Pazar

07.10.2018 - 01:30 | Son Güncelleme: 07.10.2018-1:30

‘Benzin yakmıyoruz yağlarımızı yakıyoruz’

Bu hafta Kırşehir’e gittim, ben de belediye başkanı Yaşar Bahçeci’nin yaptığını yaptım ve kaptım bir bisiklet hem şehri gezdim hem de başkana sorular sordum. Bahçeci “Toplum olarak lüksü seviyoruz ama bisiklet kullanımını geliştirmemiz, gelişmemizle de doğru orantılı” diyor.

Sitene Ekle

BUKET AYDIN

Takım elbisesi üzerinde, atlamış bisiklete Kırşehir Belediye Binası’na gidiyor. Bu görüntüyü herkes çok konuştu. Kırşehir belediye başkanı Yaşar Bahçeci makam aracını gerçekten bırakmış. Her yere bisikletle gidip geliyor. Başkan şimdiden 3 kilo vermiş. “Kışın bisikleti kenara atarsın” diyenlere de “Takarım atkımı, beremi yine bisikletle giderim her yere” diye sesleniyor. Gündemimde sadece bisiklet işi yoktu tabii... Geçen hafta Neşet Ertaş’ın ölüm yıldönümünde ünlü piyanist Fazıl Say’ın yapmış olduğu “Türkiye’nin son büyük halk ozanı Âşık Veysel’dir” çıkışını da sordum hem de Neşet Ertaş Kültür Merkezi’nde gezerken. Bahçeci’ye göre bu açıklama yersiz ve gereksiz ayrıca böyle bir kıyaslama yapmanın Fazıl Say gibi önemli bir sanatçıya da yakışmadığını düşünüyor. 

- “Kırşehir’i Seviyorum Bisiklete Biniyorum” etkinliği gerçekleştirdiniz. Sizi buna iten sebep ne?

Bisiklet kullanımını şehrimizde artırmak istiyoruz. Şimdi kendim de bisiklet binmeye başladım. Makam arabası olarak bisiklet kullanıyorum. İnsanların da ilgisini çekmek adına, daha çok insanın bisiklet kullanmasını sağlamak adına da böyle bir etkinlik tertip ettik. Bisiklete binmek gelişmiş ülkelerde çok yaygın bir uygulama aslında. Ama biz maalesef lüksü, lüks yaşamayı seven bir toplumuz. Ben onu şöyle tarif ediyorum; 1 liramız varsa, 10 liralık yaşamayı seviyoruz. Aslında 1 lirası olan 1 liralık yaşamalı. Ve hatta 0,8 liralık yaşayıp, 0,2 lirasını biriktirmesi lazım. Bisiklet kullanımını geliştirmemiz, gelişmemizle de doğru orantılı bir şey.

- Neden insanların bisiklete binmesini bu kadar teşvik ediyorsunuz?

Bir kere sadece sağlıklı yaşam için bile bisiklete mutlaka binmek lazım. Arabalar karbondioksit salınımıyla çevreyi, doğayı kirletiyor. Havamızın temizliğini sürekli hale getirmemiz lazım. Ayrıca şehirlerin birinci problemi trafik... Herkes bireysel araba kullanırsa o zaman bu trafik başa çıkılamaz hale gelecek. Bunların hepsini birleştirdiğimizde bisikletin ne kadar stratejik bir ulaşım aracı olduğu ortaya çıkıyor. Ülkemiz adına bunu söylüyorum. Petrolde dışa bağımlı bir ülkeyiz. Benim sloganlardan bir tanesi o, “Benzin yakmıyoruz, yağlarımızı yakıyoruz”.

- Yağları yaktınız mı?

Yaktım, 3 kilo verdim.

“Altı bitirmeden üstüne taş koyan vatan hainidir”

- Nasıl oluyor da Kırşehir bisiklet kullanımına uygun bir şehir olabiliyor?

Hep şunu söylüyorum; akşam yatmadan önce “Yarın sabah bisiklete bineceğiz” diye bir karar almadık. Biz yaklaşık 3 yıllık, 1 yıl proje, 2 yıl yapım süreci süren bir çalışmanın neticesinde bisiklete biniyoruz. Aslında bu çok geniş bir projeksiyonun parçası. Anketlerimizde, vatandaşlarla görüşmemizde en büyük sorunun trafik olduğunu gördük. Şehir merkezi çekilmez hale gelmiş, herkes arabasıyla geliyor, istediği yere park ediyor. Bunların hepsini birleştirdik ve bunu nasıl çözeriz dedik?

- Nasıl çözdünüz peki?

