Anne olduktan sonra herkesle sohbet konum bir anda değişti. Varsa yoksa sorularım dönüp, dolaşıp çocuklara geliyor. Özellikle bilgilerini önemsediğim kişileri esir alıyorum da diyebiliriz. Normalde yengemle (Prof. Dr. Demet Can – Çocuk İmmünolojisi ve Alerji Hastalıkları) buluştuğumuzda, ondan-benden-aileden-hayattan konuşurduk. Şimdilerde ne öğrensem kârdır mantığıyla onu uzmanlığı konusunda sorulara boğuyorum. Geçen görüşmemizde cebime aldığım bilgileri, sizler için masaya döküyorum.

Günümüzde besin alerjisiyle neden çok sık karşılaşıyoruz?
Artık o kadar çok besin alerjisi olan bebekle karşılaşıyorum ki; bunun sebebini ve annelerin bu konuyu önleyebilmek adına hamileliklerinden itibaren yapabilecekleri bir şey olup, olmadığını sorunca ben, günümüzdeki beslenmenin geçmişe oranla sağlıksız olduğundan, içtiğimiz sütün, yediğimiz yumurtanın endüstriyel müdahalelerle, doğallığından ve böylelikle de eski sağlığından uzaklaştırıldığını, sütünü içtiğimiz ineğin aldığı antibiyotiğin sütü kirlettiğini ve sonradan alerjik reaksiyonla bizlere döndüğünden bahsetti. Günümüzde de tamamıyla doğal beslenmenin pek mümkün olmadığından bahsettik. Burada ‘‘Sadece organik beslenirsek, alerjiyi engelleyebilir miyiz?’’ sorusu aklınıza gelebilir tabii ki. Beslenebiliyorsanız muhakkak beslenin ama Türkiye’de organikliğin bile sorgulandığı noktadayız. Doğal beslenmek ayrı, organik farklı. ‘‘Diyelim ki organik beslenebildiniz ama besin alerjisini sadece yiyeceklere bağlayamıyoruz, anneden-babadan gelen bir alerjik eğilim olabilir, bu durumda da bebeği besin alerjisinden uzak tutmak pek mümkün değil.’’ cümleleriyle açıklıyor.

Besin alerjisinin sebebi nedir?
‘‘Bebeklerde besin alerjisi, bilhassa inek sütü ve yumurta alerjisi çok sık görüyoruz. Bunun sebebi, bebeklerin bağırsak geçirgenlikleri bize göre daha fazla. Proteinler olduğu gibi kana karıştığı için alerji yapma olasılıkları da çok artıyor. Günümüzde beslenme şeklimizle bebeklerde besin alerjisini çok sık görmeye başladık. Neyse ki bu durum, yüzde doksan iki yaşına kadar sürüyor çünkü bağırsak geçirgenlikleri azalıyor. Çok küçük bir bölümünde hayat boyu devam edebiliyor. Besin alerjisi olan bebekler, genellikle altı aya kadar iyileşebiliyorlar. Ama egzama veya farklı alerjik belirtiyle gelinirse, iki yaşa kadar sürebiliyor. Mesela, süt, yumurta genellikle geçer ama özellikle fıstık, balık alerjisi hiç geçmeyebiliyor.’’

Bebeklerin besin alerjisi olduğunu nasıl anlarız?
‘‘En belirgin özellik sümüksü ve kanlı kaka yapmak. Aşırı gazının olması, karnının davul gibi şiş olması, geceleri bir türlü uyuyamaması, huzursuz olması, sürekli öğürmesi, ağzının kenarından sıvıların akması, vücudunun bir yerinde kızarıklık olması veya egzama olması gibi belirtiler besin alerjisiyle ilişkili olabilir. Bağırsaklarında veya derideki her türlü problem alerjiyi işaret edebilir.’’

Bebek anne sütünü içtikten ne kadar süre sonra alerji belirtilerini görürüz?
Genellikle yirmi günlükten önce pek karşılaşmıyoruz. Bebek doğduktan sonra anneler genellikle sütüm olsun diye aşırı bir süt, yoğurt, peynir tüketimine giriyorlar. Bebek yirmi günlük olduğunda sümüklü kakalar başlıyorlar, bir aylık olduğunda da artık kanlı kaka görmeye başlıyoruz. Biz annenin hayatından süt ve süt ürünlerini çıkardığımızda hızla bu kanlı kaka düzeliyor. Altı aydan sonra tekrar bu besinlere başlasak da artık genellikle kanlı kaka görmüyoruz. Çok korkulan bir hastalık ama biz doktorlar için o kadar korkutucu bir durum değil çünkü altı aydan sonra nispeten düzeleceğini biliyoruz.’’

‘‘Alerjik reaksiyonlar iki tip olur. Erken reaksiyon; mesela arı sokar kişinin dili şişer, damağı şişer, düşer bayılır. Bir de geç reaksiyon var; inek sütü- yumurta alerjisi de geç reaksiyon yaparlar. Yani sorunlu gıdanın alımından 48-72 saat sonra belirtiler ortaya çıkar. Anne sorunlu gıdayı hayatından çıkardıktan 72-48 saat içinde de bebekte belirtiler düzelme gösterir. Bazen bu düzelme bir haftaya kadar uzayabilir çünkü herkesin bağırsak ritmi bir değil.’’

