Bir haftadır çeşitli belediyelerin 8 Mart ilanlarıyla meşgulüz. Kadıköy Belediyesi, gayet şık bir hareket yaparak billboard’larını kadın ve LGBTİ örgütlerine açtı. “Siz bu toplumun ezilen, susturulan kesimisiniz. Buyrun, 8 Mart’ta bu alan sizin” dedi.
Böylece ortaya erkeklerin sakız ettiği ‘Kadınlar başımızın tacıdır, kutsaldır, çiçektir, nazenindir’den farklı bir söylem çıktı. ‘Lambdaİstanbul LGBTİ Dayanışma Derneği’nin hazırladığı ilan, toplumsal cinsiyet eşitliği mesajı vermeyi amaçlıyordu mesela: “Lezbiyenim, biseksüelim, transım, interseksim: Okulda, işte, mecliste her yerdeyim!” şeklinde.
Gayet olumlu, özgürlükçü, eşitlikçi bir slogan... Kimsenin dışlanmadığı, kenara itilmediği, kapsayıcı bir toplum özleminden söz ediyor, kimi rahatsız edebilir? Hayır, bizde nefreti körüklemek serbest de bu tür özgürlükçü söylemler hemen birilerini rahatsız eder. Burada da ne hikmetse, hem de bir kadın, derhal bir imza kampanyası başlatmış, ‘Kaldırılsın bu ilanlar’ diye. Kadınlara hakaretmiş bu! Ahlaksızlığa davetmiş.
Ben anlamıyorum, ne geliyor akıllarına ‘Okuldayım, meclisteyim’ deyince ki ahlaksızlık çağrıştırıyor? Neyse ki Kadıköy Belediyesi ‘Biz herkesin belediyesiyiz’ gibi makul bir açıklamayla bertaraf etti konuyu.
Karşıyaka’da ise ‘Sana ne?’li ilanlar boy gösterdi panolarda. Hani onu giyerim, bunu söylerim, istediğimi yaparım, ‘Sana ne?’ ile biten cümleler. ‘İşte İzmir’in farkı!’ diye de pek beğenildi ama itiraf etmeliyim, ben böyle bir günde birilerine ‘inat’ olsun diye söylemler üretmenin meselede ağırlığı gene karşı tarafa vermek anlamına geldiğini düşünüyorum. Bu seferlik odağımızda bir şeylere ‘rağmen’ ya da ‘inadına’ değil, sadece kadın olsa daha anlamlı olur diye düşünüyorum. Bu yüzden, ‘Kadın şair yok’ saçma iddiasına karşı şahane kadın şairlerin dizeleriyle 8 Mart’ı kutlayan Kampus Cadıları’nın yaptığını çok hoş buluyorum.
“Öyle güzelsin ki kuş koysunlar yoluna” diyen Nilgün Marmara’yı, “Ben yağmura deli buluta deli” diyen Gülten Akın’ı, “Kuş ölür, sen uçuşu hatırla” diyen Füruğ Ferruhzad’ı okumak için vesile olsun 8 Mart.
Bütün ‘cadı’ların Kadınlar Günü kutlu olsun.

Bitmeyen düşmanlık

“Yaklaşık 30 yıldır Ermeni tabur komutanı Ohannes’i canlandırıyorum. Bugün yine yıllarca ekmeğini yediğim Mahmut ve Şevket Efendi’ye ihanet edecek ve canlarını alacağım.”
Nasıl çocuksu bir cümle değil mi? Koca koca adamlar bir oyun sahneliyor ve kendilerini rollerine sonuna kadar kaptırıyorlar. DHA’ya ‘Şimdi canlarını alacağım2 diye açıklama yapan bir belediye emeklisi, düşünün ki.
Normalde bu oyun hali sevimli ya da komik bile olabilirdi. Ortada yeni nesilleri öfke ve nefretle büyütmek gibi bir amaç olmasa. Ama bu ‘oyun’, Erzurum Aşkale’de işgalden kurtuluşun 98. yıldönümü nedeniyle sahneleniyor, şarap görünümlü meyve suları eşliğinde (korkunç kahkahaları da geldi mi kulağınıza?) tavuk sıyıran ‘kötü adamlar’ yani Ermeniler, kapı önünde hamur açarken ya da camide ezan okurken yakalayıp katlettikleri masum insanlar, yani Türkler ve lise öğrencilerinin canlandırdığı Türk milis kuvvetlerinin intikamı. Top, tüfek, tabanca sesleri ve perde.
Belediye başkanının konuşması da tuzu biberi: “Tarihi kan ve ihanetle dolu Ermeniler’i bu topraklardan söküp atan şanlı ecdadımızı huzurlarınızda bir kere daha rahmet ve minnetle anıyorum. Bir ihanet şebekesi olan bu Ermeni çetelerinin bu topraklara ve asil Türk milletine düşmanlığı ve kini hiçbir zaman bitmemiştir.”
Neresinden tutmalı? Bir milleti daimi ‘ihanet şebekesi’ diye adlandırıp savaşların sorumluluğunu tek tarafa yüklemenin tuhaflığından mı, çocukları 100 yıllık nefretlerle büyütmenin tehlikesinden mi? Bitmeyen düşmanlığın nasıl körüklendiği ortada da, bundan kime fayda var, o belli değil.