Uzmanlarla görüştük. İSBAK’a gittik. İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne ait, trafikle ilgili Türkiye’deki hemen hemen tek kurum diyebilirim. Onlara başvurduk. Bir ulaşım master planı hazırladık şehir merkezi için. Bu plana uygun bir şehir inşası yaptık. Altı bitirmeden üstüne taş koyan vatan hainidir bence. Maalesef altyapıya önem vermediğimiz için 3-5 yılda yapılan her şey bozuluyor. Biz bu kadar zengin bir ülke değiliz. Önce bütün altyapıyı yeniledik. İnsanlar şikâyet etti, sıkıldı. Yol kapandı, çamur oldu, su kesildi ama sabırla altyapıyı bitirdik. Her şey planlı bir şekilde oldu, ulaşım mühendisleri, mimarlar 1,5 yıl sadece buna çalıştık. Neticesinde uygulamaya geçtik ve Eylül’ün ilk haftası bisiklete binelim dedik.

- Ve siz bu işe öncü oldunuz anladığım kadarıyla?

Belediye başkanı olarak bizim öncü olma ve örnek olma gibi bir görevimiz var. Önce belediye başkanı bisiklete binecek ki başkalarına da “Bisiklete binin” diyebilsin. Kendi binmezse nasıl insanlara bisiklete binin diyecek. Belediye başkan yardımcıları binecek, müdürler binecek, belediye personeli binecek dedik. Ve ilk ben başladım belediye personelimizle birlikte makam arabası olarak bisiklete geçtik. Toplumsal önyargılarımız çok yüksek biliyorsunuz. Sosyal medyada paylaştım “2-3 gün biner, sonra atar”, “Kışın ne yapacaksın?” diye gülücükler koyanlar oldu.

- Kışın ne yapacaksınız?

Kalın giyeceğiz, pardösümüzü giyeceğiz, kasket takmıyordum ama kasket alacağım bir tane, çok soğuklarda atkı, gerekirse bere giyeceğim. Sıkı giyineceğim ama çok soğuklarda da bisiklete bineceğim.

“Dünyanın en zor işi alışkanlıkları değiştirmek”

- Bu bilinci yerleştirmek kolay bir şey mi?

Hiç kolay değil. Dünyanın en zor işi insanların alışkanlıklarını değiştirmek her zaman söylerim. Belediye başkanı olarak bisiklete bindiğim için beni bile çok yadırgadılar. Ben şu yönden de bakıyorum özellikle makam sahibi olan insanların lüks arabalara binmesi doğru değil. Devleti temsil eden cumhurbaşkanıdır, bakandır, üst düzey yargı mensuplarıdır temsil görevi olanların devletin prestiji ve güvenlik problemleri açısından makam arabasına binmesinden daha doğal bir şey yok. Ama burada güvenlik sorunumuz yok, zaten küçük bir şehiriz. Bizim burada bir laf var “El kesesinden ağalık yapmak kolaydır” derler. Sonuçta bindiğimiz arabalar hep milletin parası. İnsan kendi parasıyla istediği arabaya binebilir, uçağa da binebilir, uzaya da gidebilir ama biz milletin parasını kullanıyoruz, babamızın parasını değil. Bunlar doğru şeyler değil. Ben şimdi bisiklete biniyorum benden de hiçbir şey eksilmiyor sadece yağlar, kilolar eksiliyor.

- Bir de kazanım da oluyordur, halka daha yakın olmak belki?

Kesinlikle arabayla gittiğim zaman kimseyi görmüyordum ama şimdi bisikletle giderken esnaf selam veriyor, “Çay içelim, kahvaltı yapalım” diyor, bir derdi varsa söylüyor. Kimisi geliyor, fotoğraf çektiriyor. Bir sürü insanla temas ediyorum, bundan daha güzel bir şey var mı siyasetçi için?

“Kravatla, takım elbiseyle bisiklete mi binilir?”

- Takım elbiseyle belediyeye gittiğinizi görenler nasıl tepki veriyor?

“Kravatla, takım elbiseyle bisiklete mi binilir?” diyen çok oldu. Sosyal medyadan da böyle tepkiler oldu. Ben işe gidiyorum, belediyeye gidiyorum, eşofmanla gidemem ki. Bu spor amaçlı değil, iş bisikleti, işime gidiyorum, ulaşım aracı olarak kullanıyorum. Spor amaçlı bisiklete bindiğimde eşofmanımı giyiyorum ama ben şu an ulaşım amaçlı kullanıyorum. Önyargılar dedim ya alışkanlıklar. Avrupa’ya gidiyoruz hanımlar etekli, topuklu ayakkabılı, insanlar her çeşit kıyafetle bisiklete biniyor. Bunları aşmamız lazım ve aşacağız inşallah.

- Kadınların “Kırşehir’i Seviyorum Bisiklete Biniyorum” projesine ilgisi nasıl?

Çok yüksek. Sosyal medyada da paylaşmış esnaf bir hanım, “Büyük bir tabu da yıkılmış oldu, biz de bisiklete binebiliyoruz” diye. Bunları artık aşmak lazım! Hanımlar bisiklete binemez diye bir şey yok. Onlar da binecek, biz de bineceğiz.

- Genellikle bisikletle işe gidip gelmek Avrupalı siyasetçilerde görülen bir şey. Siz bu farkındalığa nasıl ulaştınız?

