşan kaos ve karmaşa nedeniyle öncelikle olağanüstü hal ve sonrasında sıkıyönetim ilan edilecektir.”
Planın bir başka yerinde “dost unsurlar” tarafından yapılacak ekonomik operasyonlarla ülkenin ekonomik darboğaza sürüklenip AKP iktidarının sarsılmasına çalışılmasından söz ediliyor. İrticai faaliyetler, “artan şehit cenazeleri” haberleri üzerinden TSK’dan “gereğini yapması” yönünde beklenti yaratılması amaçlanıyor. Böylece 12 Eylül’deki gibi topyekûn bir temizleme mümkün olacaktı!
Balyoz planı -senaryo değilse eğer-  bildiri ve demeçlerle geçiştirilemez. İstanbul’daki El Kaide saldırılarının dokuz ay sonra gerçekleşeceğini kim bilebilirdi?! Sorumlular yargıda hesap verebilmelidir ki, bunun bir “akıl tutulması” olup olmadığını anlayalım.

Reklamlar & Kişisel Ürünler
Yazarlarda Ara
Bul
Bir meslek kuruluşu olan Baro'yu kimler oluşturur?
Markapon
©Copyright 2010