Galatasaray Üniversitesi’nin Sosyoloji Bölümü’nde öğretim görevlisi olan, 1965 doğumlu Besim Dellaloğlu, Türkiye’de sosyolojiyle, özellikle de Walter Benjamin’in  (1892 - 1940) düşüncesiyle ilgilenenlerin tanıdığı, genç bir isim.
Boğaziçi ve Mimar Sinan Üniversitelerinde lisans, yüksek lisans ve doktora eğitimini tamamlayan Dellaloğlu,  öğrencilik yıllarında başlamış Frankfurt Okulu düşünürleriyle ilgilenmeye. Akademik çalışmalarının birçoğunda bu düşünürlere odaklanan Dellaloğlu öncelikle Theodor Adorno’ya yönelmiş;  ancak giderek Walter Benjamin’e daha fazla ilgi duymaya başlamış. 

Benjamin’in Paris’i
Daha önce, Say Yayınları’ndan 2006 yılında çıkan ve Benjamin’in bir dizi yazısını biraraya getiren “Benjamin” kitabını derleyen yazar, geçtiğimiz günlerde de Versus Yayınları’ndan “Benjaminia : Dil, Tarih ve Coğrafya” adlı incelemesini yayımladı.  Milliyet’in sorularını yanıtlayan Dellaloğlu,  çalışmaları için “Bunun aslında bir takıntı olduğu bile söylenebilir: Bu çalışma Benjamin üzerine bir çalışma olmaktan neredeyse çıktı. Kişisel bir boyut da kazandı” diyor.
Yazar, kitap üzerinde çalışmaya 2002 yazında başlamış. TÜBA’nın doktora sonrası bursuyla üç ay Paris’te kalan Dellaloğlu, bu dönemde sadece Benjamin’i ve onun hakkındaki  literatürü daha derin bir biçimde keşfetmekle kalmamış, aynı zamanda  Benjamin’in 1930’larda yaşadığı Paris’i de tanıma fırsatı bulmuş.
“O dönemde ve daha sonrasında birkaç gezide onun Paris’te yaşadığı birçok mekânı buldum. Kiralık evleri, otel odalarını, uğradığı kafeleri ve elbette Paris pasajlarını, Ulusal Kütüphane’yi epeyce arşınladım” diyor Dellaloğlu.
Böylece Benjamin’in  yaşam ve çalışmalarıyla haşır neşir oldukça, salt düşünce değil üslup anlamında da ona yakınlaşmış yazar:
“Belli bir içeriği ancak belli bir biçimle dile getirebilirsiniz. ‘Benjaminia’nın yapısının arkasında Benjamin’in başyapıtı ‘Pasajlar Projesi’ var aslında. Belki onun biraz daha pedagojik bir hali. Dilerseniz bunu genel olarak üslup kavramıyla yanıtlayayım. Evet , onun benim üzerimdeki etkisinin sadece düşünsel değil aynı zamanda üsluba dair bir etki de olduğunu söyleyebilirim.”
Dellaloğlu, Alman düşünürün  bugün için önemini şu sözlerle  özetliyor:
“Benjamin, kuşağının bir parçası olarak, Batı düşüncesinin aydınlanma, ilerleme kavramı, pozitivizm gibi temel dayanaklarını çok güçlü bir biçimde eleştirmiş bir düşünür. Bugün postmodern kavramını kullanabilen bizler için bu o kadar da önemli gözükmeyebilir, ancak bence iki dünya savaşı arasında Batı’da modernliğe onun kadar derin bir şüpheyle bakan çok az düşünür vardı.” 

Bütünsel bir düşünür
Dellaloğlu’nun kitabındaki önemli bir katkı, Benjamin’de iki ayrı yazar, yani bir sosyalist bir de Yahudi mistiği gören yaklaşımları eleştirip, düşünürün bu iki boyutunun birbirinden ayrılamayacağını vurgulaması: 
“Bu tür önyargılı yaklaşımlar onun ‘gençlik’ ve ‘olgunluk’ dönemlerini kesin çizgilerle ayırmak zorunda kalıyor.  Oysa Benjamin’in mistisizmi ile  Marksizmi arasında bir kopukluk yok. Hatta bir süreklilik var. Bu ikisi arasında bir bütünlük, süreklilik olmasının imkansızlığı düşüncesi bizim bir önyargımız aslında.”
Sadece akademisyenlerin değil, toplumsal düşünceyle ilgilenen herkesin ilgisini çekecek özgün bir inceleme “Benjaminia.”
Besim Dellaloğlu , “Benjaminia: Dil, Tarih ve Coğrafya”,  Versus Yayınları,  Fiyatı: 17 YTL

 

 

Kitap, Dink’e ithaf edildi
Yazarın çalışmasına daha da anlam katan bir boyut, yapıtını Hrant Dink’e  şu sözlerle ithaf edilmiş olması : “Bu toprakların gelmiş geçmiş en büyük parrhesiastes’lerinden biri  Hrant Dink’in anısına.”
Yazar,  ‘parrhesiastes ’ kavramının Yunanca  ‘doğruyu söyleyen ’, hatta adeta ‘bir kader gibi doğruyu söyleyen’ anlamına geldiğini belirtiyor.  “Benjamin üzerine çalışırken zaman zaman bu kavram aklıma gelirdi: Foucault’nun yapıtlarından öğrenmiştim bu kavramı. Hrant Dink’in katledilmesinden sonra bir özdeşleşme oldu kafamda” diyen Dellaloğlu ekliyor:
“Kitapta da belirttiğim gibi, yazım süreci Hrant Dink’in katledilmesinin hemen ardına denk geldi. Hatta kitaptaki ‘Ve’ bölümü Dink’in öldürüldüğü günlerde yazıldı. Belki de bu nedenle ikisini özdeşleştirdim biraz.“