Pazar
18.06.2017 - 02:30

Bunu hak ediyor muyuz?

Sitene Ekle
Hafif müzik hafif başka şeyler  |  Mehmet Tez mehmet.tez@milliyet.com.tr Tüm Yazıları »

Roger Waters’ın yeni albümü “Is This The Life We Really Want?” dünyanın gidişatına dair, daha doğrusu bu gidişin gidiş olmadığına dair şarkılarla dolu bir tür revize edilmiş manifesto

Başlıkta kısaltmaya çalıştım, Roger Waters’ın yeni solo albümünün adı tam olarak şu anlama geliyor: “Gerçekten istediğimiz hayat bu mu?” “Is This The Life We Really Want”, müzikal açıdan yeni bir albüm gibi değil, daha ziyade Pink Floyd’un “The Final Cut”, “The Wall”, “The Dark Side of the Moon” gibi albümlerinin B yüzü şarkılarından yapılmış anlamlı bir kolaj gibi duruyor.

Bu müzikal perspektif elbette büyük ölçüde Roger Waters tarafından yaratıldı. Yani şaşkınlık geçirmiyoruz. Bir intihal de değil söz konusu olan. Sözkonusu olan Roger Waters’ın bitmek bilmeyen ve amasız eyvallahsız devam eden sistem eleştirisinin kristalize olduğu bir albüm. Ve içeriğini müzikal ve felsefi açıdan “The Wall” ve “The Final Cut”dan alıyor büyük ölçüde. “12 şarkılık bir distopya konsepti” demiş Rolling Stone. Tam da bu.

Pink Floyd albümleri arasında şöyle bir dolaşırsak bu albümü daha iyi anlarız. “The Dark Side of The Moon”, “Animals”, “Wish You Were Here”da metaforik düzeyde ya da kavramsal felsefi düzeyde dile getirilen sistem eleştirisi ve karamsarlık “The Wall” ve “The Final Cut”ta (grubun birlikte son iki albümü) iyice belirgin olup ete kemiğe bürünmüştü. Yazının tepesinde “revize edilmiş” dememin nedeni, işte bu somut eleştirinin bugünkü somut meselelerle güncellenmesi.

Waters iyice aksileşmiş bir ihtiyar gibi

Çoğu zaman “The Final Cut”ı dinler gibiyiz. En az onun kadar politikaya söven, siyasetçileri eleştiren bir albüm. II. Dünya Savaşı ve soğuk savaş dönemi eleştirilirken mesela “Gunners Dream” o albümde derdini anlatıyordu. Burada bir sürü “Gunners Dream” var.

“Deja vu” ve “The Last Refugee” birer “The Final Cut” şarkısı gibi. “Picture That”, “Animals”a konmamış bir B yüzü şarkısı sanki. Waters’ın Leonard Cohen misali iyice baritonlaşan sesiyle söylediği “Is This The Life We Really Want”, “The Dark Side Of The Moon” dönemine ışınlıyor. “Smell The Roses”ı “Wish You Were Here”deki “Have a Cigar”dan ayrı düşünmekte zorlanıyorum. Bütün şarkıları bu şekilde sınıflandırmam mümkün.

Bu albüme dair temel meseleye gelirsek. Roger Waters eskiden bencil aksi, grubunu yok etme pahasına kendini öne çıkarmaktan geri durmayan, inatçı, dediğim dedik, ama doğrucu ve lafını sakınmayan biriydi. Yani herkesin seveceği bir en iyi arkadaş değildi. Hem kendine hem çevresindekilere karşı zalim olabiliyordu. Ahlaki yapısı onu buna zorluyordu. Gücünü (ve aksiliğini) haklılığından alıyordu.

Onu yargılayabiliriz ama haksız diyemeyiz

Bugün bu albümü dinlerken yaşlı ve mırıldanan, yıllar içinde hiçbir şeyin değişmediğini görerek iyice aksileşmiş bir ihtiyar gibi Waters. Hepimizin farkında olduğu gerçekleri söylüyor ve gerçeği söyleyen aksi ihtiyar olarak dokuz köyden kovuluyor.

Siyaset ve iş dünyasındaki yozlaşma, topluma yansıyan çürüme, savaşlar, kaybolup giden hayatlar, kaybolup giden masumiyet, ikiyüzlülük, çıkarcılık, toplumları yönetenlerin ilkesizliği Roger Waters’ın konuları. Bu konuları neşeli bir şekilde anlatabilir misiniz? Her dakika bunu yüzünüze vuran biriyle yaşayabilir misiniz? Her dakika bunları söylerken sevimli olabilir misiniz? Waters gözardı etmek istediğimiz her şeyi suratımıza vurmakta usta. Bu albümde de öyle.

Onu antipatik bulabiliriz, onu bencil bulabiliriz. Onun Pink Floyd üyelerini saygısızlığa varan bir vurdumduymazlıkla ezdiğini söyleyebiliriz. Bu anlaşmazlığın yıllar sonra bile hâlâ tam olarak tedavi olmadığını, muhtemelen mezara gideceğini de söyleyebiliriz. Onu yargılayabiliriz. Ama ona haksız diyemeyiz. Sadece görmezden duymazdan gelebiliriz, çünkü bu işimize gelir.

Sesi hâlâ etkileyici

Albümde ne var derseniz? Bir kere Roger Waters’ın hâlâ etkileyici bir sesi var. Benim gibi gençliğinden beri dinleyenler için tüyler ürpertici derecede etkileyicidir bu ses. Çok iyi düzenlemelerle bemberrak bir rock sound’u var. Bir de bilgi, albümün prodüktörü Radiohead ile uzun yıllar çalışan Nigel Godrich. Roger Waters’ın 1973 tarihli “The Dark Side of The Moon”daki “Time”da bahsettiği İngiliz usulü umutsuzluğu en iyi müziğe döken prodüktörlerden biridir herhalde Godrich. Özetle dünyanın temel güncel çıkmazları, yozlaşma, mülteci sorunu, terör, Batı hayalinin çatır çatır çöküşü Roger Waters’ın meseleleri. Sözünü söylemeye, müziğini en iyi bildiği şekilde icra etmeye devam ediyor.

Bir dance / electronica albümü

“The Bells” Kornel Kovacs

Barnhus sanatçısı Kornel Kovacs bu albümle en iyi dance electronica dalında Grammy kazanmıştı. Bu albümü özel yapan, standart dans müziği kalıplarını alıp eğip büküp bozup yeniden birbirine yapıştırması. Şimdi şu olacak derken şaşırtıcı başka bir şey geliyor ardından. Bu bakımdan hem tanıdık hem de şaşırtıcı. İsveçli DJ’in sample’ları ve ritimleri lo-fi bir filtreden geçirerek yansıtması da başka bir güzellik. 
 

©Copyright 2017 Sitemizde yayınlanan haberlerin telif hakları gazete ve haber kaynaklarına aittir, haberleri kopyalamayınız.