Milliyet Tatil

15.01.2018 - 08:18 | Son Güncelleme: 15.01.2018-8:37

"Bu işin basitliğini anlatan kimse yok"

Fatih Koparan her sene, yılın altı ayı boyunca dünyanın farklı bölgelerini fotoğraf makinesiyle birlikte keşfe çıkıyor. Seyahat etmenin zor bir şey olmadığını savunan Fatih Koparan şu ana kadar çöllerden buzullara kadar pek çok yeri gördü. Biz de seyahat deneyimlerinden faydalanmak için Fatih Koparan ile bir söyleşi gerçekleştirdik.

Sitene Ekle

İhsan Dindar - Milliyet Tatil

Fatih istersen söyleşimizi seni biraz tanıyarak başlayalım. Kimdir Fatih Koparan? Gezmen dışında da yaptığın bir şeyler var mı?
Devamlı geziyorum aslında. Gezmek dışında bir şey yapmıyorum. Aslında Marmaris’te turizmle uğraşıyorum.  Kuyumcu dükkanım var. Kuyumcu dükkanım %98 dolayında yabancı turistlere satış yapıyor. Geneli Britanyalı, Kuzey İrlandalı, İrlandalı ya da Norveç ve Danimarkalı, çok az Rus, Alman ve Hollandalı oluyor. Genelde İskandinav ve Britanya bölgesine satış yapıyoruz. 6 ay boyunca dükkanım açık. 1 Mayıs’ta açılıyor, 1 Kasım’da kapanıyor. Bu süre zarfında günde 15 saat, Cumartesi Pazar tatili olmadan çalışıyorum. Şu an biraz daha rahatladığım için daha fazla gezebiliyorum.


Peki gelen turistler seni dünyayı gezmene yönlendiren bir etken oldu mu?
Evet, oldu. Çünkü zaten 18 yaşında üniversiteden Marmaris’e çalışmaya gittim. Babadan gelen bir meslek değildi, Marmarisli de değildim. Bir şey bilmeden oraya gittim. Kuyumcu müşterileri genelde 40 yaş üzeri oluyor. Bir de şöyle bir adet var. Genç bir çocuk olduğun için hemen bir samimiyet kuruluyor, seviliyorsun orada.  Bir kez gelen turist bir daha gelir. Çünkü Avrupalı turistte şöyle bir düşünce var, macera turizmi yine yapıyorlar. Afrika’ya ve benzeri yerlere gidiyorlar. Ama Avrupa içinde de bir kasabayı kafa dinlemek için seçiyorlar. Marmaris’i de böyle seçen binlerce insan var. 
20 yıldır oradayım, senede üç dört kez gelenler oluyor. Bir süre sonra onlarla arkadaş gibi oluyorsun zaten. O kadar çok sohbet ediyorsun ki bir öğretmen oluyorlar sana. Anne baba gibi oluyorlar bir yerden sonra. İkinci Dünya Savaşı’nı gören müşterilerim vardı. Onları öğrenebiliyordum. Dillerini de konuşmaya başlıyorsun bir süre sonra. Bu noktada bu insanların bu gençlerin dünyayı nasıl bu kadar çok gezebildiklerini merak edip sormaya başladım. Türkiye’de o kadar da çok kaynak yoktu o dönemde. Zaten sosyal medya da yoktu o zaman. 


“Bu işin basitliğini anlatan kimse yok”

İlk seyahatine ne zaman çıktın hatırlıyor musun?
İlk Norveç’e gittim üç ay. Orada çocuk baktım ve dil öğrendim. Çocuklardan öğrendiğim için de bayağı hızlı bir şekilde oldu. Bir yıl sonra da İngiltere’ye gittim. 15 gün orada kaldım. İskoçya’ya geçtim arabayla. Çok da cesaretim yoktu. O kadar gezen de yoktu zaten. Nadiren Türkiye’den birileri dünyayı geziyordu. Onlar da örneğin Vietnam’a gittiyse büyük maceraperest olarak görülüyordu bizim gözümüzde. Bu biraz da o dönem medyayı kullananların suçu. Bu işin basitliğini hiçbir zaman anlatmadılar. Şu anda da aslında biraz öyle. Şu anda da çok matah bir şey yapıyorlarmış gibi anlatıyor. Bu işin basitliğini anlatan kimse yok. Çünkü bu işin basitliğini anlatırsa büyü bozulacak diye korkuyorlar. Bu işten de maddi çıkar elde ediyorlar. Ben, bu işin ucuz ve sanıldığı kadar zor olmadığını twitter ve blogumda devamlı larak anlatmaya çalışıyorum. Çünkü bu, ufku açan bir şey. Gençlerin gezmesi gerekiyor. 

