Geçen sezon, tiyatrolarda yaşanan hareketliliği değerlendirirken “Dot’u bu anlamda bir milat kabul ediyorum” demiştim. Abarttığımı düşünen olabilir ama hâlâ buna inanıyorum, Dot’un bir kapı açtığına ve ne mutlu ki o kapıdan pek çok yeni oluşumun, başka bir tiyatronun mümkün olduğuna dair umutların çıktığına.
Konservatuvardan mezun olan, memleketin uzak bir köşesine sürülmeden tiyatro yapmak isteyen bir dolu genç oyuncu için de bir adres Dot artık. Alternatif bir varoluş alanı.
Nitekim geçen yıl, Dot’un bugüne kadarki en kalabalık oyunu “Kürklü Merkür”de her biri diğerinden yetenekli sekiz gencin müthiş uyumlu ekip oyunculuğunu izlemiştik.

Uzun soluklu oyun
Bu sene, daha da kalabalıklaştılar, 35 kişi oldular ve Mısır Apartmanı’nın dışına taştılar. Tünel’deki BİLSAR Binası’na komşu gittiler. Bütün sezona yayılacak uzun soluklu bir ‘oyun’ için.
İngiliz yazar Mark Ravenhill’in 17 kısa oyunu ve NTV Radyo’da yayınlanacak bir radyo oyunu sekiz ay içinde yavaş yavaş çıkacaklar seyirci karşısına. Her biri kendi içinde başlayıp biterken, bir yandan da bir puzzle’ın parçaları gibi birleşip bir uzun oyun oluşturacaklar en sonunda.
16 Ekim’de “Kayıp Cennet” ve “Dün Meydana Gelen Bir Olayda...” adlı ilk iki oyunla başlıyor tamamlanmış adı “Vur / Yağmala / Yeniden” olan proje. Enteresan bir deneme olacağı kesin. Murat Daltaban ‘ilk’ sözünden çekinen temkinlilerden olsa da basbayağı bir ilk. 

Yatırım aracı
Ve bu noktada ben böylesi bir projeye inanıp destek veren Bilsar’a getirmek istiyorum sözü. Bir internet sitesinde Dot’u yerden yere vuran bir yazı gördüm geçen gün. “Burjuva dayanışması ruhuyla yaşıyor” diyor Dot için ve bilet fiyatlarını eleştirerek “Tiyatronun nesine aşık oldukları belli” diyor.
Öyle ya, ülkemizde tiyatro basbayağı bir ‘köşe dönme’ yeri. Televizyon dizilerinden kazandığını yan gelip yemek yerine tiyatroya yatırıyorsa Murat Daltaban, bütün yazını provalarda geçiriyorsa mutlaka bir bildiği olmalı...
Öte yandan Bilsar’ın Yönetim Kurulu Başkanı Selman Bilal, Dotbilsarda’yı kutlamak için evinde verdiği davette ekipten daha bile heyecanlı görünüyordu neredeyse. Herhalde o da tiyatroyu karlı bir yatırım aracı olarak görüyor olmalı bu bakışa göre.
Ne güzel, keşke böyle ‘uyanık’ işadamlarımız artsa değil mi? ‘Burjuva dayanışması ruhu’ yayılsa ve artık ‘iki kalas bir heves’ten öteye geçse tiyatrolarımız... 


Burjuva ruhu dayanışması

Uçuyoruz konuyoruz, hep aynı!
Bir arkadaşım, “Yaşın ortaya çıkacak” dedi ama söylemek zorundayım, ben onları sahnede ilk izlediğimde kendileri ‘ön grup’tular. Mekan da efsane Şan Tiyatrosu’ydu zaten... Bir asır önce gibi...
Nilüfer vardı, Eurovision fatihi Johnny Logan ve ‘onlar’! Yani MFÖ... Pardon, Mazhar Fuat Özkan. “Ele güne karşı yapayalnız” ile coşuyorduk, “Hop usta aman oynama, değişmez taka tuka” ile zıp zıp zıplıyorduk... “Erken kalkmak mecburen” hislerimize tercüman olurken “Bu sabah yağmur var”dı İstanbul’da ve “Yalnızlık ömür boyu”ydu o zamanlar da...

Bayramda MFÖ
Aradan çokça yıl geçmişken, konsere annesi babası refakatinde gelip kapıdan alınan ortaokul öğrencisi büyümüş, koca kız olmuşken, bir bayram gecesi yaşandı Balans’ta.
Sahnede yine Mazhar Fuat Özkan, pardon bu kez MFÖ. Bu kadar mı yaşlanmaz üç insan. Gece yarısı 1’de başlayıp 2 saate yakın süren müthiş bir sahne performansı, düşmeyen bir enerji, bizim yaşımız da yine 14 sanki.  Yeni şarkıları eskilerini aratmayan, eskileri ise bugün bayat kaçmayan nadir gruplardan onlar. “Bir zamanlar” değil, her daim “fırtınalar estiriyorlar”, “Mazeretleri var, asabiler”, “Hala umutları var” ve yine “Ele güne karşı yapayalnız” olmuyor, hatta “Yalnızlık ömür boyu” kesinlikle...