08.06.2018 21:39 | Son Güncelleme:
AA

Başbakan Yıldırım'dan OHAL açıklaması

Canlı yayında soruları yanıtlayan Başbakan Binali Yıldırım, bedelli askerlikle ilgili "Ayrıntılı bir çalışma şu anda söz konusu değil. Yeni hükümetin kalıcı çözüm üretmesi gereken bir konu." diye konuştu. "Anketler fena değil. Bizim beklediğimiz doğrultuda geliyor ama gerçek anket sandıktır." diyen Yıldırım, OHAL konusuyla ilgili de "Yeni hükümetin gündeminde olacaktır ve kaldırılması cihetine gidilecektir." ifadelerini kullandı. Yıldırım, af konusuyla ilgili de 'Gündemimizde yok' dedi.

Başbakan Yıldırım, NTV yayınında gündeme ilişkin soruları yanıtladı ve  değerlendirmelerde bulundu.

Çankaya Köşkü'nün seçimden sonra ne olacağına yönelik soru üzerine  Yıldırım, köşkün Cumhuriyet'in kuruluşuyla anılan bir yer olduğunu, hangi  fonksiyonu alırsa alsın öneminin devam edeceğini söyledi. Yıldırım, başbakanlığın sona ermesiyle Çankaya Köşkü'nün  unutulmayacağını vurgulayarak, "Çankaya Köşkü'nün yaşayan tarihi bir gerçeği var.  Cumhuriyetimizin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün yaşadığı ev müze olarak  burada, yakın siyasi tarihimizin anılarının olduğu, Ankara'nın değil, aynı  zamanda Türkiye'nin de bildiği önemli bir mekan. Dolayısıyla hangi amaçla  kullanılırsa kullanılsın gözümüzün içi gibi bakacağımızdan vatandaşlarımız emin  olabilir." şeklinde konuştu.

Seçimlerde AK Parti İzmir Milletvekili adayı olduğu anımsatılan  Yıldırım, "Acaba Başbakan Yıldırım, seçimden sonra Meclis Başkanlığı'na aday olur  mu?' diye bir yorum silsilesi geldi. Ne dersiniz?" şeklindeki soruyu, "Şu anda  bunları düşünecek durumda değiliz. Bir yandan Cumhurbaşkanımız, bir yandan biz  memleketin her köşesini dolaşıyoruz. Bugüne kadar 22 ilde vatandaşlarımızla bir  araya geldik, projelerimizi anlattık, desteklerini istedik, sorunlarını  dinledik." diyerek yanıtladı. Yıldırım, "Seçimleri aradan çıkaralım, yeni Meclis oluşsun,  cumhurbaşkanlığı seçimi belli olsun, ondan sonra memleketin işleri sahipsiz  kalmaz. Bir şekilde bir çözüm bulunur." değerlendirmesinde bulundu.

Bugüne kadar 22 miting yaptığını ve 16 miting daha olacağını anlatan  Yıldırım, "Buna Ankara, İstanbul ve İzmir dahil değil. Özellikle Ankara ve  İstanbul'u Cumhurbaşkanımızla yapacağız. Ayrıca bir gün İstanbul'da ilçelerde,  bir gün Ankara'da ilçelerde, son hafta da seçim bölgem olan İzmir'de geçireceğim.  Oyu da İzmir'de kullanacağım." diye konuştu.

"TAMAMEN BİR İSLAM VE DİN DÜŞMANLIĞI VAR"

Başbakan Yıldırım, Avusturya'nın 7 camiyi kapatma kararına ilişkin  soru üzerine şunları söyledi: "Doğrusu, Avusturya bir süreden beri izlediği ırkçı politikalar ve  söylemlerle zaten Avrupa Birliği'nin genelinden ayrışmış durumda. Yeni seçilen  başbakan maalesef gelecek hedeflerini iç siyasette akılcı olmayan kararlarla inşa  etmeye çalışıyor. Avrupa'nın değerleri fikir ve inanç özgürlüğüdür, hoşgörüdür.  Alınan bu kararda bunların hiçbirisi yok. Tamamen bir İslam ve din düşmanlığı  var. Dolayısıyla popülist söylemlerle uzun vadede siyasette başarılı olma imkanı  yoktur. 'Kısa vadeli çıkar elde etme' adına muazzam bir İslam dünyasının  tepkisini göze almak hiç de akıllı siyasetçiye yakışan bir şey değildir."

Dünyanın, mezhep savaşları, din düşmanlığı ve ırkçılık nedeniyle çok  büyük bedeller ödediğine işaret eden Yıldırım, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Din meselesini başımızın üzerinde tutmamız lazım. Ve üzerinde fikir  yürütecek, konuşulacak, yorum yapılacak bir mesele olarak görmeye başladığımız  zaman yani dini ağzımızın seviyesine getirdiğimiz zaman, o zaman ortalık  karışıyor. O bakımdan fevkalede yanlış bir karardır, ne evrensel hukuk  kurallarına ne Avrupa Birliği değerlerine ne de azınlıkların hak ve hukukuna  sığacak bir karar değildir. Hele hele Avusturya'nın yakında Avrupa Birliği Dönem Başkanlığı'nı  alacak olması çok daha durumu vahim hale getirmektedir. Böyle bir Avrupa Birliği  ülkesine, bu zihniyetteki yöneticilere Avrupa Birliği nasıl emanet edilir? Bunu  Avrupalıların takdirine bırakıyorum. Tahammül edemeyen, kendinden farklı düşünen,  kendinden farklı inanan insanlara tahammül gösteremeyenler, birliğin vizyonunu ve  hedeflerini gerçekleştirmek için ortaya ne koyacaklar bunu ben merak ediyorum."

"OLAĞANÜSTÜ HAL MESELESİ YENİ HÜKÜMETİN GÜNDEMİNDE OLACAKTIR"

Yıldırım, OHAL'in seçimden sonra kalkabilme ihtimaline ilişkin soru  üzerine, vatandaşların bu dönemde her şeyinin normal gittiğini, özellikle 15  Temmuz darbe girişiminden sonra FETÖ ile mücadelede kendilerine olağanüstü halin  önemli bir esneklik sağladığını vurguladı. Bu mücadelede de ciddi ilerleme kaydedildiğini, mahkemelerin hemen  hemen darbeye bizatihi bulaşanların hükümlerini verdiğini anlatan Yıldırım, devam  eden çok az dava kaldığını dile getirdi. Yıldırım, ayrıca ihraç edilenlere, açığa alınanlara, memuriyet dışına  çıkarılanlarlara bir imkan getirdiklerini kaydetti. İtirazları İnceleme Komisyonu'nu kurduklarını hatırlatan Yıldırım, bu  komisyonun da çok kapsamlı hazırlık yaptığını ve bütün şikayetleri topladığını  belirtti. Bu mücadelede herhangi bir zaaf yaşanmasının çok olası olmadığına  dikkati çeken Yıldırım, "O yüzden Sayın Cumhurbaşkanımızın bu açıklaması (OHAL)  çok iyi bir açıklama olmuştur. Ümit ederim yakın zamanda olağanüstü hal meselesi  yeni hükümetin gündeminde olacaktır ve kaldırılması cihetine gidilecektir." dedi. Yıldırım, bu seçimin en önemli özeliğinin, hükümetin ve Meclis  kompozisyonunun sandıkta belli olması ve vatandaşların Ankara'ya iş bırakmaması  olduğunu vurguladı. Başbakan Yıldırım, olağanüstü hale ilişkin kararın, küresel  yatırımcılar açısından da önemli bir rahatlamayı beraberinde getireceğini  belirtti. Başbakan Binali Yıldırım, Türk Silahlı Kuvvetleri  unsurlarının Irak'ın kuzeyinde sınırın 30 kilometre derinliğinde, 300  kilometrekarelik alanda konuşlandığını belirterek, "Bunun ötesi Kandil de  olabilir Mahmur da olabilir Sincar da olabilir." dedi.