Bunu çok arzu ediyordum. Kırşehir’de gurbetçi de çoktur. Onlar da Almanya’da şöyle, Hollanda’da şöyle, Fransa’da böyle diyordu. Biz de gittiğimizde görüyoruz. İnsanlar çok rahat, ben de çok imreniyordum bir belediye başkanı olarak. Şimdi çok mutluyum, bisiklete rahat bir şekilde biniyorum, çok hızlı da ulaşım sağlıyorum. En son müftümüzden “Ben de bisiklete bineceğim” diye bir talep geldi. Milletvekilimiz de burada olduğunda şehir içinde bisiklete binmeye başladı. İşte bunlar mutluluk verici ve ilgiyi arttıracak şeyler.

- Bisikletle ulaşımını sağlayan insanlarda bir artış oldu mu?

Arttı, daha da artacak. Tabii sorunlar oluyor, bisiklet yoluyla kaldırımı karıştırıyor insanlar. Ama zamanla oturacak. Birdenbire değişmesini beklemek zaten biraz lüks olur. Zamanla bunları da aşacağız.

“Fazıl Say’ınki çok yersiz ve gereksiz bir açıklamaydı”

- Neşet Ertaş’ı Kırşehirliler olarak yeterince tanıtabildiğinizi düşünüyor musunuz?

Aslında biz onu tanıtmıyoruz. O Kırşehir’i tanıtıyor. Tabii ki bu şehrin de ona kattığı şeyler var. Ben ölümünden önce son ziyaretimde “Ustam Kırşehir’e, Kırşehirlilere bir mesajınız var mı?” dediğimde “Torpak her yerde aynı torpak. Torpağı kıymetli yapan üstünde yaşayan insanların kalitesi ve değeridir. Biz aşiret olarak konargöçer bir aşirettik. Çok yerleri gezdik bize çok eziyet ettiler. Düğünlerde bizi oynattılar, çaldırdılar, sonra dövdüler paramızı vermediler. Ama Kırşehir bize bağrını açtı. Hiç eziyet etmedi, bizi kabullendi, sahiplendi, bize çok iyi davrandı. Biz de buraya yerleştik. Tüm Kırşehirli hemşerilerime sevgilerimi, saygılarımı ilet” demişti. Neşet Ertaş Kültür Merkezi’nin projesini de göstermiştim ustaya, ismini izin alarak koydum.

- Neşet Ertaş’ın felsefesi nedir sizce?

Temeli sevgi, saygı ve hoşgörüye dayanıyor. Altını tevazuuyla, insan sevgisiyle, dünya hayatına tamah etmemesiyle, parayla pulla, makamla hiçbir işinin olmamasıyla doldurabilirsiniz. Bana göre Türkiye’nin en çok ihtiyacı olan 3 ana unsur. Bunları çözünce toplumsal problemlerin de hepsini çözmüş olacağız. Maalesef kendinden olmayan insanlara sevgisi olmayan toplum da çok büyük tehlike! Bu açıdan da Neşet Ertaş’ın felsefesini gençlere çok iyi aktarmak lazım. Neşet Ertaş Anadolu’nun sesidir, duygusudur, neşesidir, hüznüdür, aşkıdır, tutkusudur, her şeyidir. Ve onun yansımasıdır, notalara, sözlere dökülmüş halidir.

- Neşet Ertaş’ın ölüm yıldönümünde Fazıl Say Türkiye’nin son büyük halk ozanı Âşık Veysel’dir” paylaşımı yaptı ve Neşet Ertaş’ın sevenlerinden tepki gördü. Bu açıklamayı siz nasıl karşıladınız?

Son derece gereksiz bir açıklama. İnsanların fikirlerine saygı duyarız ama her fikrini de toplumla paylaşması gerekmiyor. Neşet Ertaş gibi topluma mal olmuş bir isim üzerinden başkası yapsa yine anlayacağım da Fazıl Say gibi bir sanatçının karşılaştırma yapmasını ben işin doğrusu büyük bir saygısızlık olarak görüyorum. Sonuçta o da çok değerli bir sanatçıdır, sanatında değerlidir.  Ama bu başka bir şey… Âşık Veysel tabii ki büyük bir ozan… Bu ülkenin değeri… İnsanlar tabii ki Âşık Veysel’in ölüm yıldönümünde de çok güzel sözler paylaşıyor, Neşet Ertaş’ınkinde de. Bu kıyaslamayı herhalde Âşık Veysel de Neşet Ertaş da duysaydı, çok üzülürlerdi. Bu noktalarda biraz daha hassas olmak gerektiğini düşünüyorum. Bence çok yersiz ve gereksiz bir açıklamaydı. İşin doğrusu ben bir sanatçıya yakıştıramadım.


©Copyright 2018 Sitemizde yayınlanan haberlerin telif hakları gazete ve haber kaynaklarına aittir, haberleri kopyalamayınız.