 

“İlla Guatemala’ya gitmenize gerek yok”
Sen, sanırım biraz da bunu savunuyorsun. Gezmek için zengin olmaya gerek yok mu diyorsun?
Tabii, tabii. İlla zengin olmaya gerek yok. Benim gittiğim gibi illa Guatemala’ya gitmeye de gerek yok. 20 yaşında ben de gidemiyordum Guatemala’ya. 27 yaşımda da gidemiyordum. Çünkü yol parası pahalı. Arjantin’e, Şili’ye gitmenize gerek yok. Gürcistan buradan bir otobüs mesafesinde. Vize de istemiyor ve Gürcistan’a girdiğin an birçok şey ucuzluyor. Fiyatlar da ucuzluyor. Örneğin Gürcistan’da benim için en az Arjantin kadar ilginç bir ülke. Bulgaristan’a gidebilirsin, İran’a gidebilirsin. 

 

O halde şunu sormak istiyorum senin “ilginçlik” tanımın ne? Seni ne cezbeden ne oluyor bir ülkede?
Çok turistik ülkeleri sevmiyorum. Çünkü artık boğuluyorsun. Müzelerde önünde bekleyen bin kişi var. Devamlı bir şekilde öz çekim yapan turistler, önünü kesiyor. Dolayısıyla orada yaşayan insanların da garsonların da satıcıların da bir doğallığı kalmıyor. Tayland ile Filipinler örneği vereyim. Tayland sahillerindeki bir bambu barda bir sipariş verdiğinde garson resmen önüne atıyor. Ama Filipinler çok turistik olmadığı için garson yanına gelip seninle sohbet ediyor. Sen de zaten o an yüzündeki o gülüşün gerçek olduğunu anlıyorsun. Diğerinde gülmüyor bile adam. Çünkü sen artık o bara oturmuş bir milyonuncu turistsin.  Bu yüzden ben insanlarla sohbet edebileceğim, gerçek yemeklerini tadabileceğim yerler arıyorum. Çünkü Marmaris’teki Türk yemekleri bile yabancıların damak tadına göre yapılıyor. Bu Tayland’ta böyle. 

 


Çıktığın bunca seyahatte yolculuğun sırasında keşke buraya gelmeseydim demene neden olacak kadar bir tehlike veya pişmanlık yaşadın mı? 
Olmadı. Çünkü çok acayip bir şey bu. Çok kötü şeyler yaşadım ama o “keşke” durumu hiç yok. Kolombiya’da üç tane çok kötü olay yaşadım. Bir tanesinde fotoğraf makinemi almak için bıçakla saldırdılar. Bir keresinde silahlı bir çete beni takip etti, adamın biri sayesinde kurtuldum. Son olarak da hiç olmayacak bir yerde gıda zehirlenmesi geçirdim. Havalimanında geçirdim. Kolombiya’nın kuzeyindeki kabileleri görmeye gitmiştim. Cali şehrine uçak yolculuğu yapacaktım. Bir de ben, genellikle uçak biletlerimi ucuza mal olsun diye hep son dakika alan biriyim. Öncesinde iyi bir yemek yiyeyim diye Yunan restoranına oturdum. Yediğim makarnanın içindeki midye yüzünden zehirlendim. Sonrasında tam uçağa binecekken kendimden geçmişim. O esnada Cali’de sel oldu. Birçok insan hayatını kaybetti. Bense o esnada hostel odasında hiçbir şey yiyemez bir halde kıvranıyorum. Sokağa indiğimde yemek bulamıyordum.


Hazır konu yemekken sormak istiyorum. Yemek seçen biri misin? Yoksa ne bulsan yer misin? 
Yok, her şeyi yerim. Ama bazı ülkelerde yemekler gerçekten çok kötü. Ama takmıyorum.  Sonuçta yemek yemek için seyahat etmiyorum.


Ama mutfağı konusunda mutlaka isyan etme noktasına geldiğin bir ülke olmuştur?
Oldu. Filipinler çok kötü. Çok yağlı. Ada ülkelerinde olmuyor. Küba berbattı. Portakalı satın aldığım adam, sıkmasını rica ettiğimde beni tersliyor, sıkmam diyor. Sıksa da maaşı 25 avro, sıkmasa da. Zaten ülkede üretim yok. Tropikal ülke olduğu için tropik meyve yiyeyim diyorsun ama pazara gittiğinde yok. 

 

Bu kadar çok seyahat etmiş biri olarak henüz gitmediğin bir kıta kaldı mı?
Avustralya kaldı. Ona da çok yaklaştım aslında. Endonezya’nın Avustralya’ya yakın adalarına kadar gitmiştim. Bir de Antartika’ya gitmedim. 

 

 

Antartika’ya gitmedin ama kuzeye çok gittin. Kuzey Işıklarını gördün. Bize biraz o deneyiminden bahseder misin?
Norveç’e gittim. Müşterilerim vardı orada. Turla gitmedin zaten. Bugüne kadar hiçbir yere turla seyahat etmedim. Ancak bazen gittiğim yerde turlara dahil oluyorum. Örneğin Güney Afrika’da safariye gitmek için mecburen tura katılmak zorundasınız. Onun dışında bir yere turla gitmek genellikle daha pahalıya mal oluyor bana. Ben çok daha ucuza seyahat ediyorum. Onun yerine de o parayla güzel yemek yiyorum. 