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli'nin, "Özellikle AK Parti milletvekili  adayları oyuna gelmeyin.  İttifakımız AK Parti ve MHP'dir. Cumhurbaşkanı adayımız  Recep Tayyip Erdoğan'dır. Kendinize dikkat edin, fitneye düşmeyin. MHP'yi  dışlamaya gücünüz yetmeyecektir. Bunu böyle bilin." şeklindeki açıklamalarının  hatırlatılması üzerine Yıldırım, Bahçeli'nin sözlerinin açık olduğunu belirtti.  "Biz bir yol arkadaşlığı kurduk, Cumhur İttifakı'nı kurduk. Cumhur  İttifakı birden bire ortaya çıkan bir ittifak değil." ifadesini kullanan  Yıldırım, Bahçeli'nin 2016 Ekim ayında sistem değişikliğine ilişkin sözlerini  çağrı olarak kabul ettiklerini söyledi. Yıldırım, "O zaman ben Başbakandım,  partinin Genel Başkanıydım. Kendisiyle temasa geçtik ve ilk toplantımızı 10 Kasım  2016'da yaptık." diye konuştu. Sistem değişikliğini öngören, Anayasa'daki temel değişiklikleri hayata  geçirmeye ilişkin sürecin 9 Aralık'ta anayasa değişiklik teklifinin Meclise  verilmesiyle başladığını hatırlatan Yıldırım, sözlerini şöyle sürdürdü: "Bu süre içinde iki partinin görevlendirdiği arkadaşlar çalıştı,  hazırladı. Biz genel başkanlar olarak, Sayın Cumhurbaşkanımızın da görüşlerini  alarak değişikliği yaptık, Meclise verdik. Komisyonlar da 21 Aralık'a kadar devam  etti, sonradan da ocak ayında Meclis Genel Kurulunda görüşmeler tamamlandı.  Nihayet 16 Nisan 2017 halk oylamasına giden süreç geldi. Bunu şunun için detaylı  anlattım; bizim Ekim 2016'da başlayan bir ittifak, birlikte yol yürüme sürecimiz  var. Bu, esasen 15 Temmuz hain darbe girişiminde çok daha güçlü hale geldi. Daha  sonra Yenikapı ruhuyla bunu uzun soluklu, uzun vadeli beraber yol yürüme, bir  ittifaka dönüştürme kararı aldık. Bunlar kendiliğinden gelişen konular. Nihayet  bunu 24 Haziran'da yapacağımız seçimlere taşıyacak Cumhur İttifakı'nı da kurduk.  Bunlarla ilgili yasal düzenlemeleri yaptık."

"MHP'Yİ DIŞLAMAK SÖZ KONUSU OLAMAZ"

Cumhur İttifakı'nın AK Parti ve MHP'den oluştuğunu hatırlatan  Yıldırım, "MHP'yi dışlamak diye bir şey söz konusu olamaz. MHP'nin de AK Parti'yi  dışlamak diye bir şeyi olamaz. Çünkü biz beraber çıkmışız bu yola, biz birlikte  ittifakız. AK Parti'de, MHP içinde bilgimiz dışında çok lokal bazı olumsuzluklar  olabilir ama bunları genele yaymak ve genelde oluyormuş gibi düşünmemiz söz  konusu değildir. Her mitingimizde Cumhur İttifakı'na vurgu yapıyoruz. Aramıza  fitne sokmaya çalışanlara fırsat vermeyeceğiz." diye konuştu.

"GÜNDEMİMİZDE AF YOK"

MHP Genel Başkanı Bahçeli'nin af önerisi hatırlatılarak, "Seçimden  sonra da ısrarlı olursa tavrınız ne olur?" sorusuna Yıldırım, "Bizim gündemimizde  af yok. Sayın Bahçeli bunu gündeme getirdi. Tabii onlar ayrı siyasi parti, biz  ayrı siyasi partiyiz. Buna saygı duyarız ama bizim gündemimizde yok. Bu kadar  net. Seçimden sonra ne olur ne biter. Meclis kompozisyonu, cumhurbaşkanlığı  seçimi belli olmadan bu konuda ortaya bir formül koymak, bir fikir işaret etmek  çok sağlıklı bir şey olmaz ama bugünkü durum çok açık ve net; hele hele FETÖ,  PKK, bölücü örgütlerle DEAŞ ile mücadele devam ederken milletin vicdanını  sızlatacak kararlara bizim 'olur' dememiz mümkün değil." ifadelerini kullandı. Bahçeli ile konu hakkındaki açıklamadan sonra görüştüğünü anlatan  Yıldırım, diğer cumhurbaşkanı adaylarının "Selahattin Demirtaş'ın dışarı çıkması  lazım" söylemleri ve cezaevine ziyaretine gitmelerinden rahatsızlık duyan  Bahçeli'nin "Nasıl oluyor da bölücüleri cesaretlendiren, Kürt vatandaşlarımızı  isyana çağıran biri bu kadar sahipleniyor'' diye düşündüğünü söyledi. Yıldırım,  Bahçeli'nin daha sonra "Madem öyle kader kurbanlarına da af olsun" diye bir  beyanatı olduğunu da hatırlattı.

"YUNANİSTAN'IN YAPTIKLARINI KABUL ETMEMİZ MÜMKÜN DEĞİL"

Türkiye'nin, Yunanistan ile geri kabul anlaşmasını durdurduğu  hatırlatılarak, "Ege'de bunun sonuçları ne olacak? Türkiye'nin daha birtakım  tepki içeren kararları olabilir mi?" sorusu üzerine Yıldırım, "Yunanistan'ın bir  komşumuz olarak bu yaptıklarını kabul etmemiz söz konusu değil. Biz büyük bir  mücadele içerisindeyiz. Bu ülkenin bekasına karşı bir darbeye girişmiş olan, o  kadar şehidimizin, gazimizin olmasına sebep olan FETÖ unsurlarını serbest  bırakmak, onlara müşfik davranmak iyi komşuluk ilişkilerine sığmaz." dedi. Bu konuda kafa karışıklığına sebep vermemek gerektiğine işaret eden  Yıldırım, "Bizim bir Yunanistan ile ikili geri kabul anlaşmamız var, bir de  Avrupa Birliği ile geri kabul anlaşmamız var. İkili geri kabulü durdurduk, Avrupa  Birliği ile geri kabul anlaşmasını iptal etmemiz söz konusu değil. Avrupa Birliği  ile olan sözümüzdeyiz ancak Yunanistan ile artık böyle bir yükümlülüğümüz  olmayacak bu son karardan sonra." ifadelerini kullandı.

