"Heming-way never ate here"...

Madrid’in turistik bölgelerinden Plaza Mayor’da bazı restoranların girişlerine asılı bu yazının Türkçesi şu:

“Hemingway asla burada yemedi.”

Nobel ve Pulitzer Ödüllü Amerikalı kurgu roman yazarı Ernest Miller Hemingway isminin Calle de Cuchilleros’un (Bıçakçılar Caddesi) duvarlarına bu şekilde yazılmasının sebebi ne biliyor musunuz?

Hemingway’in Madrid’de yaşadığı dönemde yemek yediği ve romanlarında da bahsettiği, Guinness Rekorlar Kitabı’na göre “Dünyanın en eski restoranı” Botun, bu sokakta...

Yıllardır ünlü yazarın romanını okuduktan sonra ABD’den gelenlerin sokaktaki restoranlara, “Hemingway’in yemek yediği yer neresi?” diye sorması esnafı öylesine kızdırdı ki, sonunda bu tabela onlar için kurtuluş oldu.

290 yıldır aynı yemek

Madrid’e ilk kez gitmedim. 1725’te bir Fransız’ın adını vererek açtığı, daha sonra İspanyolların aldığı, 5 kuşaktır aynı ailenin işlettiği Botin’e ilk kez gittim.

Botin’de 290 yıldır aynı şekilde pişirilen süt kuzusundan yedik.

ETS Tur’un kasım ayından itibaren başlatacağı ‘Yüzyıllık Lezzetlerin Peşinde’ turlarının tanıtım gezisi için bir grup basın mensubuyla birlikte Madrid’deydik.

“Gezgin Şef” İnci Özay Hatipoğlu rehberliğinde üç günde Madrid’in asırlık 12 restoranından 8’ine gittik.

Hangiler mi onlar?

Casa Alberto (1827), La Casa del Aboelo (1906), La Taberna de Antonio Sanchez (1830), Botin (1725), Casa Labra (1860), Lhardy (1830), Bodega de la Ardosa (1892) ve Cafe Gijon (1888)…

Bizim gidemediğimiz, ama “Asırlık Lezzetlerin Peşinde” turuyla Madrid’e gidecekler şu tarihi restoranların lezzetlerini de tatma imkanı bulacak:

Casa Ciriaco (1887), Malacatin (1895), Posada de La Villa (1642) ve Casa Pedro (1702)…

Daha eskiler var ama…

Listeye bakınca, “Posada de La Villa, Botin’den bile eski. Niye o Guinness Rekorlar Kitabı’na giremedi?” diyebilirsiniz.

Aynı soruyu biz de yönelttik “Gezgin Şef”imize. Hatipoğlu’nun, bu soruya yanıtı şu oldu:

“Casa Pedro ve Posada de La Villa, daha eski. Ancak Guinness, Rekorlar Kitabı için belgeye bakıyor.
Bu işletmeler belge sunamadı. Botin ise ilk günden bu yana aynı yerde ve evrakları
kayıt altında.”

Domuz yemediğim ve şeker hastası olduğum için gittiğimiz restoranlarda bazı lezzetleri tatmadım. Yediklerimden ikisinin tadı damağımda kaldı.

Bunlardan biri Casa Alberto’da yediğimiz fırında pişmiş “Rabo de Toro” (Boğa kuyruğu), diğeri La Casa del Abuelo’daki “Cambas ala plancha” yani karidesler.

Mekanın sahibinin, “Karidesleri nasıl buldunuz?” sorusuna, herkes “Süperdi” yanıtı verince, adam ne dedi biliyor musunuz?

“Karideslerimiz Türkiye’den…”

GÜNÜN SÖZÜ

“Suyun üstünde bile yürüseniz, ‘Çünkü yüzme bilmiyor’ diye eleştirenler her daim olacaktır. O yüzden siz işinize bakın.”