Üç tarafı denizlerle çevrili güzel bir ülkemiz var... Asya ile Avrupa arasında köprüyüz.. Kendimize yetecek kadar suyumuz, hâlâ nüfusumuzu fazlasıyla besleyecek kadar ekilebilir arazilerimiz var...
Tek eksiğimiz petrol ve doğalgaz... O konudaki şehir hikayeleri de malum: “Aslında petrol de doğalgaz da var bizde ama Amerika izin vermiyor bunları çıkarmamıza.”
Aslında sorunumuz yeraltı kaynaklarının eksikliği değil, insan kaynağı... ‘Güç’ elinde değilken ‘erk’ sahiplerinin yaptıklarını eleştirenler; ‘gücü’ ele geçirdiklerinde nedense düne kadar yerden yere vurdukları icraatların bizzat yeni uygulayıcısı oluverirler...

KISIR DÖNGÜ
Bir ülke düşünün ki, neredeyse bir asırdır hep ‘kritik dönemden’ geçiyor...
Bir ülke düşünün ki, insanlar pazartesi “Siyah” dediklerine salı günü “Beyaz” diyebiliyor...
Bir ülke düşünün ki, “Değiştirilmesi şarttı. Olması gereken de buydu” diye meclisinde değiştirilen kanunları, daha basıldığı Resmi Gazete’nin mürekkebi bile kurumadan yeniden değiştiriliyor.
Nedense yapılan her değişiklik eskiyi mumla aratıyor. Bu kısır döngünün sebebi, paylaşılacak bir şeyi ‘kardeş payı’ yapmak yerine, nalıncı keseri gibi hep kendimize yontmamızdan kaynaklanıyor.
Özgürlüğü herkes için değil, sadece kendimiz için istiyoruz. Evrenin sahibi yerine, ‘güç sahipleri’ne tapanların, “Kraldan çok kralcılık” yapanların, o insanlar koltuk ve güçlerini kaybettiğinde, “Kral öldü, yaşasın yeni kral” diye slogan atmaları kadar doğal ne olabilir ki!
Bin yıl süreceği söylenen 28 Şubat sürecinde yaşanan gerçek bir olaydan esinlenerek çekilen ‘Sürgün İnek’ filmini izleyince bunları yazmak geldi içimden...
“Bin yıl sürecek” denen 28 Şubat ‘post modern darbe’sine gönderme yapmak için afişinde, “Bin yılın komedisi” yazan ve o yüzden de 28 Şubat’ta vizyona giren ‘Sürgün İnek’i izleyince özetle diyeceğim o ki, aslında gülüyoruz, ağlanacak halimize...

TANIŞ’LA TANIŞIN!
‘Post modern darbe’ olarak adlandırılan 28 Şubat’ın bazı uygulamalarını mizahi bir dille beyazperdeye aktardığı için 28 Şubat’ta vizyona giren ‘Sürgün İnek’ filmini, önceki akşam galasının yapıldığı TİM Maslak Gösteri Merkezi’nde izledim.
Öncelikle TİM Maslak Gösteri Merkezi’nin film gösterimi ya da galası için ideal bir yer olmadığının altını çizeyim.
‘Sürgün İnek’in çekildiği Muğla’nın Yatağan ilçesindeki sete ilk giden gazeteciyim. Setten ilk kareler eşliğinde yazdığım ve CADDE’ye manşet olan yazımdan sonra Yatağan basın mensuplarının akınına uğramıştı.

SAĞLAM KADRO
Film, sadece gerçekleri anlatan konusu, kimi zaman kara mizah tadındaki esprileriyle değil, oyuncu kadrosuyla da dikkat çeken bir yapım.
Bakar mısınız Serkan Öztürk’ün yazdığı, Ayhan Özen’in çektiği, yapımcılığını Atmosfer Film-Ali Tokul ile Levent Güneri’nin üstlendiği ‘Sürgün İnek’in oyuncu kadrosuna:
Hasan Kaçan, Şebnem Sönmez, Fırat Tanış, Cezmi Baskın, Vildan Atasever, Necip Memili, Tolga Güleç, Serkan Öztürk, Burak Satıbol, Hüseyin Soyarslan, Savaş Bayındır, Eşref Kolçak, Yılmaz Gruda, Tarık Pabuççuoğlu, Köksal Engür, Sadi Celil Cangiz, Fırat Paşayiğit ve Erdal Cindoruk.
Herkes kendisine biçilen rolün hakkını vermiş ama Fırat Tanış’ın performansının altını çizmezsem günaha girerim.
Bol ödüllü oyuncu Fırat Tanış, senarist Serkan Öztürk’ün yazdığı karakteri öylesine ete kemiğe büründürdü, öylesine canlandırdı ki; sadece o ‘tip’in filmi yapılsa, iyi gişe yapacağı kanaatindeyim.

ARIZA ‘NİHAT ÇETİN’
‘Vizontele’deki “Zeki Müren de bizi görecek mi?” repliği dillere pelesenk olan üçkağıtçı ‘Fikri’ (Cem Yılmaz) neyse, ‘Sürgün İnek’teki Fırat Tanış da öyle arızalı, çıkıntı biri...
Türkiye’nin yakın tarihine mizah penceresinden bakıp, gülmek ve Fırat Tanış’ın ‘Nihat Çetin’ karakterine nasıl hayat verdiğini görüp eğlenmek için filmi izleyin derim.