Gündem
03.05.2013 - 02:30 | Son Güncelleme: 03.05.2013-2:30

Barış geçmişle yüzleşmeye geldi

Güney Afrika’da Apartheid rejimine karşı mücadele başlatan Mandela, çatışmanın çözümü için dava arkadaşlarına intikam gütmeyi yasaklamıştı... Güney Afrika’nın dünyaya örnek olmasında barış inşaa etme ve geçmişle yüzleşme iradesi etkili oldu.

Sitene Ekle

Gökkuşağı ülkesinde - 2 / Mithat Sancar

Güney Afrika, çatışma çözümü, barış süreci ve geçmişle yüzleşme/hesaplaşma bakımından dünyada en çok incelenen ve tartışılan deneyimlerin başında yer alır. Bu deneyimi böylesine özellikli kılan en önemli sebep, bu ülkede 1948’den 1994’e kadar Apartheid adı verilen insafsız bir rejimin uygulanmış olmasıdır. “Irk ayrımı” üzerine inşa edilen bu sistem, varlığını sürdürebilmek için, zorla yerinden etme ve yerleştirme uygulamalarına bir rutin olarak başvurmuş, ayrıca baskı ve zulüm yöntemlerinin her biçimini acımasızca kullanmıştır. Nitekim Birleşmiş Milletler (BM) Genel Kurulu, 1973 yılında aldığı bir kararla, Apartheid’ı “insanlığa karşı suç” olarak ilan etmiştir.
Apartheid’ın inşası
17. yüzyılın ortalarında sömürgeleştirilen G. Afrika’da Apartheid’ın inşası, bundan üç yüz yıl sonra, 1948’de, Ulusal Parti’nin iktidara gelmesiyle başlar. Apartheid’ın mimarlığını, Nazilerden esinlenen Hollandalı sosyolog ve siyasetçi Hendrik Frensch Verwoerd’un yaptığı kabul edilir. Beyazlarla siyahların ayrı gelişme ve kalkınma kurallarına tabi olmaları gerektiğini savunan Verwoerd, 1948’de kurulan hükümette “Yerlilerden Sorumlu Bakan” olarak görev alır. Böylece fikirlerini hayata geçirme imkânı bulur.
Apartheid’ın ilk sütunu, siyahlar için ayrı yerleşim yerleri kurulmasıyla dikilir. Siyahlar, Homeland adı verilen bu yerleşim yerlerinin dışına çıkmaları, bir nevi “pasaport” taşımaları şartına bağlanır. Bir yandan da, ayrı tesisler adında bir uygulama başlatılır. Bu çerçevede, umumi tuvaletlerden barlara, çeşmelerden parklara, otobüs duraklarından tren istasyonlarına, hemen her yere, üzerinde “Slegs Blankes” (Sadece Beyazlar) yazan tabelalar konur. Irklar arasında evliliklerin yasaklanması, ayrı eğitim standartlarının ve çalışma şartlarının kabulü vb. yollarla, “etnik dizayn” olarak da nitelenen son derece sert bir ayrımcılık düzeni adeta kusursuzca yerleştirilir.
Nüfusun yaklaşık yüzde 10’unu oluşturan beyazların aşağılama ve baskı üzerine kurdukları bu sistem karşısında siyahların suskun kalması beklenemezdi. Nitekim kalmadılar da...
Silahlı mücadelenin başlangıcı
Siyahlar önceleri grev, boykot, “pasaport”ların halka açık mekanlarda yakılması gibi barışçıl mücadele biçimlerini tercih ettiler. Giderek yaygınlaşan bu protestoları, ırkçı rejim sertlikle engellemeye çalıştı. Siyahların eylemleri ve rejimin sertliği 1961’da doruğa ulaştı. 21 Mart günü, Johannesburg’un güneyine düşen Sharpeville’de binlerce siyah “pasaport”suz bir şekilde polis merkezine doğru yürüyüşe geçti. Amaçları, kendilerinin tutuklanmasını sağlamaktı. Ancak polisler, göstericilere ateş açtı. Çoğu sırtından vurulmak suretiyle 69 kişi hayatını kaybetti, yüzlerce kişi de yaralandı. Katliamın yarattığı öfkeyle, siyahlar sokaklara döküldü ve giderek radikalleşti.
Tarihe “Sharpeville katliamı” olarak geçen bu olaydan sonra, siyahların en büyük örgütü olan Afrika Ulusal Kongresi (ANC), Apartheid’a karşı silahlı mücadeleye başlama kararı alır. Bu kararın mimarları arasında, o tarihe kadar barışçıl siyaseti savunan ve yöntem olarak sivil itaatsizliği benimseyen Nelson Mandela da vardır.
ANC’ye 1944’te katılan Mandela, örgütün daha etkili hale gelmesi için, aralarında Walter Sisulu ve Oliver Tombo’nun da bulunduğu bir ekiple gençlik birimini kurar. Amaçları, geçmişi 1912’ye dayanan ve Sharpeville katliamına kadar yasal bir örgüt olan ANC’yi silkelemek ve kitlesel hale getirmektir. Bunu başarırlar da.
Başı davlar ve sürgünlerle sık sık belaya giren Mandela, Sharpeville katliamına kadar barışçıl mücadelede ısrar eder. Lakin rejimin giderek acımasızlaştığını gösteren bu olaydan sonra, bu ısrarından vazgeçer. ANC’nin yasaklanması, onu ülkeyi terk etmek zorunda bırakır. 1961 yılında da, ANC’nin silahlı kanadı olarak faaliyet gösterecek “Umkhonto we Sizwe” (Ulusun Mızrağı) adlı birimin kurulmasına öncülük eder ve başına geçer.
Şartların ağırlaşması ve mücadelenin baskıyla orantılı olarak keskinleşmesi üzerine bir yıl sonra ülkesine dönen Mandela, çok geçmeden arkadaşlarıyla birlikte tutuklanır ve yargılanır. Mahkeme kararını 11 Haziran 1964’te açıklar: Mandela, ANC’nin yönetici kadrolarıyla birlikte müebbet hapse mahkûm edilir.
27 yıl sürecek esaret böylece başlamış olur. Mandela, bu sürenin 18 yılını Robben Adası’nda küçücük bir hücrede geçirecektir.

