SELANİK'TE ÖZNESİNİ ŞAŞIRAN ANIT! Bu fotoğraflar ve aynı ölçüde iç burkucu benzerleri, 1921 yılında, Osmanlı Hükümeti'nin Dahiliye Nezareti'nce "AtrocitÈs grecques en Turquie" adıyla, Fransızca olarak İstanbul'da yayımlanmış bir kitapta yer almış. Ben 2006 Haziranı'nda "Türkiye'de Yunan Vahşeti" adıyla yayımlanan Türkçe çevirisinde gördüm. Bir çıplak erkek bedeni, kolları kavuşturulmuş, göğsünün üstünde bir kopuk parmak, boynun başladığı yere, bedene göre dikey biçimde yerleştirilmiş bir baş, bıyıklı, gözleri açık: 1921 yılından kalma bir fotoğraf, parmağı doğranıp başı kesilmiş çoban Süleyman'ın başı. Bir çocuk yüzü, kız mı, erkek mi, anlaşılmıyor, ağzının sağ yanı kapkara bir boşluk, azıcık saçı kalmış, gerisi yanmış gibi, bu da aynı yıldan kalma bir fotoğraf, Paslı oğlu Mehmet'in Yunan askerlerince ırzına geçildikten sonra ağzında bomba patlatılan on üç yaşındaki kızı Hayriye. Biliyorum, şimdi birçok Batıcıl aydınımız, "Hadi canım, olur mu böyle şey? Uygar Yunan askerleri böyle şeyler yapar mı hiç? Hadi, yaptılar diyelim, İstanbul'un İngiliz, Fransız, İtalyan işgali altında bulunduğu bir dönemde Osmanlı hükümeti böyle fotoğraflar içeren bir kitabı nasıl yayımlar? Tarihiyle yüzleşmek istemeyenlerin çirkin bir oyunu olmalı bu!" diyebilir. Ama, hemen belirteyim, bu kitap varlığını öncelikle İtilaf Devletleri'nin işgal güçlerine borçlu. Yalnızca birtakım fotoğraflarla altyazılarından değil, Orhangazi, Gemlik, Yalova, Beykoz, Şile, Kandıra, Ezine, Bayramiç, Biga, Çanakkale, Bandırma, Erdek, Çatalca, Gelibolu bölgelerinde Yunan ordusunun askerleri ve onlarla iş birliği yapan Rum çetelerin silahsız Türkler'e karşı giriştiği insanlık dışı eylemleri incelemek üzere İngiliz, Fransız, İtalyan güçleri ve Kızılhaç'ın kurduğu soruşturma kurulunun yazanaklarından ve bu kurula sunulan belgelerden oluşmuş. Tüm belgeler, tüm yazanaklar da bölge bölge, köy köy, birey birey, savunmasız halkın nasıl çiğnendiğine ve nasıl yok edilmeye çalışıldığına tanıklık etmekte. Köylerin durumu çizelgelerle belirtiliyor yazanaklarda: "Koca Dere-i Zir, hane 130, nüfus 500, köy tümüyle yakılmış, mallarına, hayvanlarına el konulmuş, halkı katledilmiş". Kişilerin kimlikleri, yaşları, nerede ve nasıl öldürüldükleri de belirtiliyor: "Ali oğlu İbrahim, yaşı 15, Gemlik yolu, kurşun ve süngü". Dizelgeler böyle uzayıp gidiyor. Yalnızca öldürme de söz konusu değil: Yunan askerleri, subaylarının komutasında, eylemlerini üç boyutlu olarak sürdürüyor: Genç, yaşlı, kadın, erkek ayrımı yapmadan ırza geçme, bir; para, mal, hayvan, buldukları her şeyi yağmalama, iki; toplu ya da tek tek ve olabildiğince çok insan öldürme, üç. Ölümlerin çizelgesi İşin ilginç yanı, tüm bu insanlık dışı olayları incelemekle görevlendirilen İngiliz, Fransız ve İtalyan subaylar, Yunan işgalinin "daha başlangıçta bir fetih ve haçlı seferi görünümünü aldığını" yazıyor, altına da imzalarını basıyorlar: Bristol, Bunoust, Hare, Dall'Orlo. Kızılhaç delegesi Maurice Gehri'yse, kurumuna da sunduğu yazanakta, daha nice çarpıcı gözlem yanında, şunları yazıyor: "Komisyon şu sonuçlara vardı: Yunan işgal güçleri iki aydan beri yarımadadaki Müslüman halkı bütünüyle yok etme çabasına girişmişti. Yapılan gözlemler köylerin yakılıp yıkılması, katliamlar, halkın içine düştüğü dehşet, bu konuda hiçbir kuşkuya yer bırakmıyor. Kendi gözlerimizle gördüğümüz ya da izlerine rastladığımız vahşilikler silahlı sivillerden oluşan çetelerin ve düzenli ordu birliklerinin işiydi. Komuta merkezinin bu acı olaylara engel olmak istediğine ilişkin bir bilgiye ulaşamadık." Maurice Gehri İznik başpiskopozu Visilios'un kendisine söylediği bir sözü de aktarıyor yazanağında: "Ben ki asker değil, din görevlisiyim, bana göre, bir teki bile bırakılmadan bütün Türkler yok edilmelidir". Yakın bir geçmişte Selanik'e dikilen soykırım anıtının öznesini şaşırdığı anlaşılıyor, tıpkı ötekiler gibi. Haçlı seferi gibi