Yıldırım, Türk Silahlı Kuvvetlerinin Irak'ın kuzeyinde yürüttüğü  operasyona ilişkin soru üzerine, Türkiye'nin, FETÖ, PKK ve uzantıları PYD,  YPG'nin yanı sıra terör örgütü DEAŞ ile aynı anda mücadele eden tek ülke olduğunu  vurguladı. Türkiye'nin son iki yılda terörle mücadelede konsept değişikliğine  gittiğini, "savunma esaslı değil, taarruz esaslı mücadele" yöntemini seçtiğini  dile getiren Yıldırım, şunları söyledi:

 "Bunun da sonuçlarını gördük. Gittiğim Doğu ve Güneydoğu illerinde  bunu görüyorum. İnsanların üzerinde terörün baskısı kalkmış, özgüvenleri artmış.  Bayraklarını dalgalandırıyorlar, yaylalarda sürülerini otlatıyorlar. Müthiş bir  heyecan, geleceğe yönelik büyük bir beklenti gördüm. Biz yurt içinde açıkçası  terörü gündemin birinci maddesi olmaktan çıkardık. Başbakanlığa başladığımda  verdiğim ilk beyanat, terörü milletin gündeminden çıkaracağız dedim.  Cumhurbaşkanımızın liderliğinde bu çalışmaları yaptık ve gerek Silahlı  Kuvvetlerimiz gerek jandarmamız, polisimiz, güvenlik korucularımız, Özel  Kuvvetlerimiz çok iyi bir koordinasyon için başarılı faaliyet yaptılar ancak  sınırlarımız dışından da girişler devam ediyor. Bunu Suriye'de büyük oranda  önledik. Fırat'ın batısında 250 kilometrelik, Akdeniz'e kadar, Cerablus'tan  Afrin'e kadar bu bölgedeki bütün terör unsurlarını temizledik."

"HUDUT ÖTESİ SICAK TAKİP DE YAPIYORUZ"

Fırat'ın batısındaki bölgenin terörden temizlenmesinin ardından yerli  halkın memleketlerine dönerek huzura kavuştuklarını ancak Fırat'ın doğusunda  terör sorununun devam ettiğini dile getiren Yıldırım, sözlerini şöyle sürdürdü:  "Şimdilik Fırat'ın doğusu, Irak sınırına kadar olan bölgeyi bir kenara  bırakalım. Münbiç meselesini malum Amerika ile görüşüyoruz. Kuzey Irak'taki olay  yeni değil, yıllardır biz terörde en büyük sıkıntıyı Kuzey Irak'tan yaşıyoruz.  Çünkü Irak Merkezi Hükümeti zaman zaman kendi iç meselelerine daha çok  yoğunlaştığı için bölgedeki PKK faaliyetlerine karşı tedbir almakta zorlanıyor.  Hatırlayın özellikle Kerkük'te, Musul'da olup bitenler... Önce PKK daha sonra  DEAŞ'ın orada yaptıkları. Bütün güçlerini de DEAŞ'ı yok etmeye harcadılar.  Dolayısıyla oradaki PKK yapılanması konusunda fazla bir katkı sağlayamadılar. Biz  de tabii ki terörden vatandaşlarımızın zarar görmesini önlemek, can ve mal  güvenliğini sağlamak için hudut ötesi sıcak takip de yapıyoruz. Bu yeni değil,  yıllardan beri yapıyoruz ama şimdi biraz daha farklı bir modele geldi. O da  Suriye'dekine benzer bir uygulama."

"KARADAN İLK DEFA PKK'YI SAHADA YOK ETMEYE YÖNELİK CİDDİ BİR ADIM"

Başbakan Yıldırım, Irak'ın kuzeyinde yürütülen operasyona ilişkin,  şunları kaydetti: "Silahlı Kuvvetleri unsurlarımız, Kuzey Irak'ta sınırın 30 kilometre  derinliğinde, 300 kilometrekarelik alanda konuşlandı. Yani içerilerden, daha  derinlerden gelecek terör faaliyetlerini, teröristleri sınırlarımız içine  girmeden etkisiz hale getirmek için faaliyetlerini sürdürüyorlar. Bunu havadan  çokça yapıyorduk ama bu karadan ilk defa PKK'yı sahada yok etmeye yönelik ciddi  bir adımdır. Bunun ötesi Kandil de olabilir Mahmur da olabilir Sincar da  olabilir. Bizim için nere olduğunun önemi yok. Tehdit neredeyse terör bize  nereden zarar veriyorsa oralar bizim için hedeftir.

Tabii biz bunu komşu ülkelerimizle birlikte yapmayı tercih ederiz.  Defalarca da bu konuda görüşmelerimiz oluyor. Onlar da bu konuda isteksiz değil,  yapmak istiyorlar da ancak ellerindeki imkanlar, içinde bulundukları şartlar her  zaman buna el vermiyor. O bakımdan biz terörle mücadelede uluslararası hukuktan  doğan haklarımızı bugüne kadar kullandık, bundan sonra da kullanmaya devam  edeceğiz. Şu bilinmeli; ne Irak'ın ne de Suriye'nin topraklarında gözümüz yok.  Bizim derdimiz ülkemizin güvenliğini sağlamak, insanlarımıza kasteden terör  örgütünün zararlarını ortadan kaldırmak." Yıldırım, operasyona ilişkin sürenin söz konusu olmadığını bildirdi.

Başbakan Binali Yıldırım, "Amerikalıların PYD/YPG ile iş  birliği yaparken bize söyledikleri şu, 'Bu bir tercih değil, mecburiyet' neyin  mecburiyeti, orası soru işareti olmakla beraber, 'DEAŞ'ı yok etmek için mecbur  kaldık' dediler. Bizce mecbur değillerdi. Ama onun artık önemi yok, geride kaldı.  Şimdi DEAŞ bitti kardeşim. Bu adamların ne işi var orada silahlarla? Amerika  bizim müttefikimizse, NATO da ortağımızsa yapacağı tek şey var, 'Hadi kardeşim  verdik, güle güle işinize, verin silahları, oturun oturduğunuz yerde' bunun  dışında bir tutum dostluğa sığmaz." dedi.

 Kandil'e olası bir harekatta İran ve Irak ile iş birliğinin olup  olmayacağına yönelik soru üzerine Yıldırım, İran'ın da Irak Merkezi Hükümeti'nin  de Kuzey Irak Bölgesel Yönetimi'nin de PKK'ya karşı olduğuna işaret ederek,  "Herhangi bir sıkıntı yaşacağımızı zannetmiyorum." diye konuştu. Münbiç konusuna ilişkin Yıldırım, şunları kaydetti:

 "90 günlük bir takvim var. Bu takvim uygulanmaya başladı. Biz, biraz  tedbiri elden bırakmıyoruz. Geçmiş dönemdeki verilen sözler, maalesef sahada  aynen yansımadı. Obama yönetimi 'Biz Menbiç'ten çıkacağız' daha doğrusu 'PYD,  YPG'lileri Fırat'ın doğusuna geçireceğiz' dediler. Ama sözde kaldı. Bir yazılı  bir dokuman var. Bu yazılı dokumanın gereğinin yapılmasını biz yakından  izleyeceğiz. Uygulamanın bir an önce hayata geçmesini bekliyoruz. Hedef Menbiç'in  güvenliğinin sağlanması, Menbiçlilere ait olması, onlar tarafından yönetimin ele  alınması, YPG, PYD, SDG'nin baskılarının tamamen yok edilmesi. Bu konuda bir  fikir, görüş birliği var. Bir irade hem ABD hem Türkiye'de var. Kısa sürede bu  hayata geçer. Yakından izlemeye devam edeceğiz."

İki ülke arasında yapılacak bir faaliyet olduğu için koordinasyon  gerektirdiğini ifade eden Yıldırım, tek taraflı bir takvim telaffuz etmesinin  yakışık almayacağını kaydetti.

