TÜRKİYE'DE VARLIK GÖSTEREN EN GÜÇLÜ GİZLİ ÖRGÜTÜN KAPISI ARALANIYOR. Türkiye'de de bu tür kitapların başını Orkun Uçar ve Burak Turna imzalı "Metal Fırtına" serisi çekmişti. Orkun Uçar, bu kez Saygın Ersin ile bir araya gelmiş ve "Derin İmparatorluk"u yaratmış. Git gide daha çok kapılıyoruz sırlara... Bize anlatılan, 'mutlak doğru' kabul ettiğimiz olayların arkasında bir 'sır' olduğunu öğrenmek heyecanlandırıyor bizi. İçinde sır olan kitaplar da en temel hislerimizden birini, gizli olana duyduğumuz merakı tetikliyor; Dan Brown gibi, romanlarını 'gizli gerçekler' üzerine kuran yazarlar çok satanlar listelerinden inmiyor. Kitap, bu topraklarda yaşayanların tarihindeki belki de en büyük iki zaferin, İstanbul'un fethi ve Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluşunun arkasındaki sırrı koyuyor ortaya ya da doğrusu 'kurguluyor'."Derin İmparatorluk", 1453-1919-2008 üçgeninde, Türkiye'de varlık gösteren en güçlü gizli örgütün kapılarını aralıyor. 1919 yılının işgal altındaki İstanbul'unda açılıyor ilk sayfa. Kahramanlarımız iki genç paşa: Mustafa Kemal ve Ali Fuat... Mustafa Kemal Paşa'nın, Abdülhamit'in istihbarat elemanlarından edindiği belgeleri gösterdiği Ali Fuat'ın "Kim bunlar?" sorusuna cevabı şu oluyor: "Kurucular... Osmanlı'yı ortaya çıkaranlar. Beyliği devlet yapanlar... Eğer bu adamlar gerçekten var iseler, bir yerlerde zamanlarının gelmesini bekliyorlarsa işimiz çok kolaylaşır... Bul onları Ali Fuat!"Kitap, bu adamların gerçekten de var oldukları varsayımı üzerinden yürüyor. 1919'dan yüzlerce yıl geriye döndüğümüzde bu kez kendimizi fethedilmiş İstanbul'da, Osmanlı Sarayı'nda buluyoruz. Henüz Fatih namını almamış genç Sultan Mehmet, neredeyse kendisi kadar güçlü hale gelmiş sadrazamı Çandarlı Halil Paşa'yı işkenceyle konuşturup ağzından isimler alıyor. Bu isimler, tam da Mustafa Kemal'in 'kurucular' dediği isimler aslında... Haklarında çıkan ferman, kellelerinin vurulmasını emrediyor ve emir yerine getiriliyor.Üçüncü zaman dilimimize, 2008'e geliyor sıra. Aynı gün araştırmacı Hikmet Tezer, bazı belgeleri teslim etmek üzere gittiği işkembecide öldürülüyor, geleceği parlak genç politikacı Oğuz Gündüz ise şaibeli bir trafik kazasında can veriyor. Hikmet Bey'in kızı ile Oğuz'un kardeşinin bir araya gelmeleriyle de sırlar aralanmaya başlıyor. "Bul onları Ali Fuat!" Kitabın heyecanını kaçırmamak için burada keselim. Ama çok sürükleyici bir anlatımla devam ettiğini ve 206 sayfanın su gibi akıp gittiğini söyleyebiliriz. Zaman zaman özensizleşen dil, konsantrasyon bozucu bir etken olsa da, bir çırpıda kitabın sonuna gelmek için sabırsızlanıyorsunuz.Hemen bazı uyarılarda bulunmak gerek. Her ne kadar İstanbul'un fethinden Cumhuriyet'in kuruluşuna kadar pek çok tarihi gerçekle beslense de sonuçta bu kitap bir kurgu. Kuşkusuz, bir varsayımın beslediği olay örgüsü insana bazen "Acaba?" sorusunu sorduruyor. Zaten bu tür kitapları okurken aldığımız zevk belki de bu "Kurgu mu gerçek mi?" ikileminden kaynaklanıyor. Galiba o 206 sayfayı gerçekmiş gibi kendimizi kaptırıp okumak, kitabın kapağını kapattıktan sonra da yalnızca sürükleyici bir roman okumuş olmanın bıraktığı güzel tatla hayata devam etmek en güzeli... Kurgu mu gerçek mi?