Bugün okuyacak olduğunuz yazıyı D. Burns’ün “İyi Hissetmek” kitabından alıntılayarak yazdım. (Shf:XV-XX. Dr.D.BURNS, Psikonet Yayınları.2008. İstanbul). İçinde bir iki cümle tamamlaması ve sonuç cümlesi dışında kendime ait her hangi bir bilgi ve yorum bulunmamaktadır. Bilimsel makalelere ulaşmak isteyenler bu kitabın sonundaki kaynakçalardan yararlanabilirler.

“Biliş bir düşünce ya da algıdır. Diğer bir değişle, bilişleriniz herhangi bir zamanda olaylar hakkında ne düşündüğünüzdür.

Duygularınız kendinize verdiğiniz mesajlardan doğar. Aslında duygularınız genellikle hayatınızda olanlardan çok nasıl düşündüğünüzle ilgilidir. Bu yeni bir fikir değildir. Yaklaşık iki bin yıl önce Yunan filozof Epiktetus, kişilerin “ olaylardan değil, onlar hakkındaki görüşlerinden” rahatsız olduklarını söylemiştir.

Genlerimiz, hormonlarımız ve çocukluk anılarımız nasıl düşündüğümüz ve hissettiğimiz konusunda etkili olabilirler. (Ancak) olaylar hakkında düşünme şeklinizi ve hatta temel değer ve inançlarınızı bile değiştirebilirsiniz. Ve bunu yaptığınızda duygu durumunuzda, görüşünüzde ve üretkenliğinizde derin ve sürekli değişiklikler yaşayacaksınız. İşte Bilişsel Terapi kısaca bu demektir!

Depresyona Karşı Psikoterapi mi İlaç mı? Geleneksel İlim Verilere Karşı” adlı dönüm noktası olabilecek bir makalede (Nevada Üniversitesinden araştırmacılar) depresyon çalışmalarını yeniden incelemişlerdir. İncelenen çalışmalarda depresyon ve kaygı tedavisinde antidepresanlar psikoterapi ile karşılaştırmışlardır. (İşte o çalışmadan ortaya çıkan bazı çarpıcı sonuçlar):

·         Araştırma çalışmaları genetik etkilerin depresyonun %16’ında etkili olduğunu göstermiştir. Birçok birey için hayat şartları en önemli etkenler gibi görünmektedir.

·         …yeni psikoterapi yöntemlerinin, özellikle bilişsel terapinin en az ilaçlar kadar, birçok hasta için de daha etkili olduğunu göstermiştir.

·         Depresyondan kurtulmanın ardından psikoterapi ile tedavi gören hastalar büyük oranda tekrar depresyona girmiyor ve yalnızca antidepresan ilaçlarla tedavi edilen hastalara göre tekrarlama ihtimali belirgin oranda daha az.

Dr. Antonuccio ve diğer yazarlar psikoterapinin depresyon için uygulanacak ilk tedavi yöntemi olduğu kanısına vardılar. Bilişsel terapinin depresyon için en etkili psikoterapilerden biri olduğunu vurguladılar.

Tabiî ki ilaç bazı kişiler için yararlı hatta hayat kurtarıcı olabilir. İlaçlar, depresyon ağır olduğunda en yüksek etkiyi sağlamak için psikoterapi ile birleştirilebilir.

Son çalışmalar psikoterapinin yalnızca hafif depresyonlar için değil, ağır depresyonlar için de faydalı olabileceğini göstermiştir.

Hiçbir tedavi bir sihirli değnek olmamakla birlikte birçok çalışmada panik atak hastaları bilişsel terapiye ilaçsız olarak o kadar iyi yanıt vermişlerdir ki, uzmanlar şimdi tek başına bilişsel terapinin bu rahatsızlık için en iyi yöntem olduğunu düşünüyorlar. Bilişsel terapi aynı zamanda bir çok kaygı bozukluğu türünde ( kronik kaygı, fobiler, obsesif- kompulsif bozukluk ve travma sonrası stres bozukluğu…) yardımcı olabilir. Sınır Kişilik Bozukluğu (Border Line) gibi bazı kişilik bozukluklarında bir miktar başarı ile uygulanmaktadır.

Bazı çalışmalar bilişsel terapinin yeme bozuklukları (Şişmanlık) için bilinen birçok ilaçtan ve diğer psikoterapi yöntemlerinden daha fazla, hatta en etkili tedavi yöntemi olduğunu göstermiştir.”

Bilişsel terapilere davranışçı uygulamaların eklemlenmesiyle bilişsel davranışçı terapi adını alan BDT; sadece danışanların güncel sorunlarını çözmekle kalmaz, aynı zamanda bütün yaşamları süresince farklı alanlardaki sorunlarını çözmekte kullanabilecekleri özel bir takım becerileri de öğretir. Bilişsel terapileri önemli kılan belki de bu özellikleridir.