"BİZİM TERCİHİMİZ DİPLOMASİ"

 Dışişleri Bakanlığının Münbiç konusunu diplomasiyle çözdüğü  hatırlatılarak, Fırat'ın doğusu için de aynı yöntemin uygulanıp  uygulanmayacağının sorulması üzerine Yıldırım, "Bizim tercihimiz diplomasi" dedi. ABD'lilerin PYD, YPG ile iş birliği yaparken "Bu bir tercih değil  mecburiyet" dediklerini anlatan Yıldırım, "'DEAŞ'ı yok etmek için mecbur kaldık'  dediler. Bizce mecbur değillerdi. Ama onun artık önemi yok, geride kaldı. Şimdi  DEAŞ bitti kardeşim. Bu adamların ne işi var orada silahlarla? Amerika bizim  müttefikimizse, NATO da ortağımızsa yapacağı tek şey var, 'Hadi kardeşim, verdik,  güle güle işinize, verin silahları, oturun oturduğunuz yerde' bunun dışında bir  tutum dostluğa sığmaz. Ülke güvenliğinin, terörle mücadelenin, Fırat'ın doğusu,  batısı diye bir şey olmaz. Fırat'ın doğusunda da yakın tehdit görürsek, öncelikle  muhatabımıza 'kardeşim bunu bertaraf edelim' deriz. Menbiç'te olduğu gibi, olmadı  kendimiz yaparız." değerlendirmesinde bulundu.

Hemen hemen bütün illere gitmeye gayret ettiğini aktaran Yıldırım,  bugüne kadar Siirt, Hakkari, Van, Batman, Bingöl, Ağrı, Iğdır, Ardahan, Kars,  Bitlis ve Muş'u ziyaret ettiğini anlattı. Doğu ve Güneydoğu illerinde gördüğü havanın kendisini çok  umutlandırdığını ve memnun ettiğini vurgulayan  Yıldırım, PKK'nın isyan  başlattığı, çukur siyaseti yaptığı dönemle, şimdiki dönemi karşılaştırdığını  söyledi.

Muş'un caddesinde yürürken insanların kendisini gördüğünde pencereleri  kapattığını ya da sırtlarını döndüğünü anlatan Yıldırım, "Şimdi müthiş bir  şekilde selamımıza karşılık veriyorlar. Bize çok hoş bir karşılama yapıyorlar. Bu  değişiklik büyük bir değişiklik. Bu şu anlama geliyor, diyorlar ki 'Bizi bir daha  terör örgütünün eline bırakmayın. Biz devletimize güveniyoruz ama hala kafamızda  tereddüt var. Temizlediniz ama bundan sonra burada bırakmayın. Bunu artık kalıcı  hale getirin'. Burada terörün izlerini silelim. İş yerleri açalım. Gençlerimize  iş yerleri açalım, gelecek hayallerini kurmalarını sağlayalım."  değerlendirmesinde bulundu.

"YATIRIMI, ÜRETÜMİ TEŞVİK EDECEĞİZ"

Yıldırım, bölgenin altyapısının tamamlandığını, her türlü imkanın  bulunduğunu ancak güvenlik, huzur olmayınca uzun vadeli yatırımcının oraya  gitmediğini söyledi. Bu sorunu da hallettiklerini bildiren Yıldırım, "Bundan sonra bölgeye  pozitif ayrımcılık yaparak, yatırımı, üretimi teşvik edeceğiz. Oradaki  gençlerimizin, gelecek hayallerinin gerçeğe dönüştürülmesi için projeler  üreteceğiz." dedi. Eğitim, spor, üretim, ekonomi, kalkınma konularının artık  konuşulacağını dile getiren Yıldırım, "Öldürmeyi, terörü, silahı, bölünmeyi  bunları artık kenara bırakacağız." dedi.

İnsanların Kürt de Türk de olabileceğini belirten Yıldırım, "Ne önemi  var, etle tırnak gibiyiz. Bazı emperyal güçler, bölgede Kürtlerin kanı ve canı  üzerinden bir proje geliştiriyorlar. Ne diyorlar, 'Biz, size devlet kuracağız'.  Kardeşim, senin ne haddine Kürtlere devlet kuruyorsun. Kürtler, Türkler Anadolu  topraklarında bin yıldır beraber yaşıyor devletimiz de var. Kürtlerin de  Türklerin de Arapların da Çerkezlerin de bilmem ne etnik mezhepten olursa olsun  bizim devletimiz belli, Türkiye Cumhuriyeti devletidir. Bayrağımız belli, ay  yıldızlı bayrağımızdır. Hilali, bağımsızlığımızın sembolüdür. Yıldızı,  şehitlerimizin nişanesidir." yorumunu yaptı. Türk bayrağının kolay elde edilmediğini hatırlatan Yıldırım,  bağımsızlıkla mücadelede şehit kanlarıyla bayrağa renk verildiğini söyledi. "Bu bayrak hepimize yeter" diyen Yıldırım, "Bir olacağız, beraber  olacağız, kardeş olacağız, birlikte Türkiye olacağız. Farklılıklarımızı, her  zaman zenginlik olarak göreceğiz." ifadelerini kullandı. Saç, ten, göz renkleri farklı olsa da gözlerden düşen yaşların  renginin aynı olduğuna işaret eden Yıldırım, "Ne Kürt'ü ne Türk'ü ne Sünnisi ne  Alevisi... Bizi yakar bizim ateş, söndürmektir çaresi." dedi.

"KÜRTLERİN PKK DİYE BİR SORUNU VAR"

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın "Kürt sorunu bitti"  açıklamasının hatırlatılması üzerine Yıldırım, şöyle konuştu: "Kürt sorunu filan yok diyorum. Niye yok? Aslında sorun, PKK  sorunudur, terör sorunudur. Terör sorununu çözdüğümüz zaman mesele kendiliğinden  halloluyor. Kürtlerle aramızdaki PKK'yı, bölücü unsurları defettiğimiz zaman  sorun filan kalmıyor. Ondan sonra hep beraber kalkınmaya odaklanacağız. Haklar  konusunda zaten biz çok adım attık. İlçe isimlerinden tutun, ana dilde yayın  yapmayı, seçmeli eğitim yapmayı, Kürtçe klasiklerin basımına, Kürtçe  televizyonların yayınına kadar birçok reformu aslında gerçekleştirdik. Burada bir  sorunumuz yok. Tek sorunumuz var, PKK ile Kürt vatandaşlarımızı birbirinden  ayırmak. PKK'nın Kürtler diye bir sorunu yok, Kürtlerin PKK diye bir sorunu var.  Bu sorunu da elhamdülillah büyük oranda gündemden çıkarmış vaziyetteyiz." Başbakan Binali Yıldırım, bedelli askerlikte yaş ve  ücret haberlerinin gerçekle alakası olmadığını belirterek, "Bu konuda bir  ayrıntı, çalışma da söz konusu değil. Seçimlere sayılı günler kaldı. Yeni yönetim  bunu gündeme alacaktır." dedi.