Süt Merdiveni:
Yüksek ısıda, fırınlanmış gıdalarda proteinler denatüre olduğundan, yani alerjenik özelliği azaldığından anneler (bebeğinde besin alerjisi olanlar) sütü öncelikle kekin vb. içinde tüketmelilermiş. Eğer ki bebek alerjik bir reaksiyon göstermiyorsa, o zaman fermente ürünlere geçiriyorlarmış; sütü direkt içirmek yerine yoğurt yaptırıp veya peynirle annenin hayatına sokuyorlarmış. Eğer ki bunu da tolere edebiliyorsa, o zaman muhallebi gibi ocakta pişen süt ve ardından direkt olarak süte geçiş yaptırıyorlarmış. Buna da süt merdiveni deniyormuş. Sorunlu gıdayı çok yavaş şekilde, alıştıra alıştıra tüketebilir hale gelmek...

Annelerde beslenme:
Süt, yumurta, peynir gibi ürünler dışında sütü aldığımız; dana etine alerjik reaksiyonlarla da karşılaşabiliyorlarmış. Annenin bir süre sonra sütü içebiliyor, yoğurdu yiyebiliyor duruma gelmesine rağmen dana eti yediğinde tekrar bebekte alerjik etkilerini görebiliyorlarmış. Bu yüzden de annenin beslenme alışkanlığına, dana etini mümkün olabildiği kadar geç sokmak gerekiyormuş. Bu dönemde kuzu etiyle beslenmesinde hiçbir sakınca yokmuş.

İnek sütü- Keçi sütü hakkında doğru bilinen yanlış:
İnek sütü ve keçi sütü protein yapısı olarak birbirine çok yakınmış ve bu yüzden çapraz reaksiyon veriyormuş. Günümüzde çok yaygın fakat, yanlış bir inanışmış; besin alerjisi olan bebeklerin keçi sütünü daha kolay tolere ettiği... İnek sütüne alerjisi olan bir bebeğin, çok büyük olasılıkla keçi sütüne de alerjisi olurmuş. Ama altı ay içinde bebekte inek sütüne olan alerji düzelince, keçi sütüne de alerji göstermediğinden, sanki keçi sütüne alerjisi yokmuş gibi bir algı oluşuyormuş. Ama doğru bilinen yanlış şu ki; iki sütün birbirinden biyokimyasal olarak bir farkı olmadığı.

Bebeklerde beslenme:
Tıpkı annelerin hayatına alerjik besinler nasıl yavaş yavaş sokuluyor ise bebeklerin hayatına da ‘süt merdiveni’yle sokulması gerekiyormuş. Mesela yumurtaya alerjisi olan bir bebeğin, katı gıdaya geçtiğinde öncelikle yumurta sarısını kekin içinde verilmesi, sonra fermente ürünlerin verilmesi gerekiyormuş. Artık hepimiz biliyoruz ki; yumurta beyazı zaten çok alerjik bir gıda olduğu için tüm bebeklere bir yaşından sonra başlanıyor. Alerjik bebeklerde de en sona saklanıyor ve yumurta sarısı veya alerji yapan besin miktar olarak az ve yavaş yavaş yemeklerine ekleniyor.

‘‘Sebze çorbalarından en masum olanı balkabağıyla başlıyor, sonradan kabak, patates, havuçla zenginleştiriyoruz çorbayı. Tereyağı ilave etmiyoruz, zeytinyağı kullanıyoruz. Şeftali, elma, erik masum meyvelerdir. Meyveleri de öncelikle hoşaf olarak başlıyoruz. Daha sonraları çiğ olarak hayatına sokuyoruz. Bizim geleneksel olarak tüketmediğimiz sebze ve meyveleri çocuklara denememek gerekiyor. Mango, avokado... Bunları kromozomlarımız henüz tanımıyor, bu tropikal meyveler genlerimizde yok. Bunları iki yaşından sonra denemek gerekiyor. Mesela somon. Çocuğun önce bizim balıklarımızı tüketmesi gerekiyor.’’ demesiyle, doğru zannettiğim bilgilerin yerini esas doğrularıyla değiştirmiş oluyorum.

Alerjik çocukta kilo alımı:
Çok ağır besin alerjisi olan bebeklerde (süt, yumurta, susam, aklınıza ne gelirse alerjisi olan bebekler oluyormuş) kilo alımı da zor oluyormuş. Ama günümüzde pediatride boy ön plana geçtiği için (yani bebeğin gelişimini kilo değil, boy ile takip ettiklerinden) annelerin kilo alımı konusunda endişelenmelerine gerek yokmuş. Ama belirgin bir kilo kaybı ve boy kısalığı oluyor ise o zaman ekstra mamalarla takviye öneriyorlarmış.

https://www.instagram.com/bebekolduannedogdu/

https://www.facebook.com/bebekolduannedogdu/