Yazarlar
01.03.2011 - 20:22

Bunu yazan bir rüzgâr...

Sitene Ekle
Şeytanın gör dediği  |  Çetin Altan c.altan@bnet.net.tr Tüm Yazıları »

Yıllar yıllar önceydi.   Takvimler 1950 yılının 2 Mart’ını gösteriyordu.
Bendeniz Ankara’da Dr. Zekai Tahir Doğumevi’nin özel bir odasındaydım.
Kerime’cik yorgun bir yüzle yatakta yatıyor bana gülümsüyordu, yanında yeni doğmuş bir bebek vardı.
* * *
İlk kez yeni doğmuş bir bebek görüyordum.
Bebeğin yüzü yarım kurabiye kadar ve hafif buruşuk gibiydi, gözleri kapalıydı.
O, benim oğlum Ahmet Altan’dı.
* * *
23 yaşındaydım ve baba olmuştum.
Babalık bol bir elbise gibi duruyordu üstümde.
* * *
Kerime’ciği yanaklarından öpmüş, bebeği kucağıma bile alamamış:
-Oğlum, benim oğlum diye bir sevinç sarhoşluğunun dalgalarını kulaçlamayı becerememiştim.
* * *
Tam 3 yıl sonra yine aynı doğumevinde Kerime’cik lohusa yatağında yatıyor ve bana yeni doğmuş bir bebeği uzatıyordu. Mehmet Altan’ı; onu da kucağıma almayı beceremiyordum.
* * *
Hem Ankara Hukuk Fakültesi’nde okuduğum, hem de Ulus gazetesinde çalıştığım yıllardı.
Ahmet’in doğduğu yıl mezun olmuştum Hukuk Fakültesi’nden.
* * *
Çok partili döneme geçilmesinden sonra, CHP’nin yanında DP’nin de seçimlere katılışının üstünden 4 yıl geçmişti.
14 Mayıs’ta gerçekleşecek seçimler için, kampanya sürüp gidiyordu.
* * *
Dağlar taşlar “Bayar-Menderes” diye inliyor, yüz binlerin toplandığı mitinglerde yeşil bayraklar açılıyordu.
* * *
Menderes, İsmet İnönü’ye yüklendikçe yükleniyor, Atatürk döneminden kalma bir gelenekle; Cumhurbaşkanı İnönü’nün, Çankaya Köşkü’nden motosikletli polisler refakatinde Cadillac arabalarda inmesini de; İstanbul’a özel beyaz bir trenle gidip gelmesini de yerin dibine batırıp çıkararak:
-Yok artık öyle pata pata motosiklet Paşa, yok artık beyaz tren Paşa diye bağırıyor ve halk yığınlarına dönerek de:
-Siz isterseniz hilafeti bile getirirsiniz, diye yeri göğü inleten alkışlar alıyordu.
* * *
İsmet Paşa da, yanıt olarak:
-Ben onları öyle buldum, kendim yapmadım ki, diyordu.
* * *
Bendeniz ise, onca hayhuy arasında, Cebeci’deki bodrum katında Kerime’ciğin emzirdiği bebeğin ellerine dokunup, bazen de hafifçe öpüvermekten, sessiz çıngıraklı perisel bir mutluluk duymaya başlamıştım içimde.
* * *
İstanbul basını, hemen hemen silme Demokrat Parti’yi tutuyordu.
Özellikle de Vatan gazetesinin sahibi ve başyazarı Ahmet Emin Yalman verip veriştiriyordu CHP’ye; gazetenin tirajı da hiç rastlanmadık bir patlayış göstermiş ve 20 binlerden 90 binlere çıkmıştı.
* * *
Falih Rıfkı, Ahmet Emin’e:
-5 damgalı adam, diye yazı hayatında “Milli mücadele”ye nasıl ihanet ettiğinin listesini sıralıyordu.
* * *
Ahmet Emin de, Falih Rıfkı’ya:
-6 damgalı adam, diye; daha da aşağılayıcı yanıtlarla, polemiği sürdürüyordu.
* * *
1953’te Menderes:
-Milletin malını millete iade ediyoruz gerekçesiyle, Ulus gazetesine el koymuştu.
* * *
Nihat Erim, “Yeni Ulus” adıyla, Denizciler caddesinde; CHP adına değilse de, kendi adına; Ulus’u devam ettirmeye çalışıyordu.
* * *
Ahmet Altan, hem yürümeye, hem konuşmaya, hem de kapının önündeki çayırlıkta oynamaya başlamıştı.
Bazen dayanamaz, öğleleri bile giderdim onu görmeye.
* * *
Ahmet, beni görünce koşarak gelip, oralarda dolaşan birkaç kuzuyu göstererek; korka korka:
-Kuzu beni yiyecek baba, diye bana sarılırdı.
* * *
Ahmet’le Mehmet, sonra da kızım Zeynep...
Sanırım yan bilincimde -kendi uğraş alanımda- onlara “layık olabilme” özeni de vardı.
Babalarının yazdıklarından, hiçbir zaman utanmamalıydılar.
* * *
1950 yılının 2 Mart’ında aklıma mı gelirdi, 2011’in 2 Mart’ında; biçimi değişmiş olsa da, doğduğum mekânın en üst katındaki kapı komşum Ahmet Altan için, doğum gününü kutlayan bir yazı yazacağım?
* * *
3-5 gün önce, Ahmet’in torunu Leyla’cık; annesi Sanem Altan’la, yine komşumuz olan halaları Zeynep Bakan’ın evine gelmişler.
4 yaşına yeni basan Leyla’cık, eline verilmiş telefonla bendenize:
-Büyük dedeciğim seni çok seviyorum, diyordu.
* * *
Bendenizin de yüreğim, su kesilip o minik sese doğru akıyordu.
* * *
Bir kalem kâğıtla, bizim pancar motorunu; 60 yılın dalgalı, fırtınalı, tayfunlu denizlerinden geçirerek, ömür takviminin son yapraklarına doğru geldik.
* * *
Baba olmayı yeterince tam beceremediysem bile; onlara layık olmaya elimden geldiğince özendim.
* * *
Ahmet Altan, yaş günün kutlu olsun.
Garip bir rastlantı, Solmaz Kamuran’ın da bugün yaş günü; hiç kutlamadan olur mu?
* * *
Tekerlememsi bir deyim vardır:
-Bunu yazan bir rüzgâr, kendi gitti ismi kaldı yadigâr, diye.
* * *
O kadarcık bir yadigâr dahi kalmıyor bazen; bilinemez ki...

Yazarlarda Ara
Bul
Karısının baskısı altında bulunan erkeğe ne denir?
©Copyright 2011 Sitemizde yayınlanan haberlerin telif hakları gazete ve haber kaynaklarına aittir, haberleri kopyalamayınız.