 

Laf konaklamaya gelmişken seyahatlerinde genelde nerelerde konaklamayı tercih ediyorsun?
Hostel. Genelde hostelde kalıyorum. Ama otelde de kaldığım oluyor. Yılın altı ayı boyunca seyahat ediyorum. Son Orta Amerika seyahatimde hostelde kaldım mesela. Çok rahattı. Ama her ülkede de hostel bulunmuyor. Mesela Afrika’da yok. Güney Afrika Cumhuriyeti daha gelişmiş olduğu için bulmak mümkün ama Etiyopya’da, Kenya’da yada Tanzanya’da hostel kültürü yok denecek kadar az. 
Beş dolarla otuz dolar arasında değişiyor. Hong Kong, Singapur gibi ülkelerde 25-30 dolara kadar çıkabiliyor ama genelde 10-12 dolardır dünyada. Kaliteli hosteller üstelik bunlar. Reyting sistemi olduğu için en iyilerini seçip kalıyorum. 

 

Bunun için cep telefonu üzerinden bir uygulama kullanıyor musun?
Evet, iki ünlü uygulama var bu konuda. Plan yapmadan gezdiğim için bir gün öncesinden ya da otobüsten indiğim anda internetimi açıp bölgedeki hostellere bakıyorum.

 

 

Gittiğin kentlerde müzeleri de gezer misin?  Yoksa kendini sadece sokaklara mı bırakırsın?
Genelde fotoğraf çektiğim için kendimi sokaklara bırakıyorum. Ama çok ilginç müzeler varsa mutlaka giderim. İlginç derken nedir mesela? İnka altınları müzesi var Bogota’da. Es geçilmemesi gereken bir yer. Tıpkı İstanbul’daki Arkeoloji Müzesi, Ayasofya Topkapı ya da Paris’te ki Louvre gibi. Gezmek zorundasın bunları. Louvre’u sekiz saat dolaşmadım ama bir buçuk saat boyunca gezdim. Yoruldum. Hatta Louvre’da komik bir anım oldu. Gişedeki kadından haritaya aldım. “Ne kadar sürede hızlıca gezebilirim?” dedim. “3 ayda gezebilirsin” dedi kadın. 

 

Gittiklerin arasında bir an önce tekrardan görmek istediğin yer ya da yerler var mı?
Etiyopya’ya gitmeyi çok istiyorum bir daha. Bir kere Hindistan diyelim en başta. Çünkü Hindistan rengarenk ve fotoğraf için cennet bir ülke. Fotoğraf benim için bir tutku. Dolayısıyla o önemli bir kriter benim için. Gittiğim ülkenin bana fotoğraf vermesini seviyorum. 
Bir daha gitmemek istediğin bir ülke var mı diye sorarsan yok. Gittiğim her yeri seviyorum. Öyle bir kafada gidiyorum. Kötü bir şey yaşasam da pozitif bakıyorum. 
Dolayısıyla Hindistan’ı birinci sıraya koyuyorum. Eğer dinlenmek ve yüzmek istiyorsam Filipinler. Özellikle ülkenin güneyinde Macellan’ın ayak bastığı adalar. Bohol ve Cebu gerçekten çok güzel. Motorsiklet sürmeyi çok seviyorum. Pirinç tarlalarında ilerlerken birden karşına Macellan’ın inşa ettirdiği dev bir taş kilise çıkıyor karşına. Etiyopya’yı çok seviyorum. Çöllerin, volkanların olduğu çok güzel bir ülke Etiyopya. Kolombiya’ya bayılıyorum. Kolombiyalılar bizim Türklere çok benziyor. Ama daha çok bizim 80’lı 90’lıl yıllarımız gibi. O dönemleri anımsatıyor bana. Eğlenceli, mutlu insanlar. 
Bir de benim için bir diğer çok önemli kriter insanların pozitif olması. Mesela saydığım bu ülkelerin insanları çok pozitif. Seni gördüklerinde devamlı gülümsedikleri iyi günler dedikleri, asansöre bindiğinde selam verdikleri yerler. Kolombiya, Hindistan, Etiyopya ve Filipinler. Galiba benim seçerken en çok baktığım şey, fotoğraf konusunda çok şey vermesi bir de insanların mutlu olması.

 

 

Şu anda kafanda yeni bir rota var mı?
Bu ara o kadar çok gezdim ki biraz yavaşladım. Küçük bir Avrupa turu yaptım. Almanya, Fransa ve İspanya’ya gittim. İlk defa gördüm bu ülkeleri. Bütün dünyayı gezdikten sonra başkalarının ilk gittiği yerlere ben de sonunda gittim. Yeni bir rotam var. Beklediğim bir fotoğraf makinesi çıktı. Onu alınca Afrika’ya gideceğim. Neresi olduğunu bilmiyorum ama Afrika’ya gideceğim. Batı Afrika ya da Etiyopya olabilir tekrardan.  Ama belki öncesinde şu çok istediğim fotoğraf makinesini almak için Japonya’ya da gidebilirim. Oraya gitmişken de belki yine Filipinler’e giderim. 


 


©Copyright 2018 Sitemizde yayınlanan haberlerin telif hakları gazete ve haber kaynaklarına aittir, haberleri kopyalamayınız.
İlginizi ÇekebilirX