Çocuk yetiştirmek, ekip işi. Ekibiniz ne kadar kalabalık olursa, o kadar rahat edersiniz. Ben ilk oğlumla ailemize Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Sinan Mahir Kayıran’ı katmıştım. Çocuk doktoru seçerken, görüşlerinizin uyuşması çok önemli ama bir de sizi hekimliğiyle doğru yönlendiren birine ihtiyaç duyuyorsunuz çünkü anneliğin en zor dönemleri; çocukların sağlık problemleriyle boğuştuğunuz anları oluyor. Benim Sinan Bey’in (birçok özelliği dışında) sevdiğim-güvendiğim tutumu ‘gerektiği kadar müdahalesi’. Çocuğu uzaktan takip edebileceğini düşünse, hastaneye bile çağırmaz. Semptomlardan şüphelendiği bir durum olursa da hemen görmek ister. İlaç gerekmediği sürece, önce vücudun direnç göstermesini bekler, ilaç gereken durumda ise daha kötü bir sonuçla karşılaşmamak için derhal ilaca başlar. Bu yüzden fikirlerine güvenir ve önemserim. Geçen haftaki yazımda enfeksiyon hastalıkları profesörü bakış açısıyla ‘‘Neden aşı yaptırmalıyız?’’ sorusuna cevap bulduk, bu sefer de çocuk doktoru görüşüne danışalım istedim. Sinan Bey’in sorumlarıma verdiği cevaplar için buyurun...

Aşı toplum için neden gereklidir?
‘‘İnsanlık; avcı-toplayıcı-tarım dönemlerinden, bilim çağına ulaşmıştır. Bilimin ışığında ilerleyen toplumlar, yaptığı buluşlarla diğerlerine göre daha çok gelişmiş ve başarılı bir yaşam seviyesini yakalamıştır. Aşı, insanlığın sağlık alanında yaptığı en önemli buluştur. Mikrobik enfeksiyon hastalıklarından ve de kanserden korunmak amacıyla geliştirilen çok sayıda aşı sayesinde, sağlığımızı tehdit eden birçok hastalık dünyadan silinmiş (örneğin çiçek hastalığı 1977) ya da çok az görülür hale gelmiştir.

Aşıların tüm teknolojik gelişmelere rağmen uygulandığı herkesi hastalıktan koruyamayacağı, bağışıklık sistemini uyarmak için aşının içine ölü veya zayıflatılmış mikroorganizma konulduğu ve kişinin bağışıklık sistemi ile ilgili nedenlerden hiçbir aşının %100 etkili olamadığı bilinmektedir. Ancak aşılananların ortalama %90-95’i korunurken, %10-15’inde aşıya rağmen hastalık gelişebilmektedir. Şüphesiz ki; bu oran çok yüksek bir koruma anlamına gelir.  

Bunun yanında aşıların toplumun büyük çoğunluğunun hastalıktan korunuyor olması, hastalığın yayılmasını engelleyerek aşılanamayan veya aşılandığı halde bağışıklık yanıtı oluşmayanların da hastalıktan korunmasını sağlar. Buna da ‘toplumsal bağışıklık’ diyebiliriz. Dolayısıyla aşı hem aşılanan kişiyi, hem de toplumu korumaktadır. Yani siz çocuğunuzu aşılatmadığınızda diğer çocukları da risk altında bırakıyorsunuz.’’

Toplumda kimler aşıyı desteklemiyor?
‘‘Aşıların herhangi bir yararı olmadığını, hatta zarar verdiğini iddia eden, farklı gerekçeler öne sürerek aşılar konusunda toplumda kafa karışıklığı oluşmasına neden olan kişilere ‘aşı karşıtı’ diyoruz. Aşı karşıtlığı ne yazık ki son zamanlarda daha çok taraftar bulmaktadır. Modernleşmeye-bilimsel ilerlemeye karşı olan kesimler haricinde, post-modern akımların etkisinde kalan, eğitimli-şehirli-çağdaş yaşam süren ve sosyokültürel gelişmeleri destekleyen toplum kesimlerinde de aşılanma konusunda soru işaretleri oluşmaktadır. Özellikle sosyal medya sayesinde aşı karşıtları, daha geniş kitlelere ulaşarak, iddialarını dile getirme ve taraftarlarını artırma şansı yakalamışlardır. Düşünen-sorgulayan-araştıran insan yerine, sorgulamadan inanan toplum, bilimsel düşünceden uzaklaşıp, metafizik ve akıl dışı düşüncelerin etkisine giriyor ve aşı karşıtlığının yayılmasını kolaylaştırıyor. Ne gariptir ki; buna çanak tutan bir hekim grubu da kongreler, bilimsel gerçekler yerine hurafelerle ateşe körükle gitmektedirler. Kanıta dayalı değil de, herkesin kendi tıbbını oluşturduğu bir yaklaşım mevcuttur. Bu bağlamda söylemeliyim ki, artık hastalar da okuyan araştıran, kongreleri ve bilimsel gerçekleri takip eden hekimleri değil, kendi gibi düşünen ya da duymak istediklerini söyleyen hekimlere yönelmektedirler.’’