Yıldırım, "Benim de geçmişim Kürt" sözlerinin hatırlatılması üzerine,  kendisinin Erzincanlı olduğunu, büyüklerinin bir kısmının Şanlıurfa, Bursa, bir  kısmının ise Ağrı'da bulunduğunu, daha sonra Erzincan'daki köylerine  yerleştiklerini anlattı. Erzincan'da kendilerine 'Kürtler' diye hitap ettiklerini söyleyen  Yıldırım, bunun sebebinin de köye sonradan gelenlere Kürt denilmesi olduğunu dile  getirdi. Erzincan'da Kürtlerle Türklerin, Alevilerle Sünnilerin iç içe yaşadığını  ifade eden Yıldırım, "Benim ilçemde 125 tane köy vardır. Bunun neredeyse üçte  biri Kürt köyü, diğeri Sünni köy ama hiç aralarında bir sorun olmaz. Birbiriyle  alışveriş, misafirlik yaparlar. Bizim böyle bir sorunumuz hiç olmadı. Benim adımı  da koyan bir Kürt komşumuz. Binali ismi Kürtlerde çok yaygındır. Böyle bir  ilişkimiz var. " diye konuştu. FETÖ elebaşı Fetullah Gülen'in iadesi dosyası tartışmalarına ilişkin  bir soru üzerine Yıldırım, Gülen'in iadesi konusunda yapılanlarda herhangi bir  eksik ve zafiyetin bulunmadığını söyledi.

"AMERİKA'DAN BİRİ MUHARREM İNCE'Yİ İŞLETMİŞTİR"

Yıldırım, Amerika'ya Gülen'in iadesi konusunda 84 klasör belge  gönderdiklerini, 100'den fazla sözlü ve yazılı girişimleri bulunduğunu dile  getirerek, Amerika ile yapılan her temasın birinci maddesinin Fetullah Gülen'in  iadesi olduğunu ifade etti. Bu konuda her iki ülkenin Adalet Bakanlıkları  arasında da görüşmeler yapıldığını anlatan Yıldırım, "En son Muharrem İnce çıktı,  'Ben birisiyle görüştüm. FETÖ'nün iadesi usulüne uygun yapılmamış.' Nereden  çıktı, kardeşim? Olsa olsa birisi Amerika'dan arayıp Muharrem İnce'yi  işletmiştir. Başka bir izah aklıma gelmiyor." değerlendirmesinde bulundu.

Binali Yıldırım, CHP'nin cumhurbaşkanı adayı Muharrem İnce'nin  telefonlarının dinlendiği iddialarının hatırlatılması üzerine de "Nasıl oradan  öyle bir sonuç çıkarmış, bilemiyorum. Ben bunun ne kadar gayri ciddi bir yaklaşım  olduğunu göstermek için söyledim. Muharrem İnce eğer bu işin üzerinde durur,  detayına girerse bu işin içinden çıkamaz. Her şey açık seçik. Türkiye bir hukuk  devleti, heyetleri de geldi enine boyuna incelediler. Bakalım ne açıklayacaklar.  Bunun ne faydası var. Asıl olan terör örgütünün başını buraya getirmek mi, değil  mi? Meselenin özünü bir tarafa bırakıyorsun, teferruatla gündem oluşturmaya  çalışıyorsun. Garip değil mi? vatandaşlarıma soruyorum." dedi.

"YENİ YÖNETİM BUNU GÜNDEME ALACAKTIR"

Başbakan Yıldırım, bedelli askerlikle ilgili yaş ve ücret haberlerinin  gündeme geldiğinin hatırlatılmasına karşılık, "Bunların hiçbirisinin gerçekle  alakası yok. Bu konuda bir ayrıntı, çalışma da söz konusu değil. Seçimlere sayılı  günler kaldı. Yeni yönetim bunu gündeme alacaktır. Benim söylediğim sanki  Cumhurbaşkanımızla farklı söylüyormuşum gibi anlam da çıkarmaya çalıştılar.  Hiçbir fark yok." ifadelerini kullandı.

Askerlik çağına gelen 5 milyonun üzerinde gencin olduğunu söyleyen  Yıldırım, "Bu gençler, 'Bizi askere alın.' diyor. Biz diyoruz ki 'sizi askere  alamayız, bu kadar imkanımız, kapasitemiz yok.' O halde diyorlar ki 'Bizi rahat  bırakın hayatımızı yönlendirelim. Evleneceğiz, iş kuracağız, planlarımız var.'  Haksız mı, haklı. Askerlik sivildeki vatandaş için bir anlamda ayak bağıdır.  Kutsal bir görevdir ama askerliğini yaptın mı diye soruyorlar." dedi. Yıldırım, her yıl 350 bin civarında asker aldıklarını belirterek, 5  milyonu eritmek için 15 yıl gerektiğini, ayrıca her yıl yeni yetişen gençlerin de  olduğunu dile getirdi. Askerlik konusunun, bedelli, bedelsiz meselesi değil bir memleket  meselesi olduğunu ifade eden Yıldırım, yeni hükümetin bu konuda köklü, kalıcı bir  çözüm bulması gerektiğini kaydetti.

"OPERASYONLARA DAHA ÇOK PROFESYONELLER KATILIYOR"

Askerlikle ilgili çalışmalar konusunda Türk Silahlı Kuvvetlerinin  görüş ve kanaatlerinin önemine işaret eden Yıldırım, "Ülke savunması, terörle  mücadele gibi hassas konuların zaafiyete uğramaması gerekir." diye konuştu. Yıldırım, son 2 senedir silah altına alınan erlerin operasyona  çıkarılmadığına dikkati çekerek, operasyonlara daha çok profesyonellerin  katıldığını söyledi.  15 Temmuz'dan sonra profesyonelleşmeye hız verdiklerini vurgulayan  Yıldırım, "Bunu da dikkate alırsak, gelecek yıllarda askerlik vazifesi konseptini  yeni baştan ele almak gerekiyor." dedi.

"KOLAYSA BUGÜNE KADAR KAÇ TANE YAPMIŞ"

Yıldırım, CHP'nin cumhurbaşkanı adayı Muharrem İnce'nin 'yol, köprü,  tünel yapmak kolay' şeklindeki açıklamalarının hatırlatılması üzerine de şu  değerlendirmeyi yaptı:  "Kolaysa bugüne kadar kaç tane yapmış. Yaptığı bir tane varsa  söylesin. Kolay mı zor mu gelsin yanımızda bir ay staj yapsın da anlasın. Öyle  bol keseden atmakla olmuyor. Kolaylığını, zorluğunu biz biliyoruz. 15 sene  ömrümüzü verdik bu işe. Allah'a şükür sonuçlarını da gördük. Altyapı gelişmişliği  bakımdan 15 sene önce 39'uncu sıradaydık. Şimdi 9'uncu sıraya yükseldik. Avrupa  ülkelerinin büyük çoğunluğundan da daha iyi altyapımız var. Türkiye bugünlere  böyle laf olsun, torba dolsun sözlerle gelmedi. Tüneller yaparak, köprüler  yaparak geldi. Hızlı internet, hızlı tren, havayolu halkın yolu. Türkiye'nin  bugün dünyanın 9'uncu, Avrupa'nın 2'nci büyük havayolu şirketi var. 26  havalimanından, 56 havalimanına çıkmış bir Türkiye var. Dünyada en yaygın uçuş  ağı bulunan bir markası var. İşte bu rakamlar bize dünyanın en büyük havalimanını  yapma ihtiyacını ortaya koydu."

