Ege

11.10.2018 - 01:30

Bir kitabın peşinden

Yaşadığınız toprakların tarihiyle alakanız varsa, biraz da meraklıysanız, pul kadar bir fotoğraf ya da küçücük bir belge bazen altından bile daha kıymetli olur gözün&uu

Sitene Ekle

Yaşadığınız toprakların tarihiyle alakanız varsa, biraz da meraklıysanız, pul kadar bir fotoğraf ya da küçücük bir belge bazen altından bile daha kıymetli olur gözünüzde... İzmir’le ilgili altı kitabı bulunan, 1891 Bornova doğumlu Nikos Kararas’ın 1955 ve 1958 yıllarında Bornova’yı ve Bornova’nın köylerini kaleme aldığı iki adet kitap tam da böyledir işte.

Bahsedilen ama pek fazla kimsenin görmediği bu iki kitap, Bornova’nın tarihiyle ilgilenenler için adeta kutsal kâsedir.

Tam bir arşiv kurdu olan, değerli dostum Reha Korkut’un, bu iki kitaptan birinin (Bornova Köyleri) Atina’da küçük bir sahafta satışta olduğuna dair verdiği haber, maceramızın başlangıcı oldu.

Önce telefonla halledelim dedik, ama dil sorunları yüzünden kargo meselesini çözemeyince hadi dedik sevgili eşimle, “Yunanistan’a gidiyoruz”.

Benim derdim kitabı almaktı, ama bir yandan da dört günlük bir gemi tatili yapmış olacaktık.

Hani “Ay bacadan doğdu” derler ya, aynen öyle oldu. 27 Eylül günü, hiçbir eylül ayında görülmeyen kuvvette bir fırtınayla yola çıktık. Kruvaziyerimiz Gemini’ye biner binmez tanıştığımız güler yüzlü 3. kaptanımız, Çanakkaleli hemşehrim Tuğfan Şahin, tatlı diliyle tedirginliğimizi gidermişti ama Mikonos’ta karaya indiğimizde durduğumuz yerde salıncak gibi sallanıyorduk. Mikonos’tan Santorini’ye doğru hareket ettiğimizde fırtına yetmemiş gibi, ortalık Ege Denizi’ne doğru gelen kasırga haberiyle çalkalanmaya başladı. O tedirginlik ve 3600 yıl önceki büyük volkanik  patlama neticesinde oluşan, inanılmaz büyük kalderaya girerken, doğaya karşı ne kadar küçük olduğumuzu hissederek ulaştık Santorini’ye.

O sevinci anlatamam

Dimdik bir tepenin üzerindeki o bembeyaz yapılaşma hiç doğal görünmedi gözüme, sanki film seti gibiydi Santorini. Açıkçası içim ısınmadı ama milyonlar ziyaret ettiğine göre bir hikmeti vardır herhalde. Bir de hemen yanında teleferik varken, üstünde sıcaktan pelteleşmiş turistlerle günde kim bilir kaç kez 600 basamağı kan ter içinde ağlayarak tırmanmak zorunda kalan zavallı katırlar da Santorini’nin çirkin yüzü gibiydi. Belki de o yüzden ısınamadım oraya.

Neyse, Santorini’nin klasik ritüeli olan arka fonda beyaz binalarla özçekimlerimizi yaptık ve yaklaşık 10 saatlik bir yolculuğun ardından Atina’ya ulaştık.

Atina’da bekleyenlerimiz vardı.

Kısa bir panoramik turun ardından Parthenon’un çok yakınındaki Melina Mercouri heykelinin önünde, tanıdığım en neşeli ve dost canlısı çift olan sevgili Niki Tsiropoulou ve eşi Taki’yle buluştuk. Yağmur ve fırtına yüzünden göz gözü görmüyordu. Araçta biraz hasret giderdikten sonra ilk işimiz Nikos Kararas’ın Bornova kitabının peşinden koşmak oldu. Dükkânı bulup sahaf kitabı elime teslim ettiğinde yaşadığım sevinci tarif etmek mümkün değildi.

Yağmur ve fırtına yüzünden Atina sokaklarında uçuşan kırık şemsiyeleri saymak imkânsızdı o gün. Kapalı bir yere girmekten başka çare yoktu. Öyle de yaptık. Monastraki’deki Bayraktaris’e dar attık kendimizi. Yemekle birlikte İzmir ve Bornova rebetikoları eşliğinde geçen muhteşem iki saatin ardından Atinalı dostlarımıza veda edip gemimize geri döndük.

Daha Atina Limanı’ndan çıkarken koca koca dalgalar yine peşimize takıldı ama sonuç olarak 30 Eylül sabahı güvenle Çeşme Limanı’ndaydık.

Nikos Kararas’ın ‘Bornova Köyleri’ kitabı da elimdeydi artık.

 

Su bulunmadığı veya bulunupta kullanılmadığı taktirde temiz olan toprağa sürülen elerle yüzü ve dirseklere kadar kolları mesh etmeye ne denir?
©Copyright 2018 Sitemizde yayınlanan haberlerin telif hakları gazete ve haber kaynaklarına aittir, haberleri kopyalamayınız.