SiyasetRSS
12 Nisan 2010 - 01:28

Barca tarih yazarken, ben de oradaydım!

MADRİD
Bugün yazı günüm değil ama yazıyorum. Çünkü Barca, Real Madrid karşısında Bernabeu stadında pazar gecesi bir kez daha tarih yazarken ben de oradaydım.
Belki sevgili Hıncal haklı!
Ben siyaseti bırakıp futbol yazsam hem daha keyifli olacak, hem belki daha çekilir bir adam haline geleceğim, hem de, kim bilir belki daha çok okunacağım.
Maç öncesi stadın çevresi panayır yeri gibiydi. Madridliler zaferlerinden emin, çoluk çoluk, kadın erkek eğleniyorlardı güzelim bahar akşamında...
Bernabeu stadı cehennem değil, bir mahşer yeriydi. Takımlar sahaya çıkarken Placido Domingo’nun yürekleri yırtan sesiyle söylediği şarkı ise ürperticiydi. Dimdik yükselen tribünler insanın üstüne üstüne geliyor, patlayan tezahürat insanı boğuyordu.
Fanatik bir Real Madridlinin yanına düşmüştüm. Bana habire geçen yıl Bernabeu’da Barcelona karşısında uğradıkları 2-6’lık hezimetin acısını bu sefer nasıl çıkartacaklarını kendinden son derece emin anlatıyordu, teneke kutudan biralarını devirirken...
Umudunu Cristiano Ronaldo’ya bağlamıştı.
Benim ilahım ise Lionel Messi’ydi.
Hani ne demişti, o benim gibi futbolsever:
Barça’yı izlemek futbolu sevmektir, Messi’yi seyretmek ise mucizeye inanmaktır.”
Tabii ben bunu, nemelazım, yanımdaki fanatik Madridliye belli etmedim maçın başında. Ama Barça’ya ve Messi’ye güvenim tamdı.

Messi mi, Ronaldo mu?
Gecenin güncel sorusu buydu.
Ama ben o Arjantinli bücürün, topu yüreğinden ve de sahici, her şeyini vererek oynayan 1.69 boyundaki futbol ilahının, o kibirli Portekizliyi gölgede bırakacağı konusundan herhangi bir kuşkum yoktu.
Ama maçın başlarında Messi sahada yok gibiydi, kaybolmuştu. Boylu poslu Real Madrid savunmasının arasında derbeder haliyle sersem sersem dolaşıyordu. Ayrıca ne zaman topla buluşur gibi olsa Madrid defansı onu acımasızca yere indiriyordu.
Ama daha 11. dakikada topu birden kaptı, bir anda gol pozisyonuna girdi, ama o anda da kendini yerde buldu Messi’cik.
Ayağa fırladım, penaltı! Hayır, vermedi hakem... Böylece Barça’yı tuttuğumu anladı yanımdaki fanatik Madridli, ama bana yine de kötü gözle bakmadı. Dikkat ettim, Messi ne zaman topla buluşsa huysuzlaşıyordu.
Barça’nın orta sahadaki durmak bilmeyen büyük maestrosu Xavi’nin bütün derdi ise Messi’yi topla buluşturmaktı.
İşte benim bücür yine sızdı beyaz şeytanların arkasına ve yanımdaki anında huysuzlaştı. Xavi topu kesti, Messi göğsüyle yumuşattı ve kaşla göz arasında Cassillas’ın solundan ağlara yuvarladı topu...
Hay Allah, ben de boş bulunup ayağa fırladım, yanımdaki fanatik demir parmaklığa öyle bir tekme salladı ki, korkmadım desem yalan olur.
Messi yine Messi’liğini yapmış, Barça’yı bir golle öne geçirmişti.
Birinci yarı fazla kontrollü, fazla keyif vermeyen, kabız bir oyun izledik.
İkinci yarı ise inanılmaz başladı. Barça’nın top organizasyonu gerçekten dehşet vericiydi. Bu kadar çok topa sahip olmak, bu kadar isabetli pas yapmak, üstelik Real Madrid gibi bir takımın karşısında...
Bir ara kedi fare oyununa döndü maç! Beyaz şeytanlar, erguvan mavililerin karşısında çaresiz kaldı, ezildiler. Barça’nın muhteşem top organizasyonu Real Madrid’i bir yandan kilitliyor, bir yandan dağıtıyordu.
Yine Xavi öyle bir asist yaptı, Pedro’ya, Barça’nın alt yapısından yetişmiş genç yeteneğe al da at dercesine öyle bir pas uzattı ki... Yanımdaki fanatik gözlerini kapattı! Haklıydı, zira her iyi futbolsever gibi o da golün kokusunu önceden almıştı. Nitekim Pedro da o lokum gibi pasın hakkını verdi, tak diye attı ikinci golü...
Yüz binlik statta ölüm sessizliği!
Hani o bizim Leo Franco’nun bu yakınlarda Ali Sami Yen’de yumurtladığı o golden sonra olduğu gibi..
İkinci golle birlikte hem sahadaki hem tribündeki Real Madridliler sonucu ve Barça’nın üstünlüğünü kabullendiler. Benim gözüm ise Messi’nin üzerindeydi. Hafta içinde, Arsenal karşısındaki o harika dört golünden sonra tek golle Bernabeu’dan ayrılmak doğrusu içimden gelmiyordu.
Hadi bir gol daha, hadi...
Bu kez olmadı. Ama Ronaldo’yu gölgede bıraktı ya Messi...
Ronaldo ne zaman topu ayağına alsa, yanımdaki fanatik bir an ayaklanıyor, ama kısa sürede hayal kırıklığına uğrayıp, demir parmaklığa bir tekme daha atıp beni korkutuyordu. Ayrıca Barçalı savunmacı Pique maç boyunca pek fazla oynayacak alan bırakmadı Ronaldo’ya...
Bu kadar kendinden emin, sakin oynayan, çıldırtıcı bir serinkanlılıkla öylesine acayip bir top organizasyonu yapabilen, ileride basıp rakibine alan bırakmayan, doğru dürüst top oynatmayan bir futbol takımına galiba son zamanlarda ilk kez rastlanıyor. Bu yıl Barça’yı Avrupa’da durdurmak çok güç...
Ne acı, Madridliler yüzleri bir karış, daha maçın bitimine on dakika kala tribünleri boşaltmaya başladılar. Ama yanımdaki fanatik sonuna kadar bekledi, çünkü o iyi bir taraftardı.
Barça’nın genç hocası Guardiola’nın aslan topçuları El Clasico’da yine tarih yazdılar, üstelik ben de oradaydım.
İyi ki futbol var!
Ama yarın da bir gün tatil var, yazı yok...

Reklamlar & Kişisel Ürünler
Yazarlarda Ara
Bul
©Copyright 2010