Toplum olarak aşılanmadan neden korkuyoruz?
‘‘Aşı karşıtlığının etkisini azaltabilmek, iddiaları çürütebilmek, toplumu koruyabilmek ancak bilimle mümkündür. En önemli iddialardan birisi, ‘hastalığı geçirmenin daha iyi olduğu’ görüşüdür. Hastalıklar dünyadaki göçmen krizi (ülkemizdeki 5 milyon Suriyeli gibi) sayesinde kol gezmektedir. O zaman hasta olalım ama sonuçlarına da katlanalım mı? Çok gariptir ki; bu iddiaya sahip kişilere sorduğumuzda, o hastalıkları geçirmenin ağır bedelleri olabileceğinden dahi haberleri olmadığını görüyoruz.’’

Peki neden aşılanmalıyız?
‘‘Örneğin çocuk felci olduğunuzda sakat kalıyorsunuz, tedavisi yok. Kendim karşılaştığım bir iki vakayı da örnek vermek istiyorum... Zatürre geçiren ve akciğerinin yarısı kapanan, haftalarca yoğun bakımda izlediğimiz bir hastamızın zatürre aşısı dahil olmak üzere aşılarının çoğunun yapılmadığını, benzer şekilde boğmaca aşısı yapılmayan bir hastamızın ağır öksürük krizleri içinde nerdeyse zatürre ve ensefalopati dediğimiz beyinde sorunlar gelişmesi ile yüz yüze kaldığını gördüm. Böyle bir durumda, bu hastanın aile bireyleri hemen aşılanma gibi bir çaba içine girmişlerdi. Hani hastalık geçirmek daha doğaldı? Böyle bağışıklık daha iyiydi?

Benzer şekilde, kızamık sonrası beyin iltihaplanması, zatürre ve özellikle hamilelikte geçirilen kızamıkçık sonrası doğumsal anomaliler vb. birçok geri dönüşü olmayan bedeller ödetebilmektedir. Ne için? Bilimsel olarak ispat edilmiş, faydası onaylanmış, tecrübe edilmiş aşılar yerine, hiçbir şekilde fikirden öteye gitmeyen, insanların gerçek dışı iddiaları nedeniyle.

Ayrıca aşıların sıklıkla otizmle ilişkilendirilmesi sorunu var. Benim 24 yıllık hekimlik tecrübemde, aşıdan sonra otizm olan hiçbir çocuk görmedim. Dahası gören bilimsel bir yayın-makale de okumadım.’’

Aşı doğallığa müdahale olarak düşünülebilir mi?
‘‘Evet, ‘ben doğalım, organikçiyim’ görüşleri ileri sürenler var. İyi de biz, ‘aşı yaptıralım’ deyince şimdi ‘yapay’ mı oluyoruz? Konu bu noktaya gelmişken, hemen açıklamak isterim ki; aşı karşıtlığının ne alternatif tıp (artık tamamlayıcı tıp diyoruz), ne de organik ya da doğallıkla ilgisi var. Bu insanlar kimyasal maddelerden uzak durmak istiyorlarsa, öncelikle cep telefonundan tutun, kozmetik ürünlere kadar günlük yaşam pratiğinde kullandıkları birçok maddeyi yaşamlarından çıkarmayı denemelidirler. Ben hekim olarak, modern ve tamamlayıcı tıbbın bir bütün görülmesi ve insan sağlığı için kullanılması gerektiğini düşünüyorum.’’

Aynı anda birden çok aşı uygulaması zararlı mı?
‘‘Aşılama ile immün sisteme (bağışıklık sistemine) kontrollü bir antijenik uyarım gönderilmektedir. Bilimsel araştırmalar,  aynı anda vücuda farklı aşılar yapmanın bağışıklık sistemine zararlı  bir etkiye neden olmadığını, olası bir yan etkinin de artmadığını göstermektedir. Bu nedenle çok uzun yıllardır bebeklere aynı anda çoklu aşılar uygulanmaktadır.’’

