Türk filmleri haftası olarak ilan ettiğimiz 27 Şubat’ta bir sürü film vizyona giriyor. Bunun yanı sıra Oscar kazanan “Birdman” ile Stephen Hawking’in hayatını anlatan “The Theory Of Everything” de bu hafta vizyonda olacak. Bol bol film izleyeceğimiz 27 Şubat haftası tüm sinemaseverler için, bulunmaz bir nimet! “Manda Yuvası” ile beyazperdeye transfer olan İlyas İlbey ile Yasemin Yalçın’nın köylü üzerine inşa ettiği, durum komedisini güçlü bir hikâye üzerinden seyirciye aktarıyor. Bu yönüyle oldukça tatlı bir film…

“İnce İnce Yasemince”televizyon programında ‘İtilmiş ile Kakılmış’ karakterlerini canlandıran İlyas İlbey ile Yasemin Yalçın, yeniden bir aradalar! Bu kez televizyon projesi ile değil sinema projesi ile huzurlarımıza çıkıyorlar. Yasemin Yalçın’ın yapımcılığını yapıp, ufak bir rol aldığı “Manda Yuvası”, İlyas İlbey’in yönetmenliğini üstlendiği durum komedisini ortaya koyan doğal ve sade bir film…

“Dondurmam Gaymak” tadında olan “Manda Yuvası” bizi natürel yaşama doğru sürükleyerek köyün ve köylünün arkasında duruyor. Kastamonulu köylülerin eğlenceli maceralarına kucak açan film, onların ne kadar içten ve samimi olduklarını ön plana alıyor. Köylülerin içlerinde en ufacık bir kötülük yok, ama biraz fazla küfürbazlar, küfürbaz oluşları tuhaf karşılanmasın, çünkü Kastamonulular genellikle öyledir. Fıtratlarında var yani bu küfür olayı!  Küfür ediyorlar, ama kesinlikle göze batmıyor, nedeni de ettiği küfürlerin doğal oluşu… Bazı insanlar sinirledikleri zaman etrafa öfke saçarak küfür savuruyorlar, işte bu onların karakterlerini gösteriyor.

Buradaki hiçbir şey yapay değil. Bazı şeyleri bilerek ya da mahsus yaptığınızda, o zaman işlevini yitiriyor. Aynı bel altı ve basit esprilerle donatılan slapstick (kaba) komediler gibi… Panoramik görüntülerle örülü olan filmin bize anlattığı şey şu: köylü mü, yoksa şehirli mi daha çabuk kanıyor anlatılanlara? “Daha sert bir ifadeyle; “El mi yaman, bey mi yaman” diye bir söylemde bulunan film, köylü ve şehirli arasındaki farkı ortaya koyarak, bakış açımızı genişletiyor. Hikâyeye iki taraftan bakan İlyas İlbey, köylünün kandırılacak kadar saf olmadığını dile getirerek, köylünün tam tersine kafasının çok iyi çalıştığını merceğe alıyor, bu yönüyle film harika bir ders niteliğinde!

Hikâyenin arasına gizlenmiş olan didaktik söylemler, filmin büyüsünü bozmuyor çünkü olaylar abartıya kaçmadan anlatılıyor. Burada önemli olan stres atıp gülmek… Bunu da başarı ile ortaya koyuyor film. Rahatlayıp gevşiyorsunuz. Zaten Yasemin Yalçın’ın parmağı varsa bu işte, film boyunca eğlenmeniz için hiçbir engel yok. Filmdeki sahnelerin hiçbiri zorlama değil, bütün karakterler kendi hayatlarını yansıtıyorlar, bu sebeple yapmacık eylemler filme damgasını vurmuyor. Komedi filmlerinin en zor tarafı insanı güldürmek için yapılan türlü türlü numaralardır. Burada bunu görmüyor oluşumuz, filmle olan bağımızı güçlendiriyor.

Başka bir okumayla; Sanayileşme ile birlikte kırsal kesimde yaşanmaya başlanan, değişim sürecini insan ve çevre açısından ele alan film, köylünün hiçbir şeyi olmadığı için, bazı şeyleri tersten yapıyor oluşuna ışık tutuyor. Zengin olmak ve köyün geçimini sağlamak amacıyla köyün yeni muhtarı olan Aşur (İlyas İlbey) iyi bir plan kuruyor. Bu plan; şehirde çalışan şirket çalışanlarını köye doğru yönlendirmek… Lakin şirket çalışanları, köylülerin onları yenecek güçlerinin olduğunu düşünmüyorlar. Onları aciz sanıyorlar, bu da çileden çıkmalarına neden oluyor. Tabi tüm bunların altında yatan bazı özel mesajlar var, aktaralım hemen. Şehirli insanların, köydeki insanlar için yapılandırma çalışması yapmaları gerektiğinin altını çizen İlyas İlbey, onları küçümsememiz gerektiğini belirterek, bazı yerlere gönderme yapıyor sanki…

Filmin bazı tarafları taşlamalarla dolu, ama bu taşlamalar komik esprilerle harmanlandığı için kesinlikle yanlış anlaşılmıyor. Yani önümüzde sıradan ve basit bir film yok. Filmdeki ironiyi iyi anlamak lazım, yoksa izledikleriniz sizi tam olarak tatmin etmeyebilir.

Bunların dışında filmle ilgili neler söyleyebiliriz, onlardan söz edelim biraz da… Yasemin Yalçın’ın canlandırdığı Deli Akile rolü filmin en vites yükselten taraflarından biri, keza Aşur karakteri de öyle… Yasemin Yalçın’ın filmin diğer karelerinde de görmek isterdik, ama maalesef göremedik. Tek sahne kesmedi bizi. İlyas İlbey’in muhteşem oyunculuğu sayesinde filmin resmen içine girdik, hani bu da olmasaydı diyeceğimiz gereksiz herhangi bir sahne yok…

Filmin bize bir de ufak bir sürprizi var o da, müzisyen Mazlum Çimen’in filmde yer alıyor oluşu. Çimen sadece filmde yer almakla kalmamış, aynı zamanda da filmin müziklerini yapmış.

Sonuç olarak; “Manda Yuvası” aşırıya kaçmadan mizahı doğru şekilde kullanan, seyirciyi keyiflendiren ve karmaşıklığa mahal vermeden derdini anlatan bir film… Şu son dönemde Türk filmleri yeteri kadar başarılı olamadığı için, bu film ilaç gibi geldi bize. Ama filmdeki şehirli karakterlerden birinin Seray Sever olması işi bozdu. Daha da öteye gidersek; köyde yaşayıp da neredeyse şehirliden daha iyi konuşan, Pişçi Vedat karakterini canlandıran Kemal Kocatürk filmin akışa yer yer gölge düşürdü. Yıllarca şehirde yaşamış olup, sonra köyüne dönen Pişçi Vedat filmin her karesinde Kastamonu aksanıyla konuşsaydı daha yerli yerinde olacaktı. Köylülerin arasında aksanı biraz sırıttı sanki… Hem sesinin tonu, hem de vurgusunun iyi oluşu, film için, tam bir handikaptı. Bu hataları görmediğiniz zaman filmin sıcaklığının içinizi kavurmaması için hiçbir sebep yok. İyi seyirler! 

http://www.sinearzu.com/

https://twitter.com/Cine_Deseo