"GERÇEK ANKET SANDIKTIR"

Yıldırım, 24 Haziran'da yapılacak Cumhurbaşkanı ve 27. Dönem  Milletvekili Genel Seçimi'ne ilişkin anketlerde son sonuçların nasıl olduğu  yönündeki soruya cevap verirken de şunları kaydetti:  "Anketler fena değil, bizim beklediğimiz doğrultuda geliyor. Gerçek  anket sandıktır. Hiç yanılmayan anket sandıktaki sonuçtur. Bazıları çıkıyor,  kendilerini şişiriyorlar. Rakiplerini küçültüyorlar. Bunlar kamuoyunu etkilemeye  yönelik faaliyetler. Bunlardan sonuç çıkmaz. Vatandaş bunlara gülümser, geçer. O  gün sandığa gider. Basiretiyle, ferasetiyle oyunu verir. Hep böyle oldu. Biz 12  seçim geçirdik. Bir kısmı genel, bir kısmı yerel, bir kısmı da halk oylaması.  13'ncü seçime giriyoruz. İnşallah bundan da yüzümüzün akı, milletimizin  desteğiyle çıkacağız. Başbakan Binali Yıldırım, "Bazı derecelendirme  kuruluşları arka arkaya not düşürüyor, bankaların notunu düşürüyor, Türkiye'yi  izlemeye alıyor. Böyle bir karar alma gündeminde, programında yok. Alelacele  toplanıp karar alıyorlar, 'Nasıl Türkiye'de seçimlerin gidişatını etkileriz?'  Etkileyemezsiniz." dedi.

Türkiye'de imara aykırılıkları olan binalar bulunduğunu, devletin  arazisine ev yapıldığını, ruhsat alınmadan, imarsız yapılar inşa edildiğini dile  getiren Yıldırım, sayıları bir hayli fazla olan bu binalarla ilgili ortada fiili  bir durum olduğunu söyledi. Başbakan Yıldırım, şöyle devam etti:  "İzmir'in yüzde 62'si böyle, imara uygun değil. İstanbul da ondan  aşağı kalmıyor. Depremle ilgili sorun var, kentsel değişimle ilgili sorun var.  Elektrik, su alamıyor bazı yerde. İmarı, ruhsatı, kat mülkiyeti yok. İmarı olan  bir yerden ikinci bir sayaç koyuyor, ona da işletme parası ödüyor. Devletin  verdiği elektriği başkasından satın alıyor. Doğalgaz bağlanacak, bağlanamıyor.  Altyapı hizmetleri verilemiyor. Peki ne yapacağız? Buna ilgisiz mi kalacağız?  Bugünün problemi değil, 40 yıldan beri birikmiş bir problem. Zaman zaman af  çıkarılmış ama soruna köklü bir çözüm getirilememiş. Yapılan usulsüzlük ve  yanlışlık ister belediyelerde olsun ister vatandaşta olsun bizler 'Kabul  ediyoruz' diyoruz yani görüyoruz. Gözlerimizi kapatmıyoruz yapılan yanlışlığa.  Bunları kayıt altına alıyoruz. Yapı Kayıt Belgesi veriyoruz. Bu Yapı Kayıt  Belgesi onlara bu binayı kullanma hakkı veriyor yasal olarak. Eksikliklerini  giderme hakkı veriyor."

Yıldırım, söz konusu binayı yıkıp yeniden yapmak isteyenlere otomatik  imar hakkı verilmediğini anlattı. Yeni düzenleme öncesi ve sonrasına ilişkin kıyaslama yapan Yıldırım,  "Önceden 5 kat hakkı varken, 7 kat yaptı, oradaki imar uygulaması, emsal ne ise  yenisini ona göre yapacak. Otomatik bir imar hakkı vermiyor. Sadece  aykırılıklara, yanlışlara, mülkiyetle ilgili konulara çözüm getiriyor. Devletin  arazisine yapmışsa devlete bir para ödüyor, daha sonra malının sahibi oluyor."  diye konuştu.

"HER ŞEYİ KAPSAMIYOR"

 Burada birkaç istisnanın bulunduğunu dile getiren Yıldırım, şu  ifadelere yer verdi: "İstanbul Tarihi Yarımada, burası hassas. Bir de Çanakkale Şehitliği,  bu bölgedeki yapılaşmalar istisnadır. Bazıları diyor ki 'Her şeyi kapsıyor.'  Kapsamıyor. Ben gelip senin arsana böyle bir yapı yapmışsam bu, ona girmiyor.  Senin rızanı almadan benim yapacağım bir şey yok. Özel mülkiyete konu bir şey.  Dolayısıyla bu işleri birbirine karıştırmamak gerekiyor."  Bu yasanın kentsel dönüşüm için de öncelik getirdiğine vurgu yapan  Yıldırım, bu tip Yapı Kayıt Belgesi olunca öncelikli olarak kentsel dönüşümden  yararlanma imkanı da getirdiği bilgisini verdi. "Nasıl olsa bir daha çıkar diye imar disiplininde gevşeme olur  endişelerine ne dersiniz?" sorusu üzerine Yıldırım, "Katiyen olmaz çünkü bundan  sonra yerel yönetimlerde, merkezi yönetimde bu işe göz yuman, gerekli tedbirleri  almayanlara ağır müeyyideler geliyor." açıklamasını yaptı.

"3600 KONUSU, YILLARDIR BİRÇOK KESİMİN GÜNDEMİNDE"

Türkiye'nin 16 yıl içinde hiç el atılmayan sorunlarına AK Parti  iktidarının el attığını, bunların anlatılmasına cilt cilt kitapların  yetmeyeceğini söyleyen Yıldırım, her şeyi bir anda da yapmadıklarını belirtti.Bunların da imkan meselesi olduğunu, imkanlar el verdikçe konulara  çözüm ürettiklerini söyleyen Yıldırım, şunları kaydetti:  "Gündemde olan konulardan, cemevleri konusu... Bu konuda çeşitli  çalıştaylar yapıldı, Alevi sivil toplum kuruluşlarımızla bir araya gelindi.  Nihayet orada da adımlar atıldı aslında. Bu atılan son adım da onun tamamlayıcı  bir parçasını oluşturuyor. 3600 konusu, yıllardır birçok kesimin gündeminde.  Şimdi yaptığımız düzenlemeyle bundan polislerimiz, emekliler dahil, mevcut aktif  çalışanlar da emekli olunca yararlanacak. Şu anda emekli olmuşlar da  yararlanacak; ayrıca öğretmenler, hemşireler, din görevlileri yararlanacak."

 Astsubayların beklediği önemli bir konunun olduğunu dile getiren  Yıldırım, şöyle konuştu: "Astsubayların göreve başlama kademelerinde bir düzeltmeye gittik. İki  yıllık mezun bir astsubay, şimdi 9'un 1'inden göreve başlıyordu, şimdi 9'un  2'sinden başlayacak. Emsallerine uygun hale getirildi. 4 yıllık mezun bir  astsubay, 9'un 3'ünden başlıyordu, şimdi artık 8'in 1'inden başlayacak. Bu daha  sonraki emekliliği, terfileri, alacağı ücret için başlangıç seviyesi önemli.  Burada da bir haksızlığı gidermiş oluyoruz."

 Başbakan Yıldırım, ekonomideki gelişmelere ilişkin de  değerlendirmelerini aktardı. Para ve finans politikalarından, enflasyonun hedeflemesinden sorumlu  Merkez Bankasının çalışmasının kendi kanunu çerçevesinde olduğunu anımsatan  Yıldırım, hükümetin de reel sektörde, mali politikalardan sorumlu bulunduğunu  dile getirdi. Yıldırım, ülkede daha çok vatandaşa iş, aş sağlanmasının, kalkınmanın,  büyümenin sürdürülebilir halde yürümesinin, cari açığın azaltılmasının, bütçe  açığının kabul edilebilir seviyede olmasının hükümetin sorumluluk alanında yer  aldığını söyledi. Başbakan Yıldırım, Merkez Bankasının, kanuna göre 3 ayda bir Bakanlar  Kurulunda ülkenin para piyasalarındaki gelişmeleri, ülkenin büyüme hedeflerini,  enflasyon hedeflerindeki gelişmeleri anlatmak mecburiyetinde olduğunu, bunu da  gerçekleştirdiğin ifade etti.

