Yumiko Nakazawa on yıldan beri İzmir’de yaşıyor. İlk kez 1990 yılında çalışmak üzere Japonya’dan Türkiye’ye gelmiş. On yıl önce geldiği İzmir’den ise bir daha kopamamış. Urla’da oturan Yumiko, bir ay kadar önce arayıp “2010 Türkiye’de Japonya Yılı nedeniyle 8 Mart’ta İzmir’de çok güzel konser ve etkinlikler var. Mutlaka görmelisiniz” deyince bir kenara not düştüm.
İyi ki Yumiko’nun sözünü dinleyip Ahmet Adnan Saygun’daki o güzel geceye gitmişiz. Dünyaca ünlü keman sanatçısı Ikuko Kawa’inin parmakları yaylarda uçarcasına dolaşırken büyüleyici bir performansla seslendirdiği eserleri, ödüle doymayan soprano Satomi Ogawa’nın Adnan Saygun’un harika atmosferinde nefesler tutularak dinlenen aryaları, Nanae Mimura’nın marimbasının tuşlarından elindeki bagetlerle yarattığı unutulmaz müzik ziyafeti ve kaligrafi sanatçısı Kawabe’nin hemen oracıkta dev bir perdede sanatını icra etmesi, Büyükelçi Nabuaki Tanaka’nın dediği gibi Japonya’nın Sony ve Toyota’dan çok farklı bir yüzünü yansıtıyordu.
Aslında Japonya’nın çok farklı yüzünü ben yıllar önce Tokyo, Osaka gibi bazı Japon şehirlerine yaptığım bir seyahatte görmüş ve çok etkilenmiştim. O yıllar Erbakan’ın Başbakan olarak Kaddafi’nin çadırını ziyaret ettiği, ülke yönetiminde İslam, laiklik ve din tartışmalarının iyice yoğunlaştığı bir dönemdi. Dönüşte izlenimlerimi Radikal gazetesinde Bin tanrılı Japonya başlıklı bir yazı dizisinde yansıtmaya çalışmıştım. Biz din ve laiklik tartışmalarıyla uğraşırken dünyanın en gelişmiş yedi ülkesinden biri olan Japonya’da yüzbinlerce, milyonlarca tanrı vardı. Herkesin kendine özel bir tanrısı olan Japonya’da insanlar manevi desteğe ihtiyaç duyduklarında daha çok doğadan seçtikleri nehir, dağ, su damlası gibi kendi küçük tanrılarına sığınıyorlardı. Onun için özel köşeler yapıyor, adaklar sunuyor ya da tapınaklara gidiyorlardı. Ama din insanların giyim kuşamıyla ilgilenmiyor, özel yaşamına şekil vermeye çalışmıyordu. Oraları görünce, bizde din ve inancı bahane ederek yapılan kavgalarla kaybolan yıllara acımıştım. Şimdi ise kahrediyorum.
Türkiye’deki Japon şirketlerinde çalıştıkları için ya da evlilik, eğitim, öğretim gibi nedenlerle gelip yerleşen yaklaşık 700 Japon vatandaşı varmış. İzmir’de ise çoğu Türklerle evli olan Japon gelinler olmak üzere 15 ile 20 Japon vatandaşı yaşıyor. İstanbul’da çok sayıda Japon şirketi bulunduğu için büyük bir bölüm oradaymış.
Türkiye ile Japonya arasındaki iş ilişkileri ise, işin doğrusu Türkiye açısından pek parlak değil. Bu zengin ülke dünyanın dört bir yanından her yıl ortalama 700 milyar dolarlık alım yapıyor. Türkiye’nin bu devasa pazarda yıllık satışı ise sadece 300 milyon dolar.
2010’un Türkiye’de Japonya Yılı’nın bir fırsat olacağı Japonya’yı yakından tanıyan Türklerin ürünlerini satmak için bu ülkenin yolunu tutacağına inanılıyor. Seramikten, tekstile, zeytinyağından, kavuna Japonya’nın kapılarının her çeşit ürüne açık olduğu belirtiliyor. Ben de Japonya’da tek bir kavunun bile 100 TL’ye satıldığını hatırlayarak, bu bilgileri yeni pazar arayanların dikkatine sunuyorum.
İzmir’de kim siesta yapar
SOYAK Holding CEO’su Emre Çamlıbel “İzmirliler bizi sevdi. Biz de İzmir’i sevdik” diyerek ikinci etabın yüzde 80’i satıldığı için üçüncü Etap Siesta konutlarının satışına altı ay erken başladıklarını söylüyor. Krize ilk giren ve en geç çıkan sektör olan inşaattaki içler acısı durumu düşünürsek hayli dikkat çekici bir gelişme.
Çamlıbel’e İzmir’de en çok kimlerin ev aldığını sorduğumda şu sıralar orta ve orta üstü kesimden talep geldiğini söyledi. Daha üst ve doğal olarak daha alttakilerden talep yokmuş. Bankaya yatırılan mevduat faizinin, hazine bonosu ve tahvil gelirlerinin yok denecek hallere geldiği şu sıralarda, insanların paralarını gayrimenkule yatırma çabaları normal. Çamlıbel İzmir’de gayrimenkul taleplerinin sadece İzmirlilerden değil Aydın, Denizli, Muğla, Manisa, Uşak gibi çevre illerden de geldiğini söylüyor.
Bir de 49 yıldır sektörde faaliyet gösterdikleri için yaklaşık 300 bin kişilik müşteri portföyleri varmış. Bunların bazıları sürekli projelerini takip eder her yeni yatırıma girerlermiş. Anlaşılan her yıl 600 bin yeni konut ihtiyacı olan Türkiye’de gayrimenkul bir kesimin vazgeçemediği yatırım aracı olmuş. Topraktan girip taksit, taksit ödeyip bitince de satıyor ya da kiraya veriyorlar.
Soyak’ın bir numaralı ismi 2010’un ikinci yarısından itibaren bu fiyatlara konut kampanyası bulunamayacağını ev alacakların elini çabuk tutmasını söylüyor. İddialı bir açıklama ama zamanın ne göstereceğini hep birlikte göreceğiz. Yine de enflasyondaki artış nedeniyle faizlerin yükselmeye başladığını göz önüne alırsak, ev almayı düşünenlerin bu uyarıları dikkate almasında yarar var.

Bir Bahar Akşamı daha / Rastlaştık Aliağa'da / Eridi Güneş Koyda / Akşam Olunca