İran önceki gün elindeki düşük düzeyde zenginleştirilmiş uranyumu, yüzde 20 seviyesinde zenginleştirmeye başladı...
İran’ı nükleer silaha biraz daha yaklaştıracak bu gelişme karşısında Batılı güçler, sonuç alınamadığı idrak edilen müzakere düzeninden çıkıp, “ağırlaştırılmış yaptırım” düzenine geçmek için yoğun hazırlıklar içine giriyorlar...
Krizin bu yeni aşamasında, BM Güvenlik Konseyi’nin üç Batılı daimi üyesi (ABD, Birleşik Krallık, Fransa) ile Almanya, diğer iki daimi üye olan Rusya ve Çin’i, İran’a ağırlaştırılmış yaptırımlar uygulanması için ikna etmeyi deneyecekler. Bu konuda egzersizler zaten uzun süredir devam ediyor.
Kritik bir eşik aşılmak üzere...
Ancak bu eşikte de sonuç alınamaması, büyük ihtimaldir.
Yine de, oyun planının meşruiyete atfettiği önem çerçevesinde, tıpkı müzakere seçeneği gibi, onu izleyen yaptırım seçeneği de ciddiyet ve kararlılık içinde “tüketilmek” zorunda.
Rusya veya Çin ikna edilmezse, BM’den yeterince ağır bir ambargo kararı çıkmayabilir mesela... Dolayısıyla etkili olmaz. Nitekim gerçekçi tahminler bu yönde.
Veya zayıf ihtimal olsa da ağırlaştırılmış yaptırım kararı çıkar ama İran pes etmeyebilir...
Her iki durumda da sonuç, uluslararası güvenlik mimarisini muhafaza etmek isteyen büyük güçler açısından kabul edilemez olacaktır.
Konu sadece nükleer bir İran’ın çevresi için oluşturacağı siyasi/askeri tehditle sınırlı kalmıyor.İran’ın nükleerleşmesi kadar korkulan, bunun bölgede bir nükleer silahlanma yarışını tetikleyecek olması... İran’ı başka ülkeler izleyecek. Bu kaçınılmaz görülüyor.
Diğer taraftan, İran’ın nükleer silahla elde edeceği muazzam siyasi güç ve nüfuzun, Amerikan nükleer şemsiyesi ile dengelenebileceğini söyleyenlere ancak saflar inanır. Bu sözde çözüm sadece ABD’nin bölgedeki çıkarlarına hizmet eder. Dolayısıyla, bölgedeki başat aktörlerin “Amerikan nükleer şemsiyesi”nin altına girerek marjinalleşmeyi sineye çekmesi, düşük bir ihtimaldir.
Ortadoğu’da bir nükleer silahlanma yarışı, küresel nükleer düzenin, yani 184 ülke tarafından imzalanmış “Nükleer Silahların Yayılmasını Önleme Antlaşması”nın (NPT) çökmesi demek...
ABD’nin bir numaralı ulusal güvenlik gurusu Brent Scowcroft’un, Mart 2009’da ABD Senatosu Dış İlişkiler Komitesi’nde söylediklerine bakın, Atlantik ötesindeki tehdit algısını anlarsınız:
“Bir nükleer yayılma patlamasının eşiğinde bulunuyoruz. İran (nükleerleşme konusunda) şimdi örnek alınan ülke durumunda... Eğer İran’ın daha fazla ileri gitmesine izin verilirse, meşru müdafaa adına ya da başka gerekçelerle, bu bölgede yarım düzine, dünyada da 20 ya da 30 kadar ülke, ne olur ne olmaz diyerek aynı yoldan gidebilir.”
Scowcroft’un sözlerini, Foreign Affairs’in son sayısındaki “Nükleer Düzensizlik” (Nuclear Disorder) başlıklı makalesinde aktaran Graham Allison, Suudi Arabistan, Mısır ve Türkiye’nin İran’ın peşinden gidebileceğini söylerken, ülkemiz hakkında da şu haklı öngörüde bulunuyor:
“Bir Türk atom bombası Türkiye’nin NATO’daki rolünü tehlikeye düşürmekle kalmaz, ülkenin AB’ye girmek hususunda ne şansı varsa onu da ortadan kaldırır.”
Nükleer silahların yayılması, bunların “devlet olmayan aktörler”in eline geçmesi ihtimalini de artıracaktır hiç kuşkusuz.
Sonuç olarak, yaptırımlarla da sonuç alınamadığı takdirde İran’ın nükleer tesislerine yönelik bir askeri müdahale, yani savaş, İran’ın nükleerleşmesinin sineye çekilmesinden daha büyük bir ihtimaldir.
Hesapları ortada: İran’la savaş, bölgesel ve nispeten kısa süreli bir kaosa neden olacak; nükleer bir İran ise küresel bir kaosa ve uzun süreli bir belirsizliğe...
Kaoslar arasında tercih yapmaya zorlananlar küçüğünü tercih edeceklerdir.
Bul

Mısır devlet başkanlığı seçimlerinin birinci turu