‘Ertuğrul 1890’, nihayet gösterimde bugün. Haftalardır AKM’nin üzerini tamamen kaplamak suretiyle Taksim’e nazır geri sayım yapıyordu, görmemiş olamazsınız. Filmin Türkiye tarafındaki yapımcılığını üstlenen TC Kültür ve Turizm Bakanlığı tanıtımı için de hiçbir fedakârlıktan kaçınmıyor tabii.

Güzel bir dostluk hikayesi üzerine kurulu film. 1890 yılında II. Abdülhamit’in hediyelerini Japonya İmparatoru Komeii’ye iletmek üzere yola çıkan Ertuğrul Fırkateyni geri dönemiyor. 650’ye yakın mürettebatıyla Koshimoto kayalıklarında parçalanıyor. Aralarından 69 kişi, Oshima adlı yoksul balıkçı köyünün halkı tarafından kurtarılıp aylarca bakılıyor, iyileştiriliyorlar. Film de bunu anlatıyor işte.

Sularında sık sık deniz kazası olduğu için adeta profesyonel birer hastabakıcıya dönüşmüş o köylülerin doktorun (Seiyo Uchino) talimatlarını harfiyen uygulayıp nasıl yaralıların canını kurtardığını... Ölen denizcileri çıkarıp dünyanın öbür ucunda da olsa bir mezarları olsun diye nasıl usulünce gömdüklerini... Ve bu sırada Kenan Ece’nin oynadığı Yüzbaşı Mustafa ile nişanlısı yine bir deniz kazasından yaralıları kurtarırken öldüğünden beri konuşmayan Haru (Shioli Kutsuna) arasındaki sessiz - sözsüz duygu akışını...

125 yıllık kutlama

95 yıl geçiyor aradan. 1985’te İran - Irak savaşı sırasında Tahran’dayız. Saddam Hüseyin, bombardıman öncesi yabancılara 24 saat veriyor şehri terk etmeleri için. Japonya kendi vatandaşlarını almak için uçak gönderemeyince bu kez Türkiye koşuyor yardımlarına. Turgut Özal’ın talimatıyla THY bir ek sefer yaparak 215 Japonu evlerine ulaştırıyor. Bize de iki halkın dostluğunu 125’inci yılında Türkiye - Japonya ortak yapımı bir filmle kutlamak düşüyor.

Büyük bütçeli, üzerinde yıllarca çalışılmış bir film. Yönetmen Mitsutoshi Tanaka, 90 yıllık arayla yaşanan iki hikayede aynı oyuncuları kullanmayı tercih etmiş. Yani Ece’yi 1985’te de konsolosluk görevlisi Murat olarak izliyoruz. ‘Japonya’nın genç Beren Saat’i’ diye tanıtılan Shioli Kutsuna’yı da Tahran’da öğretmenlik yapan Harumi olarak... Ve yolları tekrar kesişiyor.

Ben Yeşilçam alışkanlığımla “Torunları mıymış bunlar Haru ile Mustafa’nın?” diye sordum. Ama anlaşılan o ki, mesele daha uhrevi. Başka bir hayatta daha önce karşılaşmış gibiler, o kadar... Sertliği ve öfkesi, hayatını kurtaran Japon doktora el kaldıracak kadar ileri derecede yaşadığı kaza travması, filmdeki en ciddi itirazlarımdan olan Yüzbaşı Mustafa’yı 95 yıl sonra Tahran’da olgun bir ruh olarak görmemiz iyi oluyor doğrusu. Yoksa filmden “Türkler kendilerine yardım eden Japon halkına nankörlük etmiştir” sonucunun çıkması an meselesiydi.

Murat’ın finaldeki “Ey Türkler, uçağınızı Japon kardeşlerinize verin. Onlar kurtulsun, siz bombaların arasından karayoluyla dönersiniz” konuşmasının inandırıcılıktan uzaklığı da diğer itirazım. Kim kendini feda eder bu durumda - ama ediyorlar - ayrıca niye etsinler, THY iki uçak yolluyor, ikincisi yolda. Kahramanlığın da bir sınırı olmasın mı?

Neyse, toparlarsak, tarihin çok da bilmediğimiz bir dostluk sayfasını iyi niyetle aralayan bir film, ‘Ertuğrul 1890’. Uygulayıcı yapımcılığını Japonya’da TOEI, Türkiye’de Böcek Yapım üstlenmiş. Özenli bir yapım, özellikle fırtına sahneleri çok etkileyici. Kenan Ece’nin yanı sıra Alican Yücesoy, Uğur Polat, Mehmet Özgür, Tamer Levent ve Melis Babadağ gibi iyi oyunculardan oluşan bir kadrosu var. Japonya’da göz yaşlarıyla izlendi, bakalım bizde nasıl karşılanacak...