 Ekonomiyle ilgili gelişmeleri iki boyutta ele almak gerektiğini  belirten Yıldırım, şunlara dikkati çekti:  "Amerika uzun yıllar, küresel piyasalara, özellikle de gelişmiş  ülkelere 4 trilyon dolar civarında sıcak para ihraç etti. Aynı şekilde Avrupa  Birliği (AB), 2,5 trilyon avro gelişmiş piyasalara yatırım yaptı. Fakat bu  ülkelerde büyüme çok gerilediği için, işsizlik arttığı için yavaş yavaş hem  Amerika hem Avrupa faiz artırıyor. Faiz artırmak ne anlama geliyor? Paraları geri  çağırıyor. Fon yatırımcılarına diyor ki 'Paralar artık yuvaya dönsün.' Şu anda bu  süreci yaşıyoruz. Bunun gelişmekte olan ülkelere olumsuz yansıması var. Mesela  dün Brezilya bu işten çok kötü etkilendi. Arjantin benzer şekilde. Türkiye de  bundan etkileniyor. Türkiye bundan bağımsız değil. İşin bir bu boyutu var, bir de  bölgemizdeki politik kırılganlıklar... Türkiye'nin bulunduğu bölge her türlü  gelişmeye açık. Böyle bir ekstra durumumuz var. Bir başkası da yılbaşından beri  petrol fiyatları artıyor. Dolayısıyla ithalat enerji faturamız artıyor. Bunun da  getirdiği bir olumsuzluğumuz var."

"BANKACILIK SEKTÖRÜNÜN ÖZ KAYNAK KARLILIĞI YÜZDE 16"

Bütün bunlara rağmen Türkiye'nin ekonomisinin, reel sektörünün güçlü  olduğuna, yatırımcıların, yatırım kararlarını biraz ertelemesine rağmen bundan  vazgeçmediğine vurgu yapan Yıldırım, şu göstergeleri de aktardı:  "Bankalarımız sermaye yeterlilik oranları, en son faiz artışından, kur  hareketinden sonra bile yüzde 15 seviyesinde. Ayrıca bir ülkede ekonominin kötüye  gittiğinin göstergesi nedir? Batık kredilerdir. Bunda oran yüzde 9, hiçbir şey.  Bankacılık sektörünün öz kaynak karlılığı yüzde 16. Buna rağmen bazı  derecelendirme kuruluşları arka arkaya not düşürüyor. Bankaların notunu  düşürüyor, Türkiye'yi izlemeye alıyor. Ne zaman yapıyor bunu? Seçimlere çeyrek  kala... Biz diyoruz ki 'Bize operasyon çekiyorlar.' Diyorlar ki, 'Nereden  çıkardınız?' Böyle bir karar alma gündeminde programında yok, alelacele toplanıp  karar alıyorlar. 'Nasıl Türkiye'de seçimlerin gidişatını etkileriz.'  Etkileyemezsiniz. Biz ekonomimizin durumunu da biliyoruz, sorunlarımızı da  biliyoruz, ne yapacağımızı da biliyoruz."

 Cumhuriyet'in kuruluşundan hemen sonra 1924'ten, 2002'ye kadar sürede  Türkiye'nin her yıl ortalama 4,7 kat büyüdüğüne değinen Yıldırım, 2003-2017'te  yüzde 5,7 kat büyüdüğüne dikkati çekti. Aradaki bir puanlık yükselişin önemine işaret eden Yıldırım, "Eğer  1924'ten bugüne 4,7 yerine 5,7 büyüseydi Türkiye, ekonomisi bugünden 2,6 kat daha  büyük olacaktı. Bu ne demek? Fransa'dan sonra Türkiye, dünyanın 7'inci büyük  ekonomisi olacaktı." dedi. Yıldırım, 15 yıl içinde Türkiye'nin enflasyon arındırılmış şekilde  reel olarak 2,3; dünyanın 1,7; AB'nin 1,2 kat büyüdüğünü, kişi başı milli gelirde  Avrupa ile Türkiye arasındaki oransal farkın yüzde 33 azaldığını vurguladı.

"TÜRKİYE'DE ENFASYONUN YÜZDE 71 OLDUĞU UNUTULDU"

Türkiye'de enflasyonun biraz arttığını ancak 1992-2002 yıllarında  ülkede enflasyonun yüzde 71 olduğunun unutulduğunu söyleyen Yıldırım, "Şimdi  enflasyon 10'un üzerine çıktı diye felaket tellallığı yapılıyor. Mutlu değiliz.  Enflasyon, bir ülke için en kötü şeydir. Kazançlarını yok eden bir durumdur. Onun  için enflasyonla mücadele, kararlılıkla devam edecek. Faizlerdeki artış, kurdaki  dalgalanmalar geçici ve etkileri sınırlı olacak. Kim ne yaparsa yapsın... Burada  birtakım operasyonlara maruz kalsak da tedbirlerimizi alıyoruz." ifadelerini  kullandı.

"TÜRKİYE'NİN BÜYÜMESİ SANAL DEĞİL"

 Türkiye'nin büyümesinin "sanal" gerçekleştiği sözlerini de eleştiren  Yıldırım, şunları kaydetti:  "Nasıl sanal oluyor? 2002'de Türkiye'de bir yılda 7 bin traktör  satılıyordu, 2017'de 72 bin 900 traktör satıldı. Bunun neresi sanal? Niye alıyor  insanlar traktörü? Türkiye tarımda 2002'de Avrupa'nın 4'üncü ülkesiyken, bugün  birinci ülkesi olması tesadüf mü? 2002'de Türkiye'de yılda 91 bin otomobil  satılıyordu. Geçen sene Türkiye'de 723 bin otomobil satılmış. Para var ki alıyor  millet. Beyaz eşyada 2002'de Türkiye'de yılda 2,5 milyon buzdolabı, çamaşır  makinesi satılmış, bugün 8,5 milyon satılıyor. 2002'de bir yılda Türkiye'den yurt  dışına turistik gezi için gidenlerin sayısı 3 milyondu, şu anda 9 milyon.  İnsanlar dışarıya gidiyor, tatil için gidiyor. 30 bin 800 şirket kurulurken, 73  bin 800 şirket kuruluyor. 13 milyon turist gelirken, bu ülkeye 40 milyon turist  geliyor. Bunun neresi sanal? Türkiye'nin büyümesi sanal değil. Türkiye gerçek  anlamda büyüyor, bunu zaten Anadolu'ya, her yere gittiğinizde görüyorsunuz."

Başbakan Binali Yıldırım, "24 Haziran'da da biz karneyi  alacağız. 15 yıllık emeğimizin karşılığını inşallah milletimiz, vatandaşlarımız  değerlendirecekler. Biz milletimize güveniyoruz, inanıyoruz. Milletimizin  karşısında hiç mahcup olmadık. Milletimizi üzecek bilerek hiçbir hareketin içinde  olmadık. Hep ülkemizin, insanımızın iyiliği için çalıştık." dedi.