Anne sütü çok mucizevi bir şey. Aşı yerine geçebilir mi?
‘‘Biz hekimler, anne sütünün içeriğindeki birçok antikor nedeniyle, anne sütünün bebeğin ilk aşısı olduğunu kabul eder ve iki yaşına kadar anne sütünün verilmesini  teşvik ederiz. Ancak bu, ‘‘anne sütü tüm enfeksiyonlardan korur’’ düşüncesini getirmemeli çünkü anne sütü kesinlikle tam koruma sağlayamayacağı gibi hastalıklar anne sütü bittikten, etkisini yitirdikten yani iki yaşından sonra da görülebilir. Aşılar ise tekrarlanarak ömür boyu etkisini sürdürür.’’

Aşılar gerçekten güvenli mi?
‘‘Aşıların güvenli olmadığı da ayrı bir yalandır. Avrupa’da bu aşıların üretiminin yapıldığı merkezde bulunmuş bir hekim olarak söyleyebilirim ki, lisanslı onay almış bir aşı  yıllarca süren titiz araştırma ve geliştirmelerin bir ürünüdür. Piyasaya sürülen aşı, yıllarca izlenir, düzenli olarak kontrolleri yapılır. Çoğu aşının yan etikleri aşı yerinde hafif ağrı, ateş, huzursuzluk  gibi geçici önemsiz reaksiyonlardır. Çok nadir yan etkiler olabilir. Milyonda bir diyebileceğimiz anaflaksi gibi alerjik reaksiyonlardır. Ancak aşının faydaları yanında rahatlıkla ihmal edilebilir.’’

Bundan sonra aşı konusu tartışılmaya devam edecek...
‘‘Bilimsel platformda aşılarla ilgili tartışılacak çok konu var. Ama bu tartışma aşıların gerekli olup-olmadığı değil; daha az yan etkisi olan, çok daha etkili ve daha ucuz aşıların (daha çok kişiye ulaşılabilirliğini hedefleyerek) nasıl geliştirilebileceğine ve aşılanma oranlarının nasıl artırılabileceğine ilişkindir. Kurtuluş Savaşı’nda, işgal altındaki İstanbul’da aşı üreten ve hatta ihraç eden bir ülke konumundan,  aşı ithal eden, dışa bağımlı bir toplum haline gelmemiz üzücüdür. İvedilikle aşı üretir hale gelmemiz gerekmektedir.

Aşıların, çağımızın üretim modelinde  kendini ispat etmiş  kuruluşlar tarafından üretilmesi, satılması ve kullanılması da aşılara karşı olmak için bir gerekçe olmamalıdır. Yapılması gereken; insanların aşı olmaması için değil, tam tersine aşıların tüm dünyada aynı miktarda ve kolaylıkla temin edilmesi, her gelir grubuna ücretsiz şekilde yapılması için mücadele edilmesidir çünkü komşunuzun çocuğu aşılı değilse, siz ve çocuğunuz aşılı bile olsanız risk altındasınız demektir.’’

Konuyu toparlamak gerekirse, eklemek istediğiniz bir şey var mı?
‘‘Sonuç olarak; çocuklarınıza aşı yaptırınız, hatta kendiniz de aşılarınızı olunuz. Aşı bir tedavi değildir. Atalarımızın zamanında bu ülkede yaptığı, ürettiği ve hatta ihraç ettiği koruyucu hekimlik hizmetidir. Kişisel görüşüm; aşı yaptırmamak, günümüzde en önemli çocuk istismarı ve ihmalidir. Aşılar hepimiz için.’’

Birçok doktorun ısrarla aşı yaptırılmasını söylemelerinin sebebi, aşı yaptırılmama durumunda karşılaştıkları, ciddi, çoğu zaman geriye dönüşü olmayan hastalık komplikasyonları. Yirmi dört yıl, bir fiil hastanelerde, sayısız çocuk ve vaka görmüş bir çocuk hekiminin aşı hakkındaki görüşleri böyle. Neden çocuklarıma aşı yaptırdığımı ve aşının toplum sağlığı için ne kadar gerekli olduğu konusuna geçen hafta ve bu haftaki yazılarımla açıklık getirmiş olduğumu düşünüyorum. Aşıyla kalın, sevgili ebeveynler.

https://www.instagram.com/bebekolduannedogdu/

https://www.facebook.com/bebekolduannedogdu/