Cumartesi

15.09.2018 - 01:30

Bir yangın, bir konuk ve bir kitap

Sitene Ekle
Kamçatka  |  Samed Karagöz samedkaragoz@gmail.com Tüm Yazıları »

Topkapı Sarayı’nda yangına karşı ne önlemler alınıyor, sanatla yarar üretme pratiği ve Adorno’nun Türkçeye özel bir derlemesi.

Geçtiğimiz günlerde Brezilya Milli Müzesi’nde çıkan yangın bütün dünyada son dakika olarak duyuruldu. Yıkılma tehlikesinden dolayı hâlâ içine girilemeyen ve bu yüzden de kesin bir rakama ulaşılamasa da yaklaşık 20 milyon eserin yok olduğu yangın bütün dünyaya ve tabii ki bize de bazı önlemleri hatırlatması açısından son derece önemli. Biz söz konusu olduğumuz zaman akla hemen Topkapı Sarayı geliyor. İlk inşasından itibaren çeşitli düzenlemeler geçiren saray bugünlerde, inşa edildiğinden beri en büyük bütçe harcanarak restore ediliyor. Özellikle yangın gibi bir afete karşı planların da yapıldığını ve bu bütçe içinde pay aldığını ümit ediyorum. 

Banu Cennetoğlu SALT’ta

“Metro panosundaki bir sayfayı okudum; ölümler benzeşiyor. Günlük görsel silsilede kanıksanan bir lekeyle, bir trajediden ziyade bir listeyle mi yüzleşiyorum? Okumam bittiğinde ‘Hayat devam ediyor’ mu diyeceğim? İstasyondan çıkar çıkmaz unutacak mıyım tüm bunları? Yarınımı etkileyecek mi ya da? Neler yapabilirim? Bu muazzam çatlak ‘Liste’ye de yansıyor. ‘Bunu ancak bir sanatçı yapabilirdi’ veya ‘Ancak bir sanatçı tarafından yapılabilirdi’ deyip seyirlik atfıyla huzura erebilir miyim?” Bu sözler Vasıf Kortun’un geçtiğimiz aylarda yayımlanan, bu köşede de bahsettiğim “20” isimli kitabından. Bahsettiği ise Banu Cennetoğlu’nun “The List- Liste” isimli eseri. Cennetoğlu yakın zamanda The Guardian gazetesi tarafından ek olarak verilen ve Liverpool Bienali’nde yer alan eserinde 1993 yılından itibaren bir şekilde ülkelerinden kaçıp Avrupa’ya gitmeye çalışırken hayatını kaybeden göçmenlerin isimlerini bir arada sunuyor. Dile kolay tam 34 bin 361 ölüm. Salt Galata, üçüncü katında yer alan Yararlı Sanatlar Ofisi’nde Banu Cennetoğlu’nu ağırlayacak. 19 Eylül saat 19.00’da gerçekleşecek konuşmada Cennetoğlu 11 yıldır yürüttüğü bu çalışmadan hareketle tasnif, telafi, temellük ve taviz kavramları etrafında sanatı kullanarak yarar üretme pratiğini tartışmaya açacak. Sadece sanatseverlerin değil, sosyal bilimler alanında çalışanların da kaçırmaması gereken bir söyleşi.

Adorno’dan ‘Müzik Yazıları’

Bir medeniyetin zirve noktası bence müziktir. Örneğin Osmanlı’yı ele alırsak Itri, Mimar Sinan’dan yaklaşık 150 yıl sonra dünyaya gelmiş ve sanatın zirvesine yerleşmiştir. Diğer tüm sanatlar kemale erdikten sonra hatta bazen kendini tekrara düşmeye başladığında, müzik ve musiki kendini gösterebilmiştir. Bu yüzden müzik her daim bir toplumu anlamanın en doğru yollarından birisidir. 20. yüzyılın en önemli düşünürlerinden Adorno’nun “Müzik Yazıları” başlığını taşıyan kitabını bu yaklaşımla okudum. Yapı Kredi Yayınları tarafından Borusan Müzik iş birliğiyle neşredilen kitapta Adorno, annesi ve teyzesi müzisyen olduğu için küçük yaştan itibaren ilgilendiği müziğe yeni bir bakış açısı getiriyor. Nazi zulmünden kaçıp Amerika’ya yerleşen Adorno’nun toplam 12 makalesi yer alıyor. “Müzik Fetiş Niteliği ve Müzik Dinlemedeki Gerileme Üzerine”, “Müziğin Toplumsal Durumu Üzerine”, “Yabancılaşmış Başyapıt” ve “Günümüzde Felsefe ile Müziğin İlişkisi Üzerine” başlıklı makaleler bence son derece önemli. Kitabın çevirisinde ise daha önce Adorno’nun “Negatif Diyalektik” [2016] ve “Rüya Kayıtları” [2016] isimli kitaplarını da çeviren, ayrıca mevsimlik düşünce dergisi Cogito’nun Adorno özel sayısının editörlüğünü de yapan Şeyda Öztürk’ün imzası var. Ayrıca bu kitabın diğer dillerde olmadığını Şeyda Öztürk tarafından derlendiğini de belirtmekte fayda var.

©Copyright 2018 Sitemizde yayınlanan haberlerin telif hakları gazete ve haber kaynaklarına aittir, haberleri kopyalamayınız.