Bu hafta sonunun gündemi buydu ne hikmetse... Kaya Çilingiroğlu birkaç gazetede birden deliler gibi merak edilen konulara açıklık getirmişti. Nasıl ikna olmuştu nikâh masasına oturmaya? Bir kadına verilecek en ‘kutsal’ armağan olan değerli soyadını oğlunun annesine bahşetmeye ne sebeple karar vermişti? Ne olmuştu, başına taş mı düşmüştü??
Nitekim bütün bu soruların tek bir cevabı vardı: “Feraye bu evliliği hak etmişti...”
Ne yapmıştı? Hiç talep etmemişti, “Ne olacağız biz?” dememişti, evlenmek istiyorsa da belli etmemişti... Zaten “Bunları sorsa zinhar evlenmezdim” diyor Bay Çilingiroğlu. 

Karşılıklı güzellik
Evliliği hak etmek...Gerçi Feraye Tanyolaç da nikâh tarihini bekleyerek yaşayan bir kadın izlenimi hiç vermiyor. Bunu kocasının kendisine bir jesti gibi değil karşılıklı yapılmış bir güzellik olduğunu söylüyor... Çok da haklı.
Benim de derdim zaten onların ilişkisini sorgulamak değil. İsteyen istediği gaileyle evlenir, ama karşısındakini mutlu etmek için ama çocuğu için, bu onların sorunu.
Ama işte neden kadın karşısındakini ‘kafesleyip’ bir boş bulunma anında nikâh masasına oturtmak için planlar yapan bir yaratık gibi görülüyor bunu merak etmekteyim ben.
Neden mesela kimse “Feraye Hanım, nasıl razı oldunuz evlenmeye?” diye sormuyor. Sabah’tan Şirin Sever bir kadın olarak Kaya Çilingiroğlu’na diyor ki mesela: “Size âşık, sizden çocuk yapmış bir kadını bu kadar zaman bekletmek adalet mi sizce?”
Bekletmek derken? Adam zaten kadınla beraber. Neden kadın burada bir şey ‘bekliyor’ oluyor? Evlilik kadın için nihai hedef, cennetin öbür adı mıdır? Yeterince susunca, sabredince, bekleyince elde edilen bir ödül müdür? Bir ilişki belediye memuru takdis etmeden tamamlanamaz mı?

Gelinlik hayali
Bir magazin röportajından yola çıkıp bunca soruya ‘gark olmak’ tuhaf belki ama bu cümleler gittikçe can sıkıcı olmaya başlayan ‘bekleyen kadın - kaçan erkek’ temalı ilişki biçimini besleyip duruyor bence, mesele bu.
Buradan bildirmek istiyorum ki, bütün kadınlar bir gün gelinlik giyme hayaliyle yaşamıyor. Evlilik cüzdanının ebedi mutluluğu garantileyen bir ‘tapu’ olmadığını gayet iyi bilen, üstüne üstlük kimsenin tapusuna talip olmayan kadınlar da var.
“Ve sonsuza dek mutlu yaşadılar...” cümlesinden sonrasını tahmin edebilen, o yüzden belki bile isteye nikâh masasından uzak duran, bir beraberlikten gökten düşecek üç elmadan başka şeyler bekleyen, imza atmaya razı olması için ‘hak edilmesi’ gereken kadınlar... Hem de sandığınızdan çok daha fazla... 


Bambaşka bir Işın Karaca
Işın Karaca’nın kardeşi Akın Büyükkaraca prodüktörlüğünde hazırladığı yeni albümünü çıkmasına beş kala dinleme fırsatı buldum. Adı “Uyanış” albümün ve baharla birlikte yeni başlangıçlara hazırlanan bir ruh hali bırakıyor insanın üstünde.
Nitekim Işın Karaca için de bir ‘uyanış’ albümü bu. Belki Erdem Yörük ile 12 yıllık ilişkisini bitirdiği için, belki yeni denizlere yelken açtığı içindir, bambaşka bir kadın çıkmış içinden.
Mesela ilk defa kendi diyecekleri olduğunu görmüş ve söz yazarı, besteci olarak da varlığını ilan etmiş. Çok da iyi etmiş, içinde kendi deyimiyle ‘damar Işın Karaca’ şarkıları da, tango da, R&B de, elektronik de olan, özetle içindeki bütün renkleri gösterebildiği bir albüm yapmış sonunda. 

Ajda Pekkan cover’ı
Muhtemelen albümün çıkış parçası da olacak “Uyanış”, yeni bir Işın Karaca klasiği olmaya aday. Ege Çubukçu ile birlikte yaptıkları ‘beş dakikada unutan başı dik kadın şarkısı’na dikkatleri çektikten sonra hüzünbazlar için de “Ben gidemedim, ben bize kıyamadım / Sen kalamadın, kalbine inanamadın” gibi sözleri olan “Gidemedim”i muştularım. Unutmadan, bir de çok cesur cover parça koymuş albüme Işın Karaca: “Bambaşka Biri”.
Ajda Pekkan ile özdeşleşen bu parçayı bir daha söylemeye de böyle bir ses gerekirdi zaten...