“Görsem de geçecek idi...”

“Buna dünya derler hepsi geçer / Hangi günü gördün akşam olmadık...” Kul Hüseyin’den bu alıntıyla giriyor söze ve devam ediyor: “Görsem de geçecek idi, görmesem de geçecek idi. Ben halimden memnunum. Ben kendime kendime göre bir yuva kurmuşum. Gözlerim açılsa tekrar yeni bir yuva kuramazdım...”
Aşık Veysel, 7 yaşında çiçek hastalığının kapattığı gözlerini açtırmayı öneren gazetecilere söylüyor bu sözleri...
“Bir küçük dünyam var içimde benim / Mihnetim ziynetim bana kafidir / Görenler dar görür geniştir bana / Sohbetim ülfetim bana kafidir” diye anlattığı dünyası değişsin istemiyor. Yedi yaşına kadar gördüğüyle bir yeni hayat, bir ‘yuva’ kurmuş, gerisinde gözü, gönlü kalmamış...

“Dostlar beni hatırlasın”

21 Mart, Aşık Veysel’in ölüm yıldönümü. Sivas’ın Şarkışla ilçesinin Sivrialan köyünde koyun sağmaktan gelen annesinin kendisini doğuruverdiği yol kenarından omuzlar üzerinde geçirilip ‘sadık yari’nin kucağına bırakılışının üzerinden tam 36 yıl geçmiş. “Ben giderim adım kalır / Dostlar beni hatırlasın” diyerek göçen ozan, bir belgeselle hatırlanıyor şimdi. TRT - Kalan Müzik işbirliğinin ilk ‘meyvesi’ “Küçük Dünyam” adlı belgesel ve ne kadar doğru topraklardan ‘devşirilmiş’...
Can Dündar’ın danışmanlığında Hacı Mehmet Duranoğlu’nun yazıp yönettiği belgesel, yarın TRT 1’de ilk kez yayınlanacak, haftaya da DVD’si Kalan Müzik tarafından piyasaya verilecek. Bunu bir de iki CD’lik Veysel albümü izleyecek ki bundan ala ‘hatırlanma’ mı olur...

İlk şiir Atatürk’e

Gübretaş A.Ş. sponsorluğuyla hazırlanan “Küçük Dünyam”, her anı ders çıkarılacak öykülerle dolu 79 yıllık bir hayatı ilk kez gün ışığına çıkacak görüntülerle, kayıtlarla, röportajlarla anlatıyor.
Yedi yaşına kadar her çocuk gibi koşup oynayan, kendisinden önceki kardeşlerini alıp götüren hastalığa gözlerini veren, dokuzunda eline aldığı sazı yetmiş yıl kucağından bırakmayan, iki çocuğunu kaybettikten, ilk karısı hizmetkarla kaçtıktan sonra yollara düşen ve mutluluğu bir ömürlük hayat arkadaşı Gülizar’da bulan, 39 yaşında ilk şiirini Atatürk için yazan bir ozanın hikayesi...

“Toprağı göremezdim...”

Ahmet Hamdi Tanpınar’ın “Hepimizin pabucunu dama attın, ben ‘Mektup’ şiirinin üzerine şiir yazmam” dediği bir ozanın...
“Gözlerim görseydi ben toprağı göremezdim, özelliklerini bilemezdim. Çiğneyip geçerdim...” diyen bir ozanın...
Ve toprağa tamamen karışabilmek için, üzerinde biten otlar, çiçekler koyunlara, kuzulara, arılara besin olsun, gene dönsün insanlara yarasın diye üzerine taş istemeyen bir insanın...
Kazık kakmak ya da dünya malını yanında götürmek mümkünmüş gibi hep daha, daha, daha fazlasında aklı kalarak yaşayanlar için anlaşılması ne kadar zor değil mi? Ve sonunda ‘ölümsüz’ olan yine o ‘Küçük Dünya’sıyla koskoca bir dünyaya ulaşmış olan Veysel işte...

Medeni cesaret ödülü
5. Nardis Genç Caz Vokal yarışması 11 gencin kalp çarpıntısı, 5’inin sevinciyle gelip geçti ya, biz en çok bir kişiden söz ettik çıktıktan sonra.
Evet, birinci olan Anna Rybeka bir harikaydı, Banu Güven, aradaki performansıyla çok etkileyiciydi ve fakat bir küçücük kız vardı ki, kırmızı ruju, ojeleri, fötr şapkası ve müthiş enerjisiyle fırtına gibi esti gitti.
Hayır, dereceye girmedi, belki sesi, yorumu çok beğenilmedi ama sahnedeki varlığı tartışılmazdı.
Adı Tuğçe Kendigelen’di, henüz 19 yaşındaydı, Konya’dan kalkıp gelmişti. Televizyonlardaki popstar yarışmalarında şöhreti aramaya kalkışmamış, tutmuş Nardis’i bulmuş, bir caz yarışmasında denemek istemişti kendisini.
Sırf bu çaba takdire değerdi. Hem de bu küçücük yaşta... Nitekim bizim gönlümüzün ‘medeni cesaret ödülü’ Tuğçe Kendigelen’e gitti.
Dileriz yılmaz, devam eder bu yolda...