Bodrum’un ilk kez bu kadar boş bir zamanına denk geldim. Meğer 29 Ekim, Bodrumlular için milatmış. O günü de geçirdikten sonra kendi tatilleri başlarmış. Aslında bence Bodrum’un da asıl zamanı bu

Çocukluğumdan beri görmeden tek bir yaz geçirmediğim Bodrum’un ilk kez bu kadar boş bir zamanına denk geldim. Hele hele hava karardı mı sokaklar bir tek kuçulara kalıyor, yazın duvarından insanların sarktığı Küba’da müzik hayaletlere çalınıyor, Adamik, Ora, Hadigari kapıya kilidi vurmuş gitmiş.
Sonra öğreniyorum ki meğer 29 Ekim Bodrumlu işletmeciler için bir milatmış her sene. O günü de geçirdikten sonra kendi tatilleri başlarmış. Aslında bence Bodrum’un da asıl zamanı bu.

Program her zaman güzel
Bu sene de Cumhuriyet Bayramı, 20 bin kişinin katıldığı fener alayıyla, büyük şaşaaayla, barlardan taşan 10. yıl marşlarıyla kutlandı, bitti, ertesi gün tatlı bir sonbahar güneşi ve derin bir sessizliğe uyandık. Körfez Restaurant, her zamanki popülaritesinde, meşhur Sünger Pizza, bir de kış gecelerinin kurtarıcısı Marina Yacht Club. Canlı müzikteki ısrarlarını çok yerinde buluyorum. Ne zaman gidersen git, orada iyi bir program bulacağını biliyorsun. Yazın Fatih Erkoç’ların, İskender Paydaş’ların gelip geçtiği mekan, sezonu Nil Burak’la kapatıp, kapılarını Bodrumlu müzisyenlere açmış kış için. Biz çarşamba akşamı Tolga Seçkin ve orkestrasını dinledik. Gerçekten çok sağlam bir grup, Latin ağırlıklı, iyi bir repertuarları var. Ve Yacht Club, insanı boğmayan hoş bir kalabalığa sahipti. Gene Mavi’ye gidebilirsiniz, yeni bir grup keşfedersiniz muhtemelen... Ya da Mandalin Bar’da kaleye karşı Sandoz’unuzu (Bodrum mandalinalı bir kokteyl) yudumlarsınız.

Deniz Müzesi sürprizi
Nerelerde yemek yiyebileceğinizi saydım... Eğer tavsiyelere kulak verirsek Marina’daki Arjantin restoranını, Berk Balık’ı, Türk müziği eşliğinde yemek istiyorsanız Bodrum Meyhanesi’ni ya da Kaptanın Yeri’ni tercih edebilirsiniz. Bir öğlen tabii ki çarşıya inip hiç bozulmayan ev yemekleriyle kaç yılın Sakallı’sını ziyaret etmemek olmaz. Ve oraya gittiğinizde tam karşısında sizi bekleyen sürprize geldi sıra: Bodrum Deniz Müzesi’ne.

Güleşçi’nin deniz kabukları
Halikarnas Balıkçısı’nın elleriyle ektiği okaliptüs ağacının karşısındaki tarihi bedesten binasında geçen yıl bu zamanlar açılmış müze. Girince sizi Bodrumlu usta Ali Kemal Denizaslanı’nın yaptığı Bodrum tipi model tekneler karşılıyor. ‘Gayıktan Gulete’, 49 tekne. Hemen karşınızda Halikarnas Balıkçısı köşesi var. Fotoğraflarıyla, anılarıyla, kitaplarıyla, pasaportu, kalemi, çizimleri, özel eşyalarıyla Cevat Şakir “Merhaba” diyor gelene.
Sonra merdivenleri çıkıyorsunuz ve büyüleyici bir manzarayla karşılaşıyorsunuz. Çok başarılı bir aydınlatma sistemiyle, müthiş bir şekilde tasnif edilmiş bir deniz kabuğu koleksiyonu... 2000 yılında Sabancı Holding CEO’luğundan emekli olan Hasan Güleşçi’nin 1961’den beri dünyanın dört bir yanından topladığı 3 bin 500 kabuk. Güleşçi, geçen yıl Bodrum’un -nihayet bu hafta görevine iade edilen- belediye başkanı Mehmet Kocadon’un önerisiyle müzeye bağışlamaya karar vermiş, bu çok kıymetli koleksiyonunu.

Arkasında ciddi emek var
Sadece deniz kabuklarının toplanıp biriktirilmesini anlamayın, Hasan Bey, Florida’nın Sanibel Adası’ndaki Bailey-Matthews Deniz Kabukları Müzesi’ni gezip bu işin müzecilik tarafını da öğrenmiş. Deniz kabuklarıyla ilgili kitaplar toplamış, yazarlarıyla, konunun uzmanlarıyla sohbetler etmiş. Ve Bodrum Müzesi’ne verirken de etiketleme sisteminin üzerinden bizzat yeniden geçmiş. Sadece müzecilik konusunda pek geçer nota sahip olduğunu söyleyemeyeceğimiz ülkemizin küçük bir müzesinde değil, dünyanın herhangi bir yerinde de izleyeni etkileyecek bir koleksiyon bu. Nitekim ziyaretçi defterine yazılanlar da bunu doğruluyor.
Kısacası, eğer vaktiniz varsa, Bodrum’a sıcaktan, nemden ve kalabalıktan nefes alınamayan, barlar sokağında yaya trafiğinin tıkandığı, cıstakların insanı sağır ettiği yaz mevsiminde değil, asıl şimdi gidin. Daha kim bilir keşfedilecek ne sürprizler bulacaksınız...