Emeklilere bayram ikramiyesinin bin lira değil de kesintili verildiği  iddialarının hatırlatılması üzerine Yıldırım, bunların doğru olmadığını söyledi. Başbakan Yıldırım, emeklilerin tamamına maaşı ne olursa olsun her  bayram öncesi bin lira verileceğini belirterek, bu kapsamda Ramazan Bayramı  öncesinde de bu ödemelerin yapıldığını aktardı.  Emekli kişi vefat ettiyse maaşının eşi ve çocukları arasında  dağıtıldığını anımsatan Yıldırım, bayram öncesi verilen bin liranın da aynı  oranda eş ve çocuklar arasında paylaştırıldığını bildirdi. Yıldırım, "Diyelim ki 3 çocuk varsa, 'Ben 250 aldım' diyor. Öbürü de  250, öbürü de 250, hanımı 250, etti bin lira. Değişen bir şey yok. Tamamen kafa  karıştırmaya yönelik bir şey. Yoksa maaş, para oraya bin lira olarak yatıyor ama  onun kullanımı, kim kaç para alıyor, onun takibini biz yapmıyoruz." diye konuştu.

"ÖĞRENCİ İLK 4 SENESİNDEN SONRA YÖNLENDİRİLECEK"

 AK Parti'nin seçim beyannamesinde okulların sınav merkezli yarışma  alanından çıkarılması yönünde bir hedef olduğu hatırlatılarak, geçiş sınavlarının  ağırlığının azaltılması konusundaki görüşü sorulan Yıldırım, bunun çok önemli bir  husus olduğunu anlattı. Orta ve uzun vadede öğrencileri, herkesin aynı noktaya yığılmaması  için yönlendireceklerini ifade eden Yıldırım, sözlerini şöyle sürdürdü: "Şimdi diyelim hepsi düz lise okuyor. Düz liselerin de birikimleri,  tecrübeleri, kaliteleri farklı. Dolayısıyla düz lise okuduktan sonra üniversitede  herkes aynı yere girmek istiyor. Oranın kapasitesi de belli. Bunun yerine ilk 4  seneden sonra, anaokulu var zaten orada ciddi iyileşme oldu, yüzde 100'e yakın  okul öncesi eğitim var, ilk 4 seneden sonra yönlendirme. Sanat okuluna, spor  okuluna veya düz liseye gidenler gidecek, orada ilerleyecek ama 'Kariyer  yapacağım, ben düz lise okuyacağım, en iyi üniversiteyi okuyacağım, sonra  akademik çalışma yapacağım' diyenler da oraya gidecek."

Başbakan Yıldırım, burada kastedilenin her şeyi sınava bırakmamak  olduğunu dile getirdi. Her şey sınava bırakıldığında öğrencilerin çok yorucu bir yarışın  içine girdiğini vurgulayan Yıldırım, "Öğrenciler adeta yarış atına dönüyor ve çok  stres oluyor, bildiklerini de unutuyor, hayalleri kırılıyor." ifadesini kullandı. Yükseköğrenime de değinen Yıldırım, her ilde en az bir üniversite  bulunduğunu anımsattı.

Yıldırım, şu değerlendirmelerde bulundu:"Bakın üniversitelerde biz en son aldığımız kararla birkaç yıl  içerisinde 2006'dan beri üniversite sayısını bir kere her ilde bir tane var, bazı  illerde çok var, şu an itibarıyla 207'ye çıktı. Dünyada üniversiteye erişimde  Türkiye 2'ncisi oldu. Üniversite kapısında milyonlar bekliyordu. Şu anda lise  mezunlarının sayısı kadar üniversite kontenjanı var. Sınav da olmasa herkes bir  yere girebilir ama problem nerede? Bir eşleştirme, seçicilik var. Herkes aynı  yere yönlenince mecburen bir değerlendirmeye ihtiyaç duyuyorsun. Herkes tıbba,  elektroniğe gitmek istiyor mesela. Bu mümkün değil, orada sınav devreye giriyor.  Bunu da bu yığılmayı önlemek için sınavın etkisini azaltacak, öğretim yıllarında  çocukların kabiliyetlerine göre yönlendirilmesinin sağlanması. Denilen budur.  Yine sınav olur ama sınav biraz enstrümanlardan biri haline gelir."

"HER ÖNÜNE GELEN ÖĞRETMEN OLMAMALI"

 Öğretmenlik Meslek Kanunu'nun vaatleri arasında bulunduğu  belirtilerek, kanunun neleri içerdiği ve neden önemli olduğunun sorulması üzerine  Yıldırım, geçmiş dönemde herhangi bir yüksekokulu bitirenin öğretmenlik  yapabildiğini ancak üniversite okumanın öğretmenlik yapmak için yeterli  olmadığını, öğretmenlik için pedagojik formasyon, çocuk psikolojisinden anlamak  gerektiğini söyledi. Eşinin öğretmen olduğunu, hastalandığı için bir gün onun yerine derse  girdiğini aktaran Yıldırım, "Çocuklara muamelem o kadar onlara yanlış gelmiş ki  bir gün sonra müdür 'Kocan gelmesin de tek boş geçsin' demiş, öğretmenlik ayrı  bir şey, sabır küpü olmanız lazım. O çocuklar istediği gibi davranıyor, ne  yapacaksın? Allah yardım etsin, hakikaten zor bir meslek. O yüzden de her önüne  gelen öğretmen olmamalı. Öğretmenlik bir formasyon işidir, bir pedagojik tabanı  olması gerekir, kastettiğimiz odur." ifadelerine yer verdi.

Torunlarının karnelerini görüp görmediği sorulan Yıldırım,  torunlarının karnelerinin fotoğrafını çekerek kendisine gönderdiklerini anlattı.  Yıldırım, "Sinyal veriyorlar, yani 'Biz geliyoruz, karnemiz bu, hediyeleri  hazırla dede.' Ben anladım işi yani." dedi. Çocukların karneleri aldığını, tatili hak ettiğini belirten Yıldırım,  şunları kaydetti:   "24 Haziran'da da biz karneyi alacağız. 15 yıllık emeğimizin  karşılığını inşallah milletimiz, vatandaşlarımız değerlendirecekler. Biz  milletimize güveniyoruz, inanıyoruz. Milletimizin karşısında hiç mahcup olmadık.  Milletimizi üzecek bilerek hiçbir hareketin içinde olmadık. Hep ülkemizin,  insanımızın iyiliği için çalıştık. Başta Cumhurbaşkanımız olmak üzere bizler bir  ekip olarak bir yandan ülke olarak içeride, dışarıda var olan olumsuzluklarla  mücadele ettik, darbe girişimleriyle muhtıralarla. Ama bir yandan da ülkemizin  muasır medeniyetler hedeflerini gerçekleştirmek için doya doya, dolu dolu 15 yılı  geride bıraktık. İnşallah bu seçimler ülkemiz, milletimiz için en güzel şekilde  güvenin ve istikrarın, güçlü iktidarın, sürekli istikrarın tesis edileceği  seçimler olur." Ömrünü Türk sanayisine, üretime, bu ülkenin kalkınmasına hasretmiş  sanayici Erdoğan Demirören'in vefatı dolayısıyla üzüntülü bir gün olduğunu dile  getiren Yıldırım, "Allah rahmet eylesin, ülke için çok şey yaptı, çok insana  ekmek verdi. Birçok tesiste ülkemizin kalkınmasına katkı sağladı. Mekanı cennet  olsun diyorum. Geride kalan aile efradına, evlatlarına başsağlığı diliyorum."  diye konuştu.

Başbakan Yıldırım, vatandaşların yaklaşan Ramazan Bayramı'nı da tebrik  etti.

 

 

 

 

 

Bu habere ifade bırak
  • 10Mutluyum
  • 0Şaşkınım
  • 1Kararsızım
  • 12Kızgınım
  • 0Üzgünüm
Toplam Oy23