Geri Dön

Ah İstanbul!

Ah İstanbul!


Milliyet 2000’den / CELALETTİN KAFESOĞLU


       Pazartesiye; “Olur böyle vakalaröla “merhaba" dedik.
       Savcılıktan, Kültür Bakanlığı Telif Hakları ve Sinema Müdürlüğü’ne giden seks malzemesi dolu çuvallar bürokrasi komedisinin örneğiydi. Haberciliği ve yorumlarıyla magazin dünyasının nabzını tutan Ali Eyüboğlu, “İşimiz kaçak CD, video; şişme kadınları kontrol edecek halimiz yok" diyen müdür beyin sözleriyle, “Ali’ceödeki köşesinden fırlayıp manşete oturdu...
       iii
       Gelelim, salıdan pazara...
       “İstanbul kızlarını sevmeyen baba demekti...."
       “Yüzümüz kızardıöyla kızlarını sevmeyen babayı bir kentten bir ülkeye taşıdık. UNICEF raporunda, nikahsız evlilikler, yoksulluk yüzünden okula gidemeden büyüyen genç kızlar, tehlikede olan bebekler vardı. Esra Zeynep’in haberinde “yaşam kalitesizliğimiz" bir harita üzerinde yansıdı...
       “Yokluğun rengi kırmızı" Doğu’yu kaplarken, ÇATOM’la küçük odalarda umut yeşerten kadınları tanıdık. Esra Yener, başlık parası karşılığı, babaları yaşındaki erkeklerle evlendirilen, kardeş sayısı sorulunca yok sayılan kızlarla, “Evdeki devrimöin gencecik isimleriyle konuştu. Dokuduğu kilimle ekonomik özgürlüğüne adım atan “kırsal analar" artık evde ciddiye alınıyordu...
       Yaşamın tüm renklerini, “adı yok" ama “tadı çok" köşesinde dobra dobra yansıtan, erkek egemen haklara karşı insanı, haklarını savunan, şiddeti şiddetle reddeden bir usta, bir yazar, Duygu Asena; hafta içinde, İbrahim Tatlıses’le alevlenen bilek gücü karşısında yasa gücünü gündeme getirdi. Ve dayak yiyen kadınlara “neden kabulleniyorsunuz" diye sordu...
       Bir adamı sevmekten başka hiç bir suçu olmayan bir kadının mahvedilişine mutlu gözle bakanları... Lale Manço’da bir ilişkiyi sorguladı..
       iii
       “İstanbul, çocukların analardan ayrı düşmesi demekti..."
       Kimi terk edilmişliğin, kimi terk etmişliğin yalnızlığını sokaklara taşıyan, tinerle büyüyen çocuklar. Sadece kirli olan üstbaşların değil belki de bir yaşamın yıkandığı “Umut çamaşırhanesiöni “Temizlenen umutlaröla öğrendik. Arkadaşımız Çağlar Çağatay’ın Dolapdere’de bulup çıkardığı bir proje, Mine Tuduk’un objektifinden hepimizi heyecanlandırdı...
       iii
       “İstanbul, dönüşü olmayan gidişler demekti..."
       Harbiye Nazırı Müşir Şakir Paşa’nın torunu, Bahriye Nazırı Hüseyin Avni Paşa’nın kızı Fitnat Türkmenelli’nin hatıralarında; İstanbul’dan Cumhuriyet denizine açılan bir yolcu, bir saltanata son veren yolculuk örtüştü... Yakın tarihe ışık tutan “Son Padişah Vahdettin ile gurbette" Yılmaz Çetiner’in kaleminden yayımlandı.
       iii
       “Bir kaçıştı İstanbul..."
       17 Ağustos’ta çıktıkları sokaktan yeniden betona dönmeyen bir grup insanın, apartman yaşamından doğaya kaçışları; hoşgörünün yeniden keşfi, dört duvar arasında unutulan komşuluğun dirilişi, çiçeği tanıyan çocukların sevinci, bir yanı bahçe, bir yanı domates biber, nane kokulu karavanlar... Onbinlercemizin içinde olan ama cesaret edemediği alternatif hayat “Karavankent", Semra Kardeşoğlu’nun haberi, Yurttaş Tümer’in fotoğraflarıyla karşımızdaydı...
       Nazım Alpman, Camel Trophy’nin 20 yıllık serüvenine nokta koymak için Pasifikler’e Tonga Samoa’ya kadar uzanıverdi; hayatının 28 saatini kesintisiz gökyüzünde geçirerek. Ve hepimiz, savaş yorgunluğunda biten maceranın zevkini, Alpman Nazım’ın şiir gibi yazısıyla yaşadık...
       iii
       “Ayrı düşen ana oğullar, karı kocalar, kardeşler, sevgililer demekti İstanbul... Sönen ocaklar, solan bahçeler demekti..."
       Memetcan Demiray’ın “Sevdalinka film oluyor" haberini okurken, Raziyanım’ın İstanbul’u geldi aklıma. Ayşe Kulin’in romanındaki; Bosna savaşının ortasında, kendisi ve ailesi için yaşam mücadelesi verirken, içinde kıyasıya süren bambaşka bir savaşla baş etmek zorunda kalan gazeteci Nimeta’nın annesi Raziyanım.
       Balkanlar’dan İstanbul böyle görünüyor demekti...
       İstanbul’dan gurbetlerin göründüğü gibi...

13 Aralık 2019 Magazin Bülteni.

İlginizi Çekebilecek Diğer Haberler

Sıradaki Haber