CHP lideri Deniz Baykal’ı, tam Çankaya Köşkü’nde Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’le kritik randevusuna çıkmadan yakaladım.
Görüşme önemli çünkü Gül, tamamen kilitlenen siyaset-yargı-Meclis üçgenini açabilecek asgari bir uzlaşı arayışında. Geçen hafta yargı reformu için Danıştay ve Yargıtay başkanlarıyla buluştu. Dün de CHP lideri Deniz Baykal’la bir araya geldi.
Ancak aslında Cumhurbaşkanı Baykal’la buluşmak yerine Meclis TV’yi açıp CHP liderinin son iki grup konuşmasını dinlese de olurmuş. Muhalefetin anayasa değişikliği ve olası bir referandum konusunda ne düşündüğü ortada.
O yüzden de telefonda Deniz Baykal’ın sesi neşeli ve rahat. Keyifli çünkü hükümetin gündeme getirdiği, Başbakan Tayyip Erdoğan’ın “İlle de yapacağız” dediği referandumun bir seçim atmosferinde geçeceğine, AK Parti’nin sandıkta hezimete uğrayacağına inanıyor.
Anayasa Mahkemesi Başkanı Haşim Kılıç’ın dün Hürriyet’te Metehan Demir’e yaptığı (ve Meclis’ten gelen bazı anayasa değişikliklerinin mahkeme tarafından reddedilebileceği imasını taşıyan) açıklamalarını çok önemsemiş. “Hükümet yargı reformu yapmak için neden 8 yıl bekledi? İnsanlar bu zamana kadar neden yapmadın derler, yoksa Yüce Divan’a, HSYK’ya, bana dost isimler gelsin, kendimi güvence altına alayım diye mi düşünülüyor?” diyor.
Ama iktidarın da bir hesabı var. AK Parti oylarının 2003’ten beri en düşük seviyesine yaklaştığı doğru. Fakat hükümet, olası bir referandum paketine kendi seçmeni dışında geniş halk kitlelerinin hoşuna gidecek maddeler koyacak. Örneğin pakette memurlar için grev hakkı, yargı reformu, kadın ve çocuklara pozitif ayrımcılık gibi cazip maddeler var.
Baykal, yine de durumun değişmeyeceğini, önüne referandum sandığı konan seçmenin, paketin içeriğine değil sadece “AK Parti’yi istiyor muyum, istemiyor muyum?” sorusuna bakacağını düşünüyor.
Açıkçası hükümet içinde de referandumun “riskli bir yol” olduğunu, zamanında Turgut Özal’ın başına geldiği gibi zamansız bir seçim provası olarak başarısız olur ya da Anayasa Mahkemesi’ne toslarsa ortaya tatsız bir durum çıkacağını düşünenler yok değil. Sessizler ama varlar.
Doğru, referandum çantada keklik değil. Ortada iki görüş var: Baykal gibi bunun AK Parti için “evet” ya da “hayır” oyuna dönüşerek hezimetle sonuçlanacağını düşünenler ve de Başbakan Erdoğan gibi paketteki reform maddelerinin cazibesiyle AK Parti’nin mevcut seçmeni ötesinde yüksek bir “evet” oyu çıkacağı hesabını yapanlar.
Zaten Başbakan Erdoğan, referandumda “Hayır” çıksa bile hükümetin erken seçime gitmeyeceğini deklare etti.
Baykal’a bunu hatırlatıyorum. Cevabı ilginç: “Öyle bir durumda erken seçim için hukuki bir zorunluluk yok; ancak siyasi bir gerek oluşabilir. Kaybederse hükümet perişan olur. Referandumdan seçime kadar geçen süre azap olur. Karar alamaz hale gelir.”
Anayasan Mahkemesi Başkanı Haşim Kılıç’ın son çıkışını, anayasa değişikliği oylamasının “gizli oy” ile yapılacağını, BDP’nin bu süreçte takındığı “Seçim barajı indirilmezse biz yokuz” tutumunu alt alta koyarsak, belli ki yaza kadar kalan zamanda Türkiye yine Ankara’ya odaklanacak, Meclis-Toto milli spor olacak, her gün oy hesapları ve siyasi demeçlerle yüksek gerilim hattı devam edecek.
Bildiğiniz Türkiye tablosu yani...
Bul

Ölüleri sevmek ve nekrofili