
|
|
|
 |
|
|
Tiyatroda ışıkçıydı, tavsiye ile altın işine girdi, 'grup' oldu
Başbakan Erdoğan'ın Rusya ziyareti sırasında, eşi Emine Erdoğan'a hediye ettiği gerdanlıkla, bir anda bütün Türkiye'nin tanıdığı bir isim haline gelen Sümer Kuyumculuk'un sahibi Muammer Alkım, 'Yine olsa yine yapardım, pişmanlığım olmaz. Tek üzüldüğüm, 'acaba başbakanı üzdüm mü' düşüncesi..." diyor. Alkım 33 yıldır altın işiyle uğraşıyor. Bir tiyatroda ışıkçılık yaparken, arkadaş tavsiyesi üzerine bu işe girmiş. Şimdi bir şirketler grubunun sahibi. Altın sektörünün en büyük firmalarından biri
AHMET ERHAN ÇELİK
Türkiye onu Başbakan'ın eşi Emine Erdoğan'a Moskova'da gerdanlık ve broş hediye eden adam olarak tanıdı. Biz de Sümer Şirketler Topluluğu'nun sahibi Muammer Alkım'la zaten 'hediye günü' tanıştık.
Alkım, 33 yıldır altın işiyle uğraşan ve halen İstanbul Kapalıçarşı'nın arkasında fabrikası ve ofisleri bulunan bir işadamı. Stork's (leylekler) markasıyla tanınan Alkım'la sadece gerdanlık vakasını değil altın sektörünü de konuştuk. Alkım, ayrıksı bir tez gündeme getirdi: "(Külçe altın hariç) Altın ya da mücevher yatırım aracı olmamalı. Çünkü mücevher ve işlenmiş altın estetik ve kişiye özel bir hediyedir. Başbakan'ın eşine sunulan mücevherler de böyle algılanmalıdır."
Altın sektörünün iş hacmini düşürebilecek ama sektördeki katma değeri yükseltecek bu tezle ilgili sorularımıza Alkım şöyle yanıt verdi:
Altında fiyatlama nasıl yapılır?
Üründe ne kadar altın, ne kadar pırlanta, ne kadar değerli veya yarı değerli taşlar kullanmışız, ne kadar işçilik koymuşuz; buna bakarız. Ama satışta fiyat markaya göre değişir. Ürün marka değilse çok daha düşük kârla satılabilir.
İnsanlar mücevhere neden gereğinden yüksek fiyatlar öder?
Benim yorumum şöyle: Birincisi yüksek değerde hediye vermek karşıdaki insana verdiğiniz değer veya sevgiyle ilişkilidir. Kimse eşine pazarlıkla hediye almaz. İkincisi herkes kendi verdiği değere göre aldığı şeyin içine bir şeyler katar.
İşlenmiş altın ve mücevher ihracatı hızla artıyor. Türkler bu konuda neden başarılı?
Çok çabuk tasarım yapıp, çok çabuk neticelendiriyoruz. Türk insanının pragmatik bir tarafı var, ticarete de yatkın. Deneme - yanılma metoduyla bile olsa 20 yıl içerisinde dünyaya kendimizi kabul ettirdik. Finans kurumları da sektöre kredi vermeye başladılar. Bunlar yoktu. Altın ve mücevherat emek yoğun bir iştir. İngiltere'de, Amerika'da işçilik maliyeti çok yüksek. 100 bin dolarlık bir yatırımla biz 30 kişi çalıştırabiliriz. Ama bir tekstil firması çalıştıramaz.
Siz neden Moskova'ya mağaza açtınız?
Rusya'da ciddi bir mücevher - takı kültürü var. Çarlık zamanından itibaren Rusya'dan Faberge gibi çok önemli markalar, tasarımlar çıkmış. Sonuçta biz Rusya'yı kültür birikimi ve pazar gelişimi itibariyle uygun bir ülke olarak değerlendiriyoruz.
Altın işine nasıl girdiniz?