Zulmün sembolü: Robben

Atlas Okyanusu’nda yer alan, Cape Town’a yaklaşık 12 km uzaklıktaki Robben Adası, bizim de ilk ziyaret yerimiz oldu. Bugün UNESCO’nun “dünya mirası listesi”nde yer alan bu şirin ada, yıllarca zulmün dünyadaki başlıca adreslerinden biri olarak ün yaptı. Bu özelliği, Mandela’nın adaya gelmesinde birkaç yüz yıl önce başlamıştı aslında. Ancak, Mandela’yla birlikte dünyanın ilgi odağı haline geldi.
Adayı bu bilgiyle gezmek, insanda tuhaf duygular uyandırıyor. Rehberimizin oradaki şartlar, daha doğrusu zulüm konusunda verdiği bilgiler, ister istemez Diyarbakır 5 nolu cezaevini hatırlatıyor. Paralellikler, insanı ürpertiyor.
Mandela’nın kaldığı bölümü, adanın eski mahpuslarından biri gezdiriyor. Adı Sparks Mlilwana. 1982’de, henüz 17 yaşındayken gelmiş bu dehşet adasına. 8 yıl kalmış. Sordum, 48 yaşında olduğunu söyledi. Kimse inanmadı. Her bir yılı iki yıl gibi yaşamış sanki.
Serbest kaldıktan sonra adaya ilk gelişinde neler yaşadığı soruldu. “Çok acı çektim” dedi. Fakat zamanla aşmış bu duyguyu, onarmış acılarını. Bunu, buraya gelenlere yaşadıklarını anlatmak sayesinde başardığını söyledi.
Adaya mahpus olarak geldiği yıl, Mandela’yla aralarında geçen bir konuşmayı aktardı sonra. “Çıkınca ne yapacaksın” diye sormuş Mandela. “İntikam alacağım” diye cevaplamış tereddütsüz. Zaten “uzlaşma süreci”ni de desteklememiş, eski rejimin zalimlerini bağışlamayı içine sindirmemiş. Ama Mandela, kini ve intikamı yasaklamış onlara. Sparks da, uymuş bu yasağa.
Boşuna “Mandela Akademi” dememişler Robben Adası’na.
 

 


Bilgi YarışmasıTürkiye'de güneyden esen rüzgâra ne denir?
Aradığınız
Evi Hemen
Bulun!
araDetaylı Ara
En Çok Konuşulan Haberler
    ©Copyright 2019 Sitemizde yayınlanan haberlerin telif hakları gazete ve haber kaynaklarına aittir, haberleri kopyalamayınız.