Devlet tiyatrosunda ışıkçı olarak çalışıyordum. Bir arkadaşımın teşvikiyle pazarlama işi yapmaya karar verdim. Küçük bir kolleksiyonla Ankara'ya gittim. Akşam topladığım parayı saydım, 500 lira vardı. Benim o zamanki maaşım 850 liraydı.
Altını, mücevheri yatırım aracı olarak görmek doğru mudur?
Türkiye'de yatırım enstrümanı olabilecek çok araç var. İnsanlar gitsin borsadan hisse senedi alsınlar, gitsinler bankalarda mevduat yapsınlar, devlet tahvili alsınlar. Ben bu sektörde çalışan biri olarak altının daha doğrusu takının yatırım aracı olarak satın alınmasını istemiyorum. Ürettiğimiz ürünlerin üzerinde değerli taşlar vardır, geri satıldığında para eder ama daha önemli bir başka nokta var. Ben insanlar altını, mücevher takıyı estetik ve manevi değeri, güzelliği olduğu için alsınlar istiyorum.
'Başbakan'ı üzdüysem, üzülürüm'
Alkım hediye gerdanlıkla ilgili ilk sorumuza, "Bu konuda yorum yapmayacağım. Hediye alma - verme hakkımız var. Dolayısıyla ben bu yaşadıklarımızı aklıma bile getirmemiştim" diye yanıtladı. Israrlar üzerine Alkım, hediyenin iadesine varan süreçte yaşadıklarını, duygularını anlattı:
"Türkiye'de onlarca mağaza açtım. Gittim kendi kurdelemi kendi kestim. Ama yurtdışında insan farklı bir duyguya sahip oluyor. Yurtdışında kanımdan, canımdan birisi seni ziyaret ediyor. Bu da devletin bir büyüğü. Benim orada bir Rus ortağım var. Emine hanıma hediyeyi Rus ortağım verdi. Ben de Moskova Belediye Başkan Yardımcısı'na hediye verdim. Ama başkan yardımcısı yanında eşi de olmadığı için broşu da Emine hanım'a hediye etti. Nezaket bunu gerektiyordu. Şuna üzülüyorum. Ben bir firmanın sahibiyim, bir sürü insan çalıştırıyorum. Bir babayım, yetişmiş üç tane çocuğum, eşim, arkadaşlarım var. Önemli değil ama beni hiç tanımayan hayatında bir selam bile vermeyen ya da hiç arayıp sormayan birileri niçin bana hakaret etti. Benim en çok üzüldüğüm konu şudur: Acaba ben başbakanın üzülmesine mi sebep oldum? Yaptığımdan pişmanlığım olamaz. Benim inançlarım, kendime göre değerlerim var. Hz. Mevlana gibi bin sefer olsa bin sefer yine yaparım. Üzüldüğüm nokta başbakanın böyle zor durumda kalmasına sebebiyet mi verdim konusudur. Meseleye böyle bakarsanız keşke vermeseydim noktasına da geliyor insan. Ah kafa, nasıl düşünemedim bunu diyor. Halbuki ben tamamen gönlümden geçeni yaptım."
Verdiği hediyenin 'çok kıymetli' bir şey olmadığını, ancak 'gösterişli' olduğunu belirten Alkım, daha sonra şunları söyledi:
"Bana ikisinin maliyeti 6 bin 500 dolar. Benim cebimden çıkan net para bu. Birisi bunları kaça alır satar, o ayrı. Ben Moskova'ya bir iddiayla gitmişim. Markalarla rekabet edeceğim. Siz benim yerimde olsanız ne verirsiniz? Yani hediye vermek gerekirse ne verirdiniz bizim mağazadan? Komşumuz parfüm satıyordu. Parfüm sattığı için parfüm hediye etmiş. O da normalini yapmış.
Yani gidip de mücevher alıp hediye etmemiş. Ben Başbakan'a parfüm mü verecektim?"